Articles by "Dunya Klasik"

Dunya Klasik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bilinmeyen Bir Tanriya - John Steinbeck

Bilinmeyen Bir Tanriya - John Steinbeck

O’dur insana nefes veren, güç O’nun armağanıdır bize.
En büyük Tanrılar bile boyun eğer O’nun emirlerine.
Yaşamdır O’nun gölgesi, ölümdür O’nun gölgesi;
Uğruna kurbanlar sunacağımız bu Tanrı kim?

Gücüyle efendisi oldu tüm canlıların
ve parıldayan bu dünyanın
Dünyanın, insanların ve hayvanların hakimi O
Uğruna kurbanlar sunacağımız bu Tanrı kim?
  • Kitap Adı: Bilinmeyen Bir Tanriya
  • Yazar Adı:John Steinbeck
  • Çevirmen: Ayşe BAŞÇI
  • Yayınevi: Remzi Kitabevi

Bilinmeyen Bir Tanriya - John Steinbeck

Gökyüzünde küçük küçük bulutlar kümeleniyordu; içlerinden bir alay, tepenin hizasında oluşmaya başlayan orduya katılmak üzere aceleyle doğuya hareket etti. Batıdaki dağların üzerinden incecik gri okyanus bulutları yarışırcasına geldi. Rüzgâr nefes nefese ortaya çıktı; ağaçların dalları arasından iç çekerek ilerledi. Joseph’ın atı hafif adımlarla bayırdan inerek yine nehre yöneldi; sık sık başını kaldırıyor, yaklaşmakta olan yağmurun taze ve tatlı kokusunu içine çekiyordu. Bulutların süvari birliği geçip gitmiş, mızrak ve kalkan kuşanmış askerlere benzeyen dev kara bulutlar, gökgürültüsüyle birlikte denizden içeri doğru yavaş yavaş ve uygun adım ilerlemeye başlamıştı. Joseph, yaklaşmakta olan bu şiddet sahnesi karşısında zevkten titredi. Nehir âdeta yatağında coşuyor, yoluna çıkan taşların üzerinden heyecanlı bir gevezelikle geçiyordu. Sonra, yaprakların üstüne düşen iri ve tembel damlalarla yağmur başladı. Gök, patlayan cephane sandıkları gibi gürlüyordu. Küçülüp sertleşen yağmur damlaları havayı yararak ağaçların arasından ıslık çalar gibi geçiyordu. Joseph’ın giysileri anında sırılsıklam olmuştu; atı da suyun içinde pırıl pırıl parlıyordu. Nehirdeki alabalıklar yuvarlanan böceklere saldırıyor, bütün ağaç gövdeleri ıslaklığın koyu rengiyle parlıyordu.
 Bilinmeyen Bir Tanriya - John Steinbeck
Bilinmeyen Bir Tanriya - John Steinbeck
[alert title="LÜTFEN DİKKAT! - Kitabı İndirmek İçin Logoya Tıklayınız" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Robert Musil - Niteliksiz Adam 2

Robert Musil - Niteliksiz Adam 2

Avusturyalı yazar Robert Musil'in (1880-1942) Niteliksiz Adam başlıklı dev romanı, günümüzde modernizmin roman alanındaki birkaç başyapıtından biri sayılmaktadır. 

Kafka, Joyce ve Hermann Broch'la birlikte yirminci yüzyıl romanının kurucuları arasında yer alan Musil, 1921 yılından başlayarak ölünceye kadar Niteliksiz Adam üzerinde hemen her gün çalıştı. Romanın ilk iki kitabı 1930'da, üçüncü kitabı ise 1933'te yayımlandı. Tamamlanmadan kalan dördüncü ve son bölümün yayımlanması ise ancak aradan neredeyse yirmi yıla yakın bir süre geçtikten sonra gerçekleşebildi.

Niteliksiz Adam, gerçek anlamda bir çağ ve geçiş dönemi romanıdır. Yazar tarafından "İmpkralya" diye adlandırılan, gerçekte 19. yüzyılın sonunda ve 20. yüzyılın başında artık çöküş sürecine girmiş olan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nu simgeleyen bir ülkede Musil, modernizm sürecindeki bir toplumun ve bireyin tüm çalkantılarını sergilemeyi amaçlar. 

Bu çalkantılar, romanın başkişisi, yani "niteliksiz adam" olan Ulrich'in kimliği aracılığıyla sergilenir. Ulrich, bir ayağıyla eski'de, öteki ayağıyla yeni'de durmaktadır. Bütün sorun, onun bu geçiş konumunun doğal sonucu olan çelişkilerin üstesinden gelip gelemeyeceği sorusunda odaklanır.

Bu roman üzerine çok önemli bir inceleme kaleme alan Virgil Newmoianu'ya göre Niteliksiz Adam, dikkatli bir okura yalnızca bir geçiş dönemini değil, yakın geleceği de çok çarpıcı biçimde sergileyen başyapıtlardan biridir.
 Robert Musil - Niteliksiz Adam Cilt 2
Robert Musil - Niteliksiz Adam 2

Mihail Bulgakov - Seytanname

Mihail Bulgakov - Seytanname

Şehre sessiz sedasız gelen müfettiş ile, şehre sessiz sedasız gelen şeytanın gözler önüne serdikleri aynıydı. En kalabalık halleriyle Mir-gorod'ta arz-ı endam eden kahramanların, neşe ve enerjilerinden bir şey kaybetmeden kendilerini Üstat ile Margarita’da bulması tesadüfi değildi. Tıpkı Ölü Canla/m Çiçikov’unun yolculuğuna Sovyet Moskova’sında devam etmesi gibi. Biri diğerinin yıllardan ve akımlardan süzülmüş tezahürüydü.

Gogol’un mirası birisine kalmışsa, o da Bulgakov’dur.

  • Kitap Adı:Seytanname
  • Yazar Adı: Mihail Bulgakov
  • Çevirmen: Erdem Erinç
  • Yayın Evi: EVEREST YAYINLARI

Kitaptan Alıntı

Şeytanname 1924 yılında yazıldı. Develerin de, pirelerin de masal kahramanlarıyla dolu bir gardıroba sıkıştırıldığı, ancak deneyselliğin de hiçbir zaman görmediği ve göremeyeceği bir özgürlüğe sahip olduğu zamanlarda. İç Savaş biteli bir sene olmuştu. 1917 ile şu meşhur “tarih sahnesine” çıkan Sovyetler, rüştünü ispat etmiş, o sahnenin perdelerini yakıp, kapılarını da arkadan çivileyerek izleyicilere zoraki bir seyirlik sunmaya başlamıştı. Tiyatro, resim ve sinemada devrimin açtığı yoldan ilerleyen enikonu yeni bir sanat ortaya çıkıyordu. Ozeüikle sinemada bu genç soluk, sinemayı eğlence olarak gören bir dönemi kapatıp ona sanat kimliğini kazandıran bir diğerine geçişin miladı olacaktı. Yeni düzen süt dişlerini edebiyata sağlam geçiriyordu. İşte o dişlerini geçirdiği yerlerdeki derin sızılar, tüm rahatsız edicilikleriyle kâh Şeytanname de, kâh Kader Yumurtalarında, kâh Köpek Kalbinde anlatıbp duruyordu.
Mihail Bulgakov - Seytanname
[alert title="LÜTFEN DİKKAT! - Kitabı İndirmek İçin Logoya Tıklayınız" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Thomas Mann - Tonio Kröger

Thomas Mann - Tonio Kröger

"İki dünya arasındayım. Her ikisinde de rahat edemiyorum. Bu yüzden işim zor. Siz sanatçılar benim bir burjuva olduğumu söylüyorsunuz, burjuvalarsa beni tutuklamaya kalkıştı... hangisi beni daha çok incitti bilemiyorum. Burjuvalar aptal; ama güzelliğin hayranları olan sizler, benim ağırkanlı olduğumu, özlemlerim olmadığını söyleyenler, hiçbir özlemim sıradanlığın hazlarından daha tatlı ve dokunaklı olmadığını savunan bir sanatçılık anlayışı da olduğunu unutmamalısınız; hem kökeni ve kaderi itibarıyla öylesine derin ki bu sanatçılık anlayışı..."
Tonio Kröger, Thomas Mann'ın diğer uzun anlatılan "Venedik'te Ölüm", Tristan ve "Mario ve Sihirbaz" gibi, sanatçı ile dışarıda, "orada" duran dünyanın yüzleşmesini konu edinir; Tonio, içten içe, sanatın 'insanlık dışı, insana rağmen' yapılan bir iş olduğunu düşünür. Onun 'hayatı sanatın gölgesiyle lekelenmemiş' çocukluk arkadaşı sarışın Hans Hansen'e ve Hans Hansen'in temsil ettiği her şeye duyduğu özlem, hatta aşk, bu küçük ve güzel 'novella'nın eksenini oluşturur.
Yazar: Thomas Mann

Kitaptan Alıntı

BUDDENBROOK AİLESİ

Lübeck’teyken bile “Frühlingssturm. Monatsschrift für Kunst, Literatür und Philosophie” (İlkbahar Fırtınası. Sanat, Edebiyat ve Felsefe Aylık Dergisi) adlı derginin yazarları ve kurucuları arasında bulunmuş olan Mann, hayranı olduğu ağabeyi Heinrich tarafından çıkarılan Das Ztvanzigste Jahrhundert. Blaetter für Deutsche Art undWohlfahrt adlı Alman ulusal, anti-Semitist dergiye yazı yazıyordu. Ama Bismarck taraftarı olan genç yazar için şiir çalışmaları daha önemliydi. Heinrich ile birlikte İtalya’ya 1896-98 yıllarında yaptığı bir yolculuktan sonra 1898-99 yıllarında Simplicissimus adlı derginin redaktörlüğünü üstlendi ve 1900’da askerlik hizmetini yerine getirdi.
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT! - Kitabı İndirmek İçin Logoya Tıklayınız" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

John Steinbeck - Cennetin Doğuşu

John Steinbeck - Cennetin Doğuşu

Nobel Ödüllü yazar John Steinbeck derinlikli olay örgüsü ve her biri tanıdık özellikler barındıran büyüleyici karakterleriyle Cennetin Doğusu’nda, insanlık tarihinin Âdem’den bu yana en eski ve vazgeçilmez anlatısına, yani iyilik ve kötülüğün bitmek bilmez çekişmesine ve aralarındaki karmaşık ilişkiye modern bir yorum getiriyor.
Geçtiğimiz yüzyıl başında Amerika’da ayakta kalma mücadelesi veren iki ailenin yollarını cennetvari topraklarda, Salinas Vadisi’nde kesiştiren Steinbeck, kötülüğün bir yazgı mı yoksa iyiliğe ulaşmak için özgür iradeye başvurularak aşılması gereken bir basamak mı olduğunu kutsal kitapların mitolojilerine göndermeler ve zengin metaforlarla, kuşaklara yayarak irdeliyor. 
Habil ile Kabil, çiftçi ve çoban, çılgınlık ve bilgelik, erdemlilik ve ahlaksızlık, kardeşlik ve haset, insan ve insan, “Bugüne kadar yazdıklarım, bu kitap için bir hazırlık niteliğindeydi” diyen Steinbeck’in görkemli anlatısında çarpışıyor.

Kitaptan Alıntı

PASCAL COVICI

Sevgili Pat,

Bir tahta yontuyordum, üstüne geldin, “Neden bana da yapmıyorsun?” dedin.

Ne istediğini sordum sana, “Bir kutu,” dedin sen.

“Ne kutusu?”

“İçine bir şeyler koymak için.”

“Ne gibi bir şeyler?”

“Neyin varsa,” dedin sen.

İşte istediğin kutu. Neyim varsa, hemen hepsi içinde, ama yine de dolmadı. Acı ve heyecan var içinde, iyi ve kötü duygular, karanlık ve aydınlık düşünceler... umut etmenin tadı ve umutsuzluk... yaratmanın o anlatılmaz sevinci var.

Hepsinin üstünde de sana olan minnettarlığım ve sevgim var.

Ama kutu yine de dolmadı...
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT! - Kitabı İndirmek İçin Logoya Tıklayınız" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Charles Dickens - Edwin Droodun Gizemi

Charles Dickens - Edwin Droodun Gizemi

Otoriteler tarafından klasik anlamda ilk "gerçek" polisiye roman sayılan Edwin Drood'un Gizemi'nin yarım kalmış olması kitabı gerçek bir gizem haline getirdi. Aradan geçen bir buçuk asır boyunca kitap hakkındaki tartışmalar hiç hız kesmeden günümüze kadar sürdü. Farklı yazarlar tarafından yazılan "devam" metinlerinin sadece tanınmış olanları bile 150'den fazladır. 
İlki Dickens'ın ölümünden hemen sonra, 1870 yılında T.C. De Leon tarafından ABD'de yayımlanmıştı. Sonuncusu ise Ulrike Leonhardt tarafından 2001 yılında Almanya'da yayımlandı. Bunların hiçbiri meraklıları ve eleştirmenleri tatmin etmedi. Geriye yine eserin aslı, her cümlesinde Charles Dickens'ın parlak dehasını yansıtan Edwin Drood'un Gizemi kaldı.
Ekitap

John Steinbeck - Köpegim Charley ile Amerika Yollarında

John Steinbeck - Köpegim Charley ile Amerika Yollarında

John Steinbeck, gençliğinden beri bir gezi tutkunuydu. Daha 20 yaşlarındayken Pasifik Okyanusu'na açılma hayalleri kuruyordu. Henüz yazarlık serüveninin başındayken dahi ülkesini ve insanlarını gezip görerek tanımayı şiar edinmişti. Ona Nobel Ödülü'nü kazandıran da ülkenin 'ruhunu' bu denli anlayabilmiş olmasıydı. Ne var ki 1960 yılına gelindiğinde bir yazar olarak rüştünü ispat etmiş Steinbeck, önceden tanıdığı ve romanlarında resmettiği Amerika ve Amerikan halkını değil, açıktan açığa tüketim toplumuna dönüşmüş ve bencilliği içine işlemiş bir Amerika bulur etrafında. Hastalığının da iyiden iyiye kendini hissettirdiği bir dönemde Steinbeck'i, karavanı Rochinante ve elbette köpeği Charley'le yollara düşüren, ülkesini 'tanıyamama' halidir. Köpeğim Charley ile Amerika Yollarında'da, hava kirliliğinden rengi değişmiş gökyüzünün hemen altındaki apartmanların, trafiğe boğulmuş caddelerin, acı fren seslerinin arasında 'toprağa köklerini salma' kaygısı içinde sürüklenen Steinbeck, Amerika'yı yeniden 'keşfediyor'. 
Ekitap

François Rabelais - Gargantua

16. yüzyılın önde gelen hümanistlerinden olan François Rabelais'nin felsefesini en iyi yansıtan örnek, Gargantua'nın sonunda anlatılan Thélème Manastırı'dır. Manastırın girişinde yer alan "Fay ce que voudras" (Gönlünün dilediğini yap) yazısı dönemin keşişlik kurumunun karşıtı olan bir yapılanmanın dayandığı temel ilkeyi vurgular. Yapıta ütopyacı öğeleri kazandıran bu bölümde kadın ve erkeklerin idealize edilmiş birlikteliği anlatılır. Aslında bu evrensel parodi romanıyla Rabelais, asalak keşişlere, din sömürücüsü yüksek rütbeli papazlara, savaş çıkaran papalara karşı çıkarak yeni hümanizmanın öğretisini, yeni bir felsefi ve ahlaki bakış açısını sergiler.
Ekitap

Nikolay Gavrilovic Cernisevski - Nasil Yapmali - 2

Nikolay Gavrilovic Cernisevski - Nasil Yapmali - 2

Çernişevski, toplumsal devrim koşulunun düşünsel devrimden geçtiğini öngörmekle birlikte bunun da yeterli olmadığını anlamış, konuyu yeni baştan incelemeye başlamıştı. Saptadığı çok yalın bir gerçekti. Yürürken bir adımın önde bir adımın arkada olması gibi her yeninin bir adımı da eskinin, yani eski kültür ve ülkünün içindeydi. Bunun aşılması da yeni öngörüden önce, yeni insanların tarih sahnesine çıkmasına bağlıydı. Yani düşüncesiyle, kültürüyle, yaşama biçimiyle yeni insanlara. Prototiplere de prototipler örnek olur, bu işi de sanat üstlenir. İşte 'Nasıl Yapmalı' yeni insanların romanıdır. Çernişevski ve Tolstoy'dan Kropotkin ve Lenin'e dek pek çok yazın ve eylem adamı, kimileri yererek, kimileri överek konuştular, yazdılar, tartıştılar. Kropotkin'in belirttiğine göre 'Nasıl Yapmalı' döneminin Rus gençliği için bir tür siyasal program işlevi gördü. Günümüzde bu yol açılışını sürdürdüğü apaçıktır.


Kitaptan Alıntı


Vera Pavlovna’mn gördüğü düş şu :

Çaydan sonra *birtanem»le biraz gevezelik ediyor, sonra da

odasma çekilip yatağına uzanıyor. Hayır, uyumak için değil; uyuıaak

için daha erken, hiç sekiz buçukta uyunur mu! Soyunmuyor bile...

yalnızca uzanıp eline bir kitap alıyor. Derken yavaş yavaş bir ağırlık

çöküyor üzerine, gözleri kitaptan kayıyor ve Vera Pavlona

düşünmeye başlıyor: Bu son sıralar üzerime bir sıkıntıdır çökmeye

başladı... Yoksa bu sıkıntı değil de, öylesine birşey mi? Tabi tabi,

sıkıntıyla ne ilgisi var bunun? Yalnızca bu akşam operaya gitmek is-

tiyordum ve Kirsanov bilet işini ciddiye almadığı için gidemedim;

sıkıntı dediğim şey burdan kaynaklanıyor. Geç gitmiş Kirsanov

gişeye: Bozio’nun* konseri sözkonusu olduğunda saat ll’de gittiği

gişeden 2 rublelik bilet bulamayacağım bilmiyor sanki! Ama onu da

suçlamak doğru olmaz: sabahın 5’ine kadar çalışıyor... gerçi o bu

konuda birşey söylemiyor, ama ben biliyorum işinde sabahladığım...

Yine de bu işin suçlusu o. Hayır, bundan sonra «birtanem»den rica

edeceğim bilet almasını ve operaya da «birtanem»le gideceğim ;

«Birtanem» hiçbir zaman beni biletsiz bırakmaz, üstelik benimle

operaya gitmekten de zevk alır. Çünkü benim «birtanem»

birtanedir... Kirsanov yüzünden «La Tra- viata»yı kaçırdım!

Korkunç birşey bu! Operada her akşam oyun olsa, hiç sıkılmaz her

akşam giderdim. En kötü oyunlara bile... Tek ki başrolde Bozio

olsun. Bozio gibi bir sesim olsa herhalde bütün gün şarkı söylerdim.

Tanışamaz

*Bozio Angelina (1824-1859) — Ünlü İtalyan kadın opera sanatçısı. 1856 yılında

Petersburg'da sahneye çıkıyordu.

mıyım onunla? Topçu teğmeni Tamberlik* aracılığıyla? Hayır, olacak

şey değil. Bunu düşünmem bile gülünç! Ne diye tanışmalıyım ki

Bozio’yla? Benim için aryalar söylemesini mi istiyeceğim? Sesini

korumalı Bozio.

Bozio rusçayı ne zaman öğrendi acaba? Telaffuzu da çok güzel!

Yalnız ne kadar kötü dizelerdi onlar öyle! Nerden bulmuş böyle

bayağı bir şiiri Bozio? Benim fransızcayı öğrendiğim dilbilgisi

kitabma benzer bir kitaptan herhalde?
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Nikolay Gavrilovic Cernisevski - Nasil Yapmali - 1

Nikolay Gavrilovic Cernisevski - Nasil Yapmali - 1

Nikolay Gavriloviç Çernişevski (soyadı zaman zaman Çerniçevski olarak da geçmiştir) (12 Temmuz 1828 - 17 Ekim 1889) Rus devrimci demokrat, materyalist filozof, eleştirmen ve sosyalist. Bazıları tarafından bir ütopyacı (ütopist) sosyalist olarak değerlendirilmiştir. 1860´larda devrimci demokratik hareketin önderi konumundaydı. Lenin, Emma Goldman gibi önemli isimleri etkilemiştir. Yoksul bir papazın oğlu olarak Saratov´da 1828´de doğdu. 1846´ya kadar burada kaldı. 1850´de St. Petersburg Üniversitesi´nden mezun olduktan sonra, Saratov´da bir lisede (jimnazyum) öğretmenlik yapmıştır. 1853´ten 1862´ye kadar St. Petersburg´da yaşamış, Sovremennik`te (Çağdaş) baş editör olmuştur. 1862´de tutuklanmış ve hapsedilmiştir. Hapiste olduğu sırada Nasıl Yapmalı? isimli ünlü romanını yazmıştır. Daha sonra birçok Rus devrimcisine ilham kaynağı olacak roman, barındırdığı düşünceler açısından Owen, Fourier ve Godwin gibi isimlerin etkilerini taşır denilebilir. 1862 yılında ´sivil idam´ (alay(cı) idam) hükmü verilmiştir, ardından cezai kölelik ve daha sonra Sibirya´ya sürgün. 17 Ekim 1889´da, 61 yaşındayken ölmüştür.
Kitaptan Alıntı
1856 Temmuzunun onbiri sabahı Petersburg’un Moskova garı
yakınlarındaki büyük otellerden birinin personeli şaşkınlık ve
endişe içindeydi. Bir gün önce akşam saat dokuz sularında otele
elinde bir bavulla gençten bir adam gelmiş ve bur oda istemişti.
Kayıt için otel katibine kimliğini veren adam odasına çay ve pirzola
getirmelerini, gece rahatsız edilmemesini, çünkü yorgun öldüğünü
ve uyumak istediğini, ama yarın sabah saat sekizde kendini
muhakkak uyandırmalarını, çünkü ivedi bir işi olduğunu söylemiş,
sonra da odasına kapanarak kapıyı içerden kilitlemişti. Odasından
bir süre çatal bıçak sesleriyle çay takımının takırtıları duyulmuş,
ama hemen sonra ses sada kesilmişti - uyumuştu anlaşılan.
Ertesi gün sabah sekizde kat hizmetçisi dün gelen müşterinin
oda kapışım çalmış ama bir karşılık alamamıştı. Hizmetçi kapıyı
biraz daha hızlı çalmış, sonra daha hızlı, müşteriden gene ses
çıkmamıştı. Anlaşılan derin bir uykuya dalmıştı adam. Hizmetçi
çeyrek saat kadar bekledikten sonra kapıyı bir kez daha çalmış, ama
müşteriyi yine uyandırama- mıştı. Bunun üzerine gidip öteki
hizmetçilere ve büfeciye danışmıştı.
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Jack London - Kız, Kar ve Kan

Jack London - Kız, Kar ve Kan

"Gerçek, ayrıntıdadır" der Flaubert. Jack London, bu gerçeği, bir buz parçası üzerinde kristalleşen köpek kanında, bir madencinin donmuş nefesinin anaforunda anlatabilir...Jack London'un tehlikeli, ölüm-kalım zorbalığına yakalanan okur için hiçbir kaçış yolu yoktur.Ve bu gerçek, "Kız, Kar ve Kan" için de geçerlidir.

Kitaptan Alıntı

Yaradılışın sırrı, ayıklanmaya dayanıyordu. İnsan ancak bitmez tükenmez çabasıyla gelişiyordu. Dünya, güçlülerindi, yalnızca onlar üstün geliyordu. Namusluluk bir güç, namussuzluk da güçsüzlük demekti. Namusluyu kandırmak, namussuzluktu. Ama namussuzu aldatmak namuslu bir iş sayılıyordu. İlkel güç, kollarda, yeni güç de kafadaydı. Oyun, başka bir alanda oynanıyordu. Tek ayırım, buydu.

Romalılar, Almanya Ormanlarında atalarınızla yüz yüze geldiklerinde, kaşlarını çatarak şöyle bağırdılar: «İşte, aşağılık bir halk, barbar toplumlar!» «Unutma ki, bizler hâlâ yaşıyoruz, Romalılar artık yok! Soyumuz, zamana karşı dayandı. Bundan sonra da varlığımızı sürdüreceğiz. En güçlü olan biz değil miyiz?»
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Erskine Caldwell - Kuyudaki Zenci

Erskine Caldwell - Kuyudaki Zenci

"Caldwell öyle çeşitli, öyle birbirine zıt kimselerin sevgisini kazanmış ki... Gerçek şu: Herkes kendi açısından bakıyor ona. Kimi gülmek için okuyor, kimi ağlamak için. Yapıtlarında her çeşit okuyucunun dişine dokunacak bir şeyler var. (...)
"Anlattığı insanlara, Georgia'lı beyazlara gelince. Ne iyilikleri bellidir, ne kötülükleri, iyi-kötü diye bir şey tanımazlar. Birçok bakımdan, insanlardan uzaklaşmış, hayvanlara yaklaşmışlardır. Bütün eğlenceleri: Zencileri ezmek, bir de çapkınlık, o kadar. Onları bu duruma düşüren, içinde bulundukları korkunç yaşam koşullarıdır. Caldwell'in kişileri, yaşamın her türlü baskısına karşı koymaya çalışan, insanca yaşamak için direnen okuyucuya yaşam sevinci, umut veren kişiler değildir. Zenciler bir yana, hepsi de tembel, yenilmiş insanlardır. Gene de severiz onları. Acırız, güleriz, o yaşamın pis bir yaşam olduğunu, değişmesi gerektiğini pek düşünmeyiz bile. Yapıtlarına bakılırsa, Caldwell de pek düşünmüyor bunu. Sevgisine kapılıp gidiyor, anlattığı insanların arasında yaşıyormuşcasına, kendini bırakıyor. Ama yalan söylediğini ileri sürenlere karşı yazdığı yazıda, o yaşamın değişmesi gerektiğini, bir hayli ağır bir dille açıklamış."
-Memet Fuat-

Kitaptan Alıntı

ŞEKER-ADAM BEECHUM

Bıçkı fabrikasından bayırın tepesi, Ogeechee bataklığından geçseniz bile, gene bir on kilometrelik yoldur, ama Şeker-Adam için sadece büyük bir adım. Onun Orta Georgia'daki dereleri, tepeleri adımlayışı görülecek şeydi.

"Nereye böyle, Şeker-Adam?"

"Yol ver bu kanatlanmış ayaklara, çocuğum, sevgilimi görmeye gidiyorum. Bak, parmaklarının ucuna kalkmış, beni bekliyor. "

Tavşanlar, bastığını ezen bu koca ayakların önünde, kaçacak delik ararlardı.

"Sakın bir beyazın ayağına basayım deme, Şeker-Adam," dedi küçük Bo. "Bilirsin, önce onlar, önce beyazlar."

Şeker-Adam Beechum ayağını kaldırdı, çiti, bir çapanın sapı gibi, iki bacağının arasına alıp bir an durdu, zenci çocuğa baktı. Bataklığa karanlık basıyordu, daha on kilometrelik yolu vardı gidecek.

"Beyazlarla çatışmam ben," dedi Şeker-Adam, "yalnız benimle uğraşmasın onlar da. Katırlarını koşarım, ağaçlarını keserim, ama gün sona erdi mi, çoktan beyazların bulunamayacağı yerleri boylamış olurum."

Ağaçlardaki baykuşlar uyanmaya başladı. Güneşin batmasına sevindiler.

Katırları otlatan zenci çocuk kafasını kaşıyarak güneşin batışını izledi. Eğer bu katırları otlatacak olmasaydı, cebinde de üç beş kuruşu olsaydı, Şeker-Adam'ın arkasına takılır giderdi. Cumartesi gecesiydi, kasabada tatlı su balıkları kızarırdı gene. Burnunda tütüyordu o güzel kokulu balıklar.

"Çok geçmeden," dedi küçük Bo, "ben de bir sevgili bulacağım kendime."

"Göz koyacağın, Şeker-Adam'ın sevgilisi olmasın da, çocuğum, hiç korkma, elimden gelen yardımı yaparım sana."

Çitin üzerinden öbür bacağını da aşırıp tepeye doğru yürüdü. Bataklıktan bayırın üstüne kadar, on kilometre, sonra yolculuk tamam. Çalılar, bizden ayrılmasın gibilerden, bacaklarına sarıldılar. Çalıların geri çekmesini dinler mi? Durmak olur mu şimdi? Batak yoldan yukarı, tarlaları aşarak, bir adımda üç adımlık yol alan Şeker-Adam Beechum geliyor.

Koca yolda oyalanan birkaç zenci çocuk gördü. Kafalarını çevirmeye kalmadı, geçiverdi onları.

"Yol verin bu kanatlanmış ayaklara, çocuklar," diye bağırdı. "Şeker-Adam geliyor."

"Nereye böyle, Şeker-Adam?"

Ona yetişmek için koşuyorlardı. O bir buçuk metrelik bacaklarla aşık atmak kolay mı? Soluk soluğa kaldılar.

"Nereye gittiğimi soran oldu," dedi Şeker-Adam. "Bir kara kızım var, onu okşamaya gidiyorum."

"Kapısını açmadan sen gene bir öksür, Şeker-Adam. Kara kızlar odalarına dümdüz girenleri sevmezler pek."
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Katherine Mansfield - Katıksız Mutluluk

Katherine Mansfield - Katıksız Mutluluk

Yeni Zelanda'da doğan Katherine Mansfield yazar olmak için 19 yaşında İngiltere'ye yerleşti. Gündelik olayların içinden duygu dünyasına yönelen, ruhsal çatışmaların üstüne eğilen derin bir gözlem gücü ve şiirsel ögelerle süslenmiş diliyle kısa öykünün edebi bir tür olmasına önemli katkısı oldu. 1911'de yayımlanan Alman Pansiyonu yazarın düş kırıklıklarını ve karamsarlığını yansıtır. 1920'de yayımlanan Katıksız Mutluluk ile ünü daha da yaygınlaşan yazarın, 1922'de yayımlanan Bahçede Eğlence adlı kitabında ustalığının doruk notası sergilenir. Yayımlanmamış öyküleri ölümünden sonra Kumru Yuvası, Çocuksu Bir Şey adlı kitaplarda toplanmıştır.

Kitaptan Alıntı

Lottie’yle Kezia’ya iki parmak yer bile kalmamıştı faytonda. Pat onları bavulların üstüne savurduğunda ne yapacaklarını şaşırdılar; büyükannenin kucağı doluydu, çocuk yığınını herhangi bir uzaklığa kucağında taşıması beklenemezdi Linda Burnell’den. Onlara tepeden bakan Isabel sürücü yerinde yeni uşağın yanına tünemişti. Yere bavullar, çantalar, kutular yığılmıştı. “Bunlar gözümün önünden bir an bile ayıramayacağım mutlak gereklilikler,” demişti Linda Burnell, sesi bitkinlikten, heyecandan titreyerek.

Sarı metal çıpalı düğmeleri olan paltoları, savaş gemisi kurdeleli küçük, yuvarlak şapkalarıyla çarpışmaya hazır, bahçe kapısının hemen iç yanındaki çimenlik parçasında durdu Lottie’yle Kezia. El ele, yuvarlak ciddi gözlerini dikmiş, bir mutlak gerekliliklere, bir annelerine baktılar.

“Onları bırakmak zorunda kalacağız düpedüz. Hepsi bu. Düpedüz onları başımızdan atmak zorunda kalacağız,” dedi Linda Burnell. Tuhaf, küçücük bir kahkaha uçuştu dudaklarında; düğmeli deri minderlere yaslandı, gülmekten dudakları titrerken gözlerini yumdu. Neyse ki oturma odası perdeleri arkasından bu sahneyi izlemekte olan Mrs. Samuel 
Josephs tam o anda bahçe yolunda badi badi yürüyerek çıkageldi.

“Niye sırf bu öğleden sonralığına çocukları bana bırakmıyorsunuz Mrs. Burnell? Akşama geri geldiğinde yük arabasında arabacıyla gidebilirler. Şu yolda duran şeylerin de gitmesi gerekiyor, değil mi?”

“Evet, evin dışındaki her şey gidecek güya,” dedi Linda Burnell, ön çimenlikte tepetakla duran masalara, iskemlelere doğru beyaz elini savurdu. Ne tuhaf görünüyorlardı! Ya onların öteki türlü durmaları gerekiyordu ya da Lottie’yle Kezia’nın da tepetakla olmaları. Şöyle demek dilinin ucuna geldi: “Tepetakla durun çocuklar, arabacıyı bekleyin.” Bu durum gözüne öylesine gülünç göründü ki Mrs. Samuel Josephs’le ilgilenemedi.

Şişko, gıcırdayan beden bahçe kapısına yaslandı, kocaman pelte surat gülümsedi. “Meraklanmayın, Mrs. Burnell. Lottie’yle Kezia benim çocuklarımla birlikte çocuk odasında çay içerler, sonra da onları yük arabasına bindiririm.”

Büyükanne bunun üzerinde durdu. “Evet, gerçekten de neredeyse en iyi çözüm bu. Size çok şey borçluyuz, Mrs. Samuel Josephs. Çocuklar, Mrs. Samuel Josephs’e, ‘teşekkürler’ deyin.”

İki durgun cıvıltı yükseldi: “Teşekkürler, Mrs. Samuel Josephs.”

“Haydi bakalım, iyi küçük kızlar olun – yaklaşın –” ilerlediler, “sakın unutmayın Mrs. Samul Josephs’e söylemeyi, şey istediğiniz zaman...”

“Unutmayız, büyükanne.”
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Henry James - Güvercinin Kanatları

Henry James - Güvercinin Kanatları

Henry James (1843-1916): Eserlerinde Amerika ile Avrupa arasındaki yaşam anlayışı ve kültür farklılıklarını sarsıcı bir gözlem gücü ve derinlikle işledi. Genç yaşında Amerikan edebiyatının en tanınmış yazarlarından biri olan Henry James, 1875'ten itibaren Avrupa'da yaşadı ve bu dönemde yaşamının büyük bir bölümünü İngiltere'de geçirdi. Ölümünden kısa bir süre önce, 1915'te İngiliz uyruğuna geçti. 1878'de Daisy Miller ile uluslararası üne kavuşan yazar, olaylardan çok kişilerin içsel yaşamına ve zihinsel süreçlere önem verdi. 1902'de yayımlanan Güvercinin Kanatları Henry James'in son dönem romanlarındandır ve 20. yüzyıl romancılığının önünü açan başlıca eserlerden biri sayılır.

Roza Hakmen (1956): İzmir Amerikan Kız Koleji'ni ve Odtü Ekonomi Bölümü'nü bitirdi. Dünya edebiyatının birçok önemli eserini Fransızca, İspanyolca ve İngilizceden Türkçeye çeviren en tanınmış çevirmenlerdendir. Miguel de Cervantes'ten Don Quijote, Marcel Proust'tan Kayıp Zamanın İzinde, Federico Garcia Lorca'dan Kanlı Düğün çevirdiği pek çok eserden ilk akla gelenler arasındadır.

Roza Hakmen'in eserlerini çevirdiği yazarlar arasında Oscar Wilde, Anthony Burgess, Henry James, Mircea Eliade, E.M. Forster, Tim Parks, Anne Rice, Howard Norman da yer alıyor.
Kitaptan Alıntı
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Henry James - Daisy Miller

Henry James - Daisy Miller

Gülümser Ağırer çevirisi,
Henry James'in önsözü,
Carol Onmann'ın sonsözleriyle.
Yazar ve dönem kronolojisiyle.

Romanlarında toplumun dayatmalarını tanımayan ve sırrı çözülemeyen Amerikalı kadın figürünü yakından inceleyen Henry James, bu konuyu ilk defa 1878 tarihli Daisy Miller'da eşsiz bir incelikle resmetmiştir.Ailesiyle birlikte Avrupa'da seyahat eden Daisy Miller, etrafındakileri hayrete düşürmektedir. Frederick Winterbourne onu çözmekte herkesten çok zorlanır: Bu genç kız görgüden habersiz midir, yoksa bilerek mi bu kuralları altüst etmektedir? Cenevre Gölü'nden Roma'nın sokaklarına uzanan hikâye, bir gece yarısı Kolezyum'da doruğa ulaşır: İtalyan bir gençle yakınlık kuran Daisy, kendisini ödemekten kaçtığı bedellerce kıstırılmış bulacaktır. James'in edebiyat çevrelerinde adını duyurmasını sağlayan bu kısa romanı, genç kızlara kötü örnek olduğu gerekçesiyle çok da eleştirilmiştir."Öyle ince bir zekâya sahipti ki, onu hiçbir fikrin bozması mümkün değildi. James romanlarını yazarken, kendi görüşünü kaleme alan değme Fransız eleştirmene benzer; bir başka parazit fikrin esamisi bile okunmaz."
-T.S. ELIOT-

Kitaptan Alıntı

İsviçre’nin küçük Vevey kasabasında, son derece rahat bir otel vardır. Aslında burada çok otel bulunur; çünkü geçimini turistleri ağırlamakla sağlayan bu kasaba, –birçok ziyaretçinin hatırlayacağı üzere– her turistin görmesi gereken, harikulade mavi bir gölün kenarına kurulmuştur. Tebeşir beyazlığındaki cepheleri, yüzlerce balkonu ve çatılarında dalgalanan bir düzine bayrağı ile modern otellerden tutun da; eskiden kalma, adı, binanın pembe ya da sarı duvarına Almanca’yı andıran harflerle işlenmiş küçük İsviçre pansiyonuna ve bahçeye kondurulmuş garip görünümlü yazlık evine kadar, bu yapıların hemen her türlüsü göl kıyısını boydan boya süsler. Fakat Vevey’deki otellerden biri, hem daha seçkin hem daha ağırbaşlı havasıyla sonradan görme birçok komşusundan ayrılarak ünlenmiş, hatta bir klasik haline gelmiştir. Bu bölgeye, haziran aylarında çok sayıda Amerikalı turist gelir; hatta yılın bu vaktinde Vevey’in bir Amerikan kıyı şeridi halini aldığı söylenebilir. Newport ve Saratoga’ya ait bir manzarayı, bir yankıyı akla getiren sesler ve görüntüler vardır. Orada burada dolaşan özenle giyinmiş genç kızlar, muslin elbiselerin hışırtısı, sabah saatlerinde durmadan çalan dans müziğinin gürültüsü, yüksek perdeden konuşma sesleri her an duyulabilir. Bunların izlenimini muhteşem Trois Couronnes Oteli’nde edinir, kendinizi ister istemez Okyanus Evi ya da Kongre Salonu’na doğru ilerlerken bulabilirsiniz. Ancak Trois Couronnes’in –eklemek gerekir ki– biraz önce söylediklerimle uyuşmayan başka karakteristik özellikleri de vardır; elçilik kâtiplerini anımsatan zarif Alman garsonları, bahçede oturan Rus prensesleri, el ele tutuşmuş, dadıların gezdirdiği küçük Polonyalı çocuklar, Dent du Midi’nin karlı zirvesi ve Chillon Şatosu’nun o güzelim kuleleri.
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Henry David Thoreau - Nerede ve Ne İçin Yaşadım

Henry David Thoreau - Nerede ve Ne İçin Yaşadım

Walden, Amerikan çevreci-filozofu Henry David Thoreau'nun başyapıtı.
Thoreau, o günden bugüne bir kült kitap olan bu yapıtında, Walden Gölü kıyısında 4 Temmuz 1845'te başlayıp, 2 yıl 2 ay ve 2 gün sürerek 6 Eylül 1847'de sona eren doğal-yaşam deneyimini anlatıyor. On yedi bölümden oluşan Walden'dan dört bölümün yer aldığı Nerede ve Ne İçin Yaşadım'ın doğa tarihi yapıtları arasında kendisine özgü bir yeri vardır.

"Anlamlı ve yürekten yaşamak ve yaşamın tüm özünü içime çekmek, yaşama dair olmayan her şeyi hallaç pamuğu gibi atarak bir Spartalı gibi, azimli ve güçlü yaşamak, bir tırpanla otları biçerek genişçe bir patika açmak, yaşamı bir köşeye sıkıştırarak en küçük terimlerine sadeleştirmekti isteğim."

Kitaptan Alıntı

Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Jack London - John Barleycorn
Jack London - John Barleycorn
"Viski" klasiklerinden biri olan John Barleycorn, otobiyografik yanıyla da Jack London okurlarının ilgisin istiyor. 
Alkol karşıtı tutumuyla, yazıldığı yıllarda epey sansasyon yaratan yapıt, 1919'lu yılların Amerikası'nda uygulanmaya çalışılan içki yasağına da damgasını vurmuş; okul yıllarından beri eline kitap almamış yüz binlerce okur, yapıta hayli ilgi göstermiş; içki tekelleri, el altından harcadıkları büyük paralarla, yapıtın sinemaya uyarlanmasına bile engel olmaya çalışmıştır. Yapıt konusunda, yazarının, "gerçeği tam olarak yazacak cesareti olmadığını", bu durumun da Jack London'a karşı nesnel bir tavır almayı zorlaştırdığını belirtelim.
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Jorge Luis Borges - Brodie Raporu
Jorge Luis Borges - Brodie Raporu

"Borges, edebiyatı hâlâ çoğumuzun roman ve kısa öykülerinin cereyan ettiği eski dünyadan yukarılara taşımıştır."
-John Updike-
"Yalnız gecede, gölge boyunca karanlık gidiyorlardı"
—Vergilius
KIPLING’İN SON öyküleri, en az Kafka ve Henry James’inkiler kadar içinden çıkılmaz ve korku vericidir ve kuşkusuz daha üstündür; ama 1885’te Lahor’da, Kipling bir dizi kısa, dili ve biçemi çok basit anlatı yazmaya başladı, bunları 1890’da bir derleme şeklinde birleştirecekti. Çoğu - In The House of Suddhoo, Beyond The Pale, The Gate of the Hundred Sorrows - kısa ve öz başyapıtlardır; bir gün kendi kendime, dâhi bir delikanlının düşleyip başardığı bir şeye, yaşlılığın eşiğindeki bir edebiyat adamının alçakgönüllülükle öykünebileceğini söyledim. Elinizdeki cilt, okurlarım yargılayacak, bu düşüncenin meyvesidir.

Kitaptan Alıntı

Carlyle insanların kahramana gerek duyduklarını yazdı. Grosso’nun tarih kitabı bana San Martin’e tapmayı önerdi, ama onda Şili’de savaşmış ve artık bronzdan bir heykel ve bir meydan adından öte olmayan bir askerden başka şey bulamadım. Rastlantı karşıma çok farklı bir kahraman çıkardı: Francisco Ferrari - ikimiz de talihimize küselim. Sanırım ilk kez ondan söz edildiğini duyuyorsunuz.

Bizim mahalle, söyledikleri kadarıyla, Corrales ve Bajo gibi huzursuz değildi, ama kendi kabadayı çetesi olmayan kahvehane de yoktu. Ferrari, Triunvirato ve Thames sokakları köşesindeki birine takılırdı. Beni, onun yandaşlarından biri olmaya sürükleyen olay da orada geçti. Yarım litre Paraguay çayı almaya gitmiştim. İçeri uzun saçlı, bıyıklı bir yabancı girdi ve bir kadeh ardıç içkisi istedi. Ferrari tatlı bir sesle konuştu:

— Dün akşam Juliana’nın eğlencesinde karşılaştık değil mi? Nereden geliyorsunuz?

— San Cristóbal, diye yanıtladı öteki.

— Bir daha buralara gelmemenizi öğütlerim, dedi Ferrari. Size üzücü dakikalar geçirtebilecek utanmaz kişiler var çevrede.

San Cristóbal’li adam, bıyığına ve fiyakacı havalarına rağmen çekip gitti. Belki ötekinden daha az yürekli değildi, ama bütün çetenin orada olduğunu biliyordu.

O andan sonra, Francisco Ferrari on beş yaşımın beklediği kahraman oldu. Esmer, uzunca boylu, sağlam yapılı, zamanın modasına göre yakışıklı bir adamdı. Her zaman siyahlara bürünürdü. Bir başka olay bizi yakınlaştırdı. Annem ve teyzemle beraberdim; haytalar yolumuzu kesti, biri ötekilere yüksek sesle:

— Yaşlı karı bunlar. Bırakın geçsinler, dedi.
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Gaston Leroux - Operadaki Hayalet
Gaston Leroux - Operadaki Hayalet
Gözyaşlarının tek bir damlasını bile kaçırmamak için çıkardım maskemi... ve kaçmadı benden! Ölmedi de! Hayattaydı, başımda benimle birlikte ağlamaktaydı. Beraber ağladık! Şu dünyanın sunabileceği tüm mutluluğu tattım ben! 
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Emile Zola - Apartman
Emile Zola - Apartman
Naturelizm’in en usta kalemlerinden Emile Zola,1840 yılında Paris’te dünyaya gelmiştir. Küçük yaşta babasını kaybetmesi, yazarın eğitimini kaybetmesine neden olmuştur. Sefalet içindeki yaşamına alışmışken, kitapevinde işe başlaması onun için bir dönüm noktası olmuş ve 1864 yılında ilk hikâyelerini yayınlatmıştır. Figaro gazetesinde makalelerini yayınlatmaya başlayan Fransız yazar, Les Mysteres de Marseille romanını, daha sonrada kısa sürede ününe kavuşmasına neden olan Therese Raquin ‘i bitirmiştir.

Eserlerinde insanın iradesinin ne kadar zayıf ve bulunduğu ortama göre şekillendiğini her zaman anlatmaya çalışan yazar, bir Âlemin Tabii ve Sosyal Hayatı adında 20 ciltten oluşan büyük bir eser yazmıştır. Ardından yazdığı Meyhane ile ününe ün katmayı başarmıştır.

Romanları dışında eleştirme yazıları da yazan Emile Zola, siyasete karışan yazıları ile Dreyfüs Davası’na uzanması ve bu dava sonucuyla yazdığı İtham Ediyorum yazısı, büyük bir düşman kitlesi kazanmasına neden olmuştur. Bunun üzerine İngiltere’ye giden yazar, suçsuzluğu ispat edilene kadar orada kalmış ve bir süre sonra tekrar Fransa’ya dönüş yapmıştır. Asıl önemli yapıtlarını bu dönüşünden sonra veren Fransız yazar, 1902 yılında şömineden çıkan gaz sonucu zehirlenerek vefat etmiştir.

Kasım ayının karanlık öğleden sonrasında havanın soğuk olmasına aldırmayan genç adam camlardan birini açıp dışarı baktı. İç içe geçmiş sokaklarda insanların kaynadığı bu kalabalık mahallede birden kararan güne şaşırmıştı. Depreşen atlarına söven arabacılar, kaldırımlarda birbirine çarparak geçen insanlar, mağazalardan akan tezgahtar ve müşteriler onu şaşırtıyordu; çünkü her ne kadar Paris'in daha temiz olmasını umuyorsa da bu koşuşturmacayı beklemiyor, buranın gözüpek adamların iştahına açık bir kent olduğunu duyumsuyordu.
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Author Name

{picture#https://lh3.googleusercontent.com/FymUrEaf4VRt8qa37E5vOFjGq7rw0baT5ScQ7nwsZ7F1nMsihsXMJ-ECCaNgexvSUbcSY44G8IikGvIN11CTzgVt5G5RX49Wod48BJ1Ip44Xxwhr2t7et1d7jFjNaw1nyI25q9LLS8R7qiefMIQzr5wd02oNh7ki7pALRS_Y003Cm0E5cHu755RtLpH7nZZ6qTWX96FWc3d_Q21qShkKCdjNSsiXgMMOAJlY3Z5W-cI1uecrJrWL0j3SVXP0u4d0fu1_xq6eRQZGyfy2iSJ8Ezr6eJ9Q0py4y-ZMSCCJma9v9rk35pvY-nKQoMq95SI9C3hdRGK_uC3hDIVyAUrpvJfRFZSrKDMeSta6lC03mk12zmjygBVkf8h37zS0j_Cax4_zQekjcWoRvC-dMsNRtdLetCKwUAayhovBiIXenrcPCa9GM-Gw6CNkl-c3DhwCpCkvOcvavfQHS1HLD0yGsNfWJ03NXfi6WAWQg3Kc0ReJWWtdy0lRn4QUQ9obz-rfqBMegiqA_V6JT6d_n_tGATRZkcV5lr-T_CTQuY3Nv_e4la-l0KE7t6snoJui35gO33yCReas0YnaznkHcqFrYhP0mhUXYYwtIGfw4ybiXAT1eW6Nu95XVS411caUXY6OUa-512tP3V5HNzNs7_FjAdqr0pNDGIX6=w146-h118-no} {facebook#https://kitapazzi.blogspot.com.tr/} {twitter#https://twitter.com/Kitapazzi} {google#Yhttps://plus.google.com/u/0/104699689942249315316}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.