Articles by "Deneme-Yazın-Gezi-Anlatım"

Deneme-Yazın-Gezi-Anlatım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Aykuşu - L. Sabah

Aykuşu - L. Sabah

AKIŞTAN ÖNCE

Ne yazacağımı, siz de ne okuyacağınızı Bilmiyorsunuz
Tahmin, mekân, zaman farklı An aynı an,
Farklı zan!
Hayırlarda sancılanmak
Aykuşunu
Yerleştirmek sonsuzluğa...
“Hoş geldin öt bakalım”, diyen Kuşların ilhamına,
Selam ola!
Kendimi kaybettim.
Memelerin ot kokusunu içine çeker, Akar, çakar, sarhoş gibi
Yazmak!
Yazı, düşüncenin heykeline, Şiir, yazının müziğine,
Nota renge,
Renk notaya dönüşür
Ve
Ve’nin sihirli parmakları!
  • Kitap Adı: Aykuşu
  • Yazar Adı: L. Sabah
  • Yayınevi: Hermes Yayınları
 Aykuşu - L. Sabah
Aykuşu - L. Sabah

Adalet Ağaoğlu - Gece Hayatım

Adalet Ağaoğlu - Gece Hayatım

"Çok eskiden yaşadım bu ânı ben" Dersiniz şaşkınlık içinde.
Jlk girdiğiniz bir ev, bir merdiven, Birden güneş vuran pencere,
Ve tam sırasında tren düdüğü... '' (..)
(Melih Cevdet Anday: Şaşırtıcı Karşılaşma 'dan.)

BİRİNCİ BÖLÜM (Çok Eskilerden)

Ruganlarım ve Kuyu 39 Yıldız Yağmuru 45 Gülbeşeker 48 Tek Göz 52 Kederli Kaplumbağa 57 Tepebaşı 62 Van'ın Ölümü 65 Pantheon'a Gömülen Romanım 69 Dul Kadınlı Şiir 74 Leylak Rengim 78 Tünelin Ucundaki Işık 79 Bir Deveyle Öpüşmek 84 Cam Çocuk 85 Kaybolabilmek 87 Çıplak Emma Bovary 89

İKİNCİ BÖLÜM (1980 Sonrası)

Ölüler Konuşmaz 95 Tatil 102 Son Perde 104 Terleyen Duvarlar 107 Goethe'nin Evinde Buluşma 112 Antikalar 116 Uzun Beyaz Duvar 123 Bir Maktu 1 İçin Demeç 126 Miki Fareler 130 Pla-Planche 133 Enis BaLur'lu Gece 135 Dağılan Parçalarımı Toplamak 137 Türkan Şoray'la Hilmi Yavuz 140 Yine Şoray'la Yavuz 144

  • Kitap Adı:Gece Hayatım
  • Yazar Adı: Adalet Ağaoğlu
  • Yayınevi: Oğlak Yayıncılık ve Reklamcılık Ltd. Şti.

Kitaptan Alıntı

Benim tek başına fantazyalardan örülü kitaplar, bilimkurgusal türde hikâyeler, romanlar yazmaya heveslenmeyişim, başlarda da değindiğim gibi, uyanık uykularımdan ötürüdür. Gece hayatımda gördüklerim, bakıyorum da, gündüz, hayatımda gördüklerimden, gözlemlediklerimden çok daha ürkütücü. Kuşkusuz, gerçek olmadıklarından uyanıkken yaşayıp gördüğümüz kâbuslara oranla daha az yıkıcıdırlar ve yıksalar yıksalar yalnız yine bizi, kendimizi yıkar, hırpalarlar. Peki ama, zaten benim açık gözle gördüğüm kâbuslar, karabasanlar kimi yaralıyor? Başkasını mı?

Herneyse, eğer akıldışılığın at koşturduğu bir kitap tasar-layacaksam bu neden uykularımı doldurmuş her şeyi anlatmak olmasın? Denemeye değmez mi? 'Gece hayatlarımız' da pekâlâ günceler, günlükler, mektuplar, gezi notları, fanteziler gibi yazmanın, anlatmanın bir parçası kılınabilir.

Yapmak istediğim budur.
 Adalet Ağaoğlu - Gece Hayatım
Adalet Ağaoğlu - Gece Hayatım
[alert title="LÜTFEN DİKKAT! - Kitabı İndirmek İçin Logoya Tıklayınız" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

İlber Ortaylı - Eski Dünya Seyahatnamesi

İlber Ortaylı - Eski Dünya Seyahatnamesi

"Eski Dünya Seyahatnamesi rastgele bir isim değil. Henüz Balkanlar ve Ortadoğu'nun eski havasını muhafaza ettiği günlerdeki gezilerimi içeriyor. Tarih, gezginin vazgeçemeyeceği bir değerlendirme alanı… Benim eski dünyam, bugün artık değişiyor."
İlber Ortaylı

Atalarımızın Anadolu'ya gelmeden önce kaç asır oturduğu ve hâlâ da nüfusunun önemli bir kısmını kuzenlerimizin teşkil ettiği, edebiyatımızın ve dilimizin istesek de istemesek de, sevsek de sevmesek de atamayacağımız yüzde 40'ını oluşturan Ortadoğu'dan köşe bucak buram buram tarihimiz kokan Balkanlara; havasını yakaladığınız zaman kocaman bir coğrafyanın ve uzun bir tarihin küçülüp sizinle kucaklaştığı bir tiyatro olan Akdeniz'den okumakla, filmle, resimle anlaşılamayan Asya dünyasına; tezatlar içinde gelişen kapalı kutu Uzakdoğu'dan pek çok ünlü sanatçıyı bağrında yetiştiren sanatın ve tarihin merkezi Avrupa'ya kadar bir uçtan bir uca Eski Dünya üzerinde seyahate çıkmaya hazır mısınız?
Isfahan, Venedik, Kudüs, Kırım, Tokyo, Yemen, Barcelona, Bosna, Girit, Hindistan, Berlin, Japonya, Kafkasya, Türkiye… Günümüzün Evliya Çelebi'si İlber Ortaylı'nın dünya üzerindeki adımlarına eşlik ederken Eski Dünya düzeninin ülke ve şehirlerinin büyülü zamanlarına gidecek ve geçmişinizle yeniden usulca buluşacaksınız.

İlber Ortaylı'dan okurlarına keskin gözlemleri ve nesnel tespitleriyle zamanın derinliklerinden, tarihin katmanlarından bugünün dünyasını daha doğru anlama imkânı: Eski Dünya Seyahatnamesi.
  • Kitap Adı: Eski Dünya Seyahatnamesi
  • Yazar Adı: İlber Ortaylı
  • Yayın Evi: Timaş Yayınları

Kitaptan Alıntı

İlber Ortaylı - Eski Dünya Seyahatnamesi
[alert title="LÜTFEN DİKKAT! - Kitabı İndirmek İçin Logoya Tıklayınız" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Ahmet İnam - Hayatımızdaki İnce Şeylere Dair

Ahmet İnam - Hayatımızdaki İnce Şeylere Dair

"Kendimizi yaşayamıyoruz, tanıyamıyoruz. Doya doya üzülemiyor, doya doya sevinemiyoruz. Çevremize uyma, başkalarına göre yaşama endişesi, iç dünyamızı geliştirmemizi engelliyor. İçi olmayan, sığ insanlar oluyoruz. Çok az sözcükle konuşuyoruz. Yargılarımız basmakalıp, dünyayı algılayışımız sıradan; sürünün silik 'koyunları' olup çıkıyoruz. İsyanımız yok! Olsa da içimizde kalıyor. Etrafımızı kollayarak yaşadığımız için, 'herkes gibi', 'herkes kadar', 'bu kadar' olduğumuzu düşünüyoruz.

Hayat 'anlam vererek' yaşanıyor. Hayata nasıl bir anlam yüklüyorsak, hayatımız öyle oluyor. Anlam ufkumuz çok dar: Dünyanın 'bu kadar' olamayacağını anlayamıyoruz.

Hayat öylesine zengin ki! Bu zenginliği yaşamanın elbette biyolojik, sosyolojik, politik, ekonomik, düşünsel, ideolojik, inançlarımızla ilgili koşulları var. Bu koşulları aşabilmenin temel koşullarından biri, hayata karşı tavrımızı değiştirmekten geçiyor: 'Bu kadar değil' hayat! 'Ben bu kadar değilim.' Ötelerde bir can var, canlılık var. Olağanlığı içine tıkıldığımız hayatın olağanüstlüğü var. Hemen önümüzde. Gözlerimizin önünde. Göremiyoruz."
  • Kitap Adı: Hayatımızdaki İnce Şeylere Dair
  • Yazar: Ahmet İnam
  • Yayınevi :Pan Yayıncılık

Kitaptan Alıntı

Dikmen'de pazarda ayağıma basan, üstüme çıkan kalabalığın ortasında bir başıma dineliyorum. Bu pazar nasıl kitaba geçer? Derken, tepeleme lahana yüklü bir arabayı çeken traktör giriyor pazara. Kaçışıyorlar. O kocaman tekerlek ayağımın üstünden geçiyor. Bakakalıyorum. Bu ayak kimin? Beni pazara getiren, düşlere götüren, bir ördek kanadı gibi çırpınıp, azıcık uçabilen beni. Şoför bağırıyor: "Önüne baksana, baba!" Bu da bir başka kimlik: "Baba." Sanki traktörü ben çiğnedim. Lahanaları ve onları yiyip bitiren zaman tavşanını.
Ahmet İnam - Hayatımızdaki İnce Şeylere Dair
[alert title="LÜTFEN DİKKAT! - Kitabı İndirmek İçin Logoya Tıklayınız" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Rebecca Solnit - Kaybolma Kılavuzu

Rebecca Solnit - Kaybolma Kılavuzu

Yolunu değiştirmek, sınırların dışına çıkmak, eve farklı yollardan dönmek, kısacası kaybolmak keşfetme imkanı sunar. Rebecca Solnit edebiyatta, sinemada, haritalarda, doğada, renklerde, resimde, fotoğrafta, şarkılarda, yollarda ve hatıralarında dolanıyor. Kişisel tarihini büyü hikayelerle ilişkilendirirken ailesinin göçmen coğrafyasında kayboluyor; kaplumbağalarla, vaşaklarla, yılanlarla göz göze geliyor; papazlarla, punkçılarla karşılaşıyor; dağlarla, çöllerle yüzleşiyor, Hitchcock'un Vertigo filminden, Keats'in şiirinden, Woolf'un günlüklerinden, Dinesen'in hikayelerinden, Yves Klein'ın mavisinden, Benjamin'in denemelerinden izleri takip ediyor. 

"O halde soru, nasıl kaybolunacağı. Hiç kaybolmamak, aslında yaşamamaktır ; nasıl kaybolunacağını bilmemek sizi felakete sürükler… Önemli olan bütün dünyayı kaybetmek, onun içinde kaybolmak ve bütün bu aşamalardan ruhunu bulmaktır." 

Kitaptan Alıntı

Ekitap İ;ndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT! - Kitabı İndirmek İçin Logoya Tıklayınız" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Simone De Beauvoir - Moskovada Yanlış Anlama

Simone De Beauvoir - Moskova'da Yanlış Anlama

Fransız edebiyatının en cesur ve özgün kalemlerinden olan Simone de Beauvoir'dan kısa ama etkili bir başyapıt: Moskova'da Yanlış Anlama.

Beauvoir'ın bu uzun öyküsü, artık yaşlarını almış bir çiftin, Nicole ile André'nin, Sovyetler Birliği'ne yaptığı yolculuk sırasında yaşadığı krizi anlatıyor. İletişimsizlik, kadın-erkek ilişkileri, yaşlılık ve dönemin Sovyet eksenli politik hayalkırıklıkları üstüne aforizmalarla örülü Moskova'da Yanlış Anlama, Türkçede ilk kez yayımlanıyor.

Simone de Beauvoir (1908-1986), Sartre ile birlikte edebiyatta varoluş akımın en önemli temsilcilerinden biri olmuştur. Geride bıraktığı çok sayıda eserle düşünce ve edebiyat dünyasının en önemli figürlerinden biri olmaya ölümünden sonra da devam etmiştir.
Ekitap İndir

Eduardo Galeano - Kucaklaşmanın Kitabı

Eduardo Galeano - Kucaklaşmanın Kitabı

Bu büyüleyici kitapta yazarın yaşamının iskeleti, ete ve kana bürünüyor. Kitapta şiir, özyaşam öyküsü, tarih, fantezi ve siyasal yorum harmanlanıyor ve her biri, en beklenmedik yollardan birbirini vurguluyor.
- Jay Parini
Galeano'nun bu kitapta işlediği konu, insan yaşamının ve sevgisinin çeşitliliği...Galeano'nun sürreal çizgileri, kitabın metniyle, çılgın hayal gücü, ince mizahı ve sevimli eski zaman çekiciliğiyle bütünleşiyor.
-Publishers Weekly

Kitaptan Alıntı

Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT! - Kitabı İndirmek İçin Logoya Tıklayınız" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Woody Allen - Yan Etkiler

Woody Allen - Yan Etkiler

Ölümsüzlüğe, eserlerimle değil, ölmeyerek kavuşma dileğindeyim. - Woody Allen

Çağımızın ünlü sinema ustası, unutulmaz komedyen, kült filmlerin akıllara kazınmış başrol oyuncusu ve kitapları dünyanın her yerinde büyük ilgi gören yazar Woody Allen, uzun bir aradan sonra özenli bir çeviriyle Türkiye'de okurlarıyla buluşuyor. Seksten siyasete, felsefeden gündelik hayatın absürt detaylarına uzanan bir yelpazede, zamanımızın bu önemli figürü Woody Allen, eğlenceli ve entelektüel bir klasikle, YAN ETKİLER'le karşınızda.

YAN ETKİLER, yaşayan bu büyük efsanenin en keyifli kısa metinlerini, O Henry ödüllü klasiği Kugelmass Olayı dahil olmak üzere bir araya getiriyor. 2008 Cannes Film Festivali'nde büyük ilgi gören son filmi yakında tüm dünya ile beraber ülkemizde de vizyonlara girecek olan Woody Allen, YAN ETKİLER'de çarpıcı ve sıradışı gözlemlerini kahkahalarla okuyacağınız denemeler ve öykülerle buluşturuyor.

Çağımızın kültür ve sanat dünyasının devi Woody Allen'ın YAN ETKİLER'inin üzerinizdeki etkisinden kolay kolay kurtulmak istemeyeceksiniz. 

YAN ETKİLER, hayatla inceden inceye dalga geçenlerin, ağlanacak haline kahkahalarla gülenlerin, giderek karamsarlaşan bir dünyaya mizah merceğiyle bakmayı seçenlerin başucu kitabı.
Kitaptan Alıntı
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT! - Kitabı İndirmek İçin Logoya Tıklayınız" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Ozgur Bacaksiz - Bazi Yollar Yalniz Yurunur

Ozgur Bacaksiz - Bazi Yollar Yalniz Yurunur

Kitapsız, çiçeksiz, hayvansız, vicdansız, doğrusuz insandan uzak dur.
Umudu öldürüp, nefreti toprağa dikmek isteyenlerden uzak dur.
Hayatı sadece ideoloji ve düşünce olarak görenden uzak dur.
Mutlu olmanı, sorgulamanı, düşünebilmeni kendilerine yapılmış bir tehdit olarak görenlerden uzak dur.
Kendilerine duydukları yabancılık yüzünden karşısındakini kötü bilenlerden uzak dur.
Nefreti evinin kapısına koyan, artık her dışarı çıktığında avucunda nefret taşıyanlardan uzak dur.
İnsan hayatına olan saygısızlığı bir övünç madalyası gibi, gurur mekanizması gibi görenlerden uzak dur.
Kelimeleri özenle seçmeyen, her cümlesi biat olan, her sözcüğü toz olandan uzak dur.
Sesinin tonu kalbinin tonundan çok olanlardan uzak dur.
Çünkü neye çok yaklaşırsan, neyi çok biriktirirsen, ona dönüşürsün.

Kitaptan Alıntı

Her şeyden önce insana entelektüel bir keyif ve manevi bir haz veren “felsefe”, insanın gerçek anlamda yolunu bulması için, kafa ve kavram karışıklığını ortadan kaldırm ası için şarttır.

Bir şeyin “ne olup ne olm adığını” gösteren sihirli bir ayna görevi gören bu sözcük, insanın özgürleşmesi için güçlü bir öğretidir.

Günümüzde insanoğlu birtakım zihinsel karışıklıklar yüzünden ciddi sıkıntılar çekmektedir. Bu kaygıyı ve sorunları yaşayan insanlar akıl hastası değil, bilakis düşüncenin karmaşıklığı içinde bir şeylerin üstesinden gelemeyenlerdir.
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT! - Kitabı İndirmek İçin Logoya Tıklayınız" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Kenan Kalecikli - Sevgi Günlüğü

Kenan Kalecikli - Sevgi Günlüğü

Bir dünyalı o. Herkesten daha zamansız, ama en çok yersiz, yurtsuz... Tek sığınağı yazdıkları belki. Kendisine zorlanan her aykırılığa direnerek taşıdığı protest kimliğin bedelini öderken yeryüzünün en cesur adamı. Bir dünyalı o. Ferhat’ların, Mecnûn’ların soyundan geldiğine inanıyor. <<Çiçek yüzlüm>> dediği muhteşem insanı bulduğunu sandığı anda yitirmelerin yıkımını ne kadar taşıyabileceğini kendisi de bilmiyor.

Yıllar yılı giderek etkisini artıran kapitalizmin boğucu kuşatmasına karşı her sözü, her satırı bir direniş çığlığı sanki. Sevginin gücünün, aşkın büyüsünün insanlaşma sürecindeki önemini sürekli vurgulayarak bir savaşım veriyor. <<İnsan kazanacak,>> derken taşıdığı umut, kendi içinde adı konmamış bir destana dönüşüyor.

Yaşadığına hiçbir zaman inanmadı. Bu nedenle de yaşı yok onun. Özgeçmişi de.

Aramızdan ayrıldığında, geride bıraktığı kitapları <<hoş bir seda>> olarak sonsuza kadar hiç tanımadığı okurlarınca okunacak, dudak bükmelerinde bir gülümseme kadar kalacak.

Bizden biri /belki, hiç kimse değil.

Kitaptan Alıntı


UZAKLIKLAR SÖYLENCESİ


Bende sığar iki cihan; ben bu cihana sığmazam.
Nesimi

3 Mart

Her zamankinden erken kalkıyorum. Nedense içimde tuhaf bir sıkıntı var. Onu arasam mı? Nasıl karşılar acaba? Korkuyorum. Boğulacak gibi oluyorum böyle zamanlarda. Beynim ağırlaşıyor. Yaşadığım hiçbir olaya inanamıyorum.

Kahvaltı yapmayacağım. Şekersiz bir süt hazırlamalıyım. Kendimi çok dağıttığımın farkındayım. Böyle zamanlarda annemi de üzdüğümü biliyorum. Bu bana ayrı bir sıkıntı veriyor. Aşkın bedelini yalnızca kendim ödemeliyim oysa.

O kız yine çok şık giyinmiş, gidiyor. Penceremin önünden geçerken yıldız gibi kayıyor. Ama anlamadığım bir şey var: Yüzü neden hep asık oluyor? Bazan koşar adımlarla uzaklaşıp gidiyor.

Telefon ısrarla çalıyor. Birden heyecan basıyor içimi. Açıyorum. İlhan arıyor. Değişik tasarılar üretmiş yine. Benim de düşüncemi almak istiyormuş. Bugün gelemeyeceğimi söylüyorum. Dışarı çıkmayacağım.

Kendim olmadıktan, gideceğim yere kendimi de götüremedikten sonra, bu, topluma karşı adı konmamış ikiyüzlülük sayılmaz mı?

4 Mart

Yaşam ananın payıma ayırdığı yaşanmazlıkların hiçbirine alışamadım. Anılar olanca ağırlığıyla içimi acıtıyor.

İnsan, sevdiğini en son nasıl görürse öyle anımsar.Onu son gördüğümde çok üzgündü. Sormak geldi içimden, bir türlü yapamadım. Nedenini bilmiyorum. Belki gücüm yoktu yeni bir yaşanmazlığa. Böyle olmasaydı ona şunu sormak isterdim: Aşkı yaşamak varken, aynı yerde iki yabancı gibi oturmayı, aşkı kaçamak bakışların arayışına bırakmayı hak ettik mi sence?

5 Mart

Uzun zamandır dışarı çıkmamıştım.

Bu kentin her kaldırımında ondan bir iz var sanki.

Aşkı bu kadar yoğun yaşamak yıpratıyor beni. Ama bu iklimden kurtulmaya çalışmak, ona ihanetmiş gibi geliyor bana. Tuhaf bir duygu.

Sirkeci Garı’nın önündeyim.

Telaşlı insan kalabalığı, vapur düdükleri, martı sesleri ve Beyoğlu’nun insanı çepeçevre sarıp koynundaki bilinmezlere çeken müthiş çağrısı.

Kalabalık içerisinde çok yalnızım yine.

6 Mart

Gece çok az uyuyabildim. Üst kattakilerin gürültüsü gece boyunca kesilmedi.

O adamı hiç sevmiyorum. Bir insan yaşamını paylaştığı insana nasıl elini kaldırabilir? Hangi ilkel kültürün yansımasıdır bu?

Kadın dışarıya çok az çıkıyor. Anneme uğruyor bazan, ama hiçbir şey anlatmıyor; içini açıp rahatlama yoluna gitmiyor. Belki açıldığı, yardım umduğu birileri vardır. Beni gördüğü zaman utandığını anlayabiliyorum. Elimden bir şey gelmiyor. Çaresizlik ne kötü!

Sevgi’ye suyunu veriyorum. Saksısını değiştirsem mi acaba? Güneşi çok seviyor, yani aydınlığı. Toprağını havalandırmayı unuttuğum zaman küsüyor.

Sararmış yapraklarını topluyorum. Çok emek istiyor.
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Lucy Vincent - Neden Aşık Oluyoruz

Lucy Vincent - Neden Aşık Oluyoruz

Aşkın sırrı nihayet çözüldü!
Yaşayanlar bilir: Hayatımız olağan seyrinde sürüp giderken, bir gün her şey alt üst oluverir. Artık ne eskisi gibi düşünebiliyoruz, ne de dünyaya eskisi gibi bakabiliyoruzdur... İşte o en muhteşem sihir gerçekleşmiş, insanın başına gelebilecek en güzel, en esrarengiz şey bizim de başımıza gelmiştir: Âşık olmuşuzdur.
Peki aşk denen sihirli olayın nasıl ve neden gerçekleştiğini merak ettiniz mi hiç? Örneğin neden belli kişilere daha fazla yakınlık duyarız? Âşık olduğumuzda neden yeniden doğmuş gibi hissederiz? Aşk denen bu benzersiz olay nasıl gerçekleşiyor? İnsanın zihninde ve bedeninde ne tür dönüşümler oluyor?
Bütün bu soruların cevabı ve daha fazlası elinizdeki kitapta... Neden Âşık Oluyoruz?'da Lucy Vincent bilimsel araştırmalardaki en son gelişmeleri de göz önüne alarak adeta aşkın içyüzünü gözler önüne seriyor. Hem aşkın pek farkında olmadığımız yönlerini, tuzaklarını, "işleyişi"ni, hem de hiç tükenmeyen büyüsünü, nükteli yanlarını son derece akıcı bir dille ortaya koyuyor.
Neden Âşık Oluyoruz?'da herkes için bir şeyler var: Hem aşkı tatmış olanlar için, hem de aşk henüz kapısını çalmamış olanlar için.
Kim bilir, belki de bu kitabı bitirdiğinizde...

Kitaptan Alıntı


GİRİŞ 

Aşkımızın Tarihi 

İnsan âşık olarak doğar. Onun ilk aşk nesnesi onu kucağına alıp sütünü ve gülücüklerini eksik etmeyen kişidir. Hayatının geri kalanı, bazen tatmin edici (Mutlu aşklar vardır!), fakat genellikle tam tersi trajik bir sonla bitecek uzun bir aşk arayışından ibaret olacaktır. Karmaşık bir ilişki içinde olanlar da dahil hiç kimse aşktan başka şey düşünmez. Aşk insan soyunun gerçeğidir; belki hayvanlar da âşık olabilir fakat onlar bunu ifade etmek için kelimelere sahip değildir. 

Âşık olma hali bizim bir başkasına olan arzumuzun sınanmasıdır; bu başkasının varlığını ve onunla alışverişi gerektirir. Kullandığımız dil, tüm biçimleriyle, vücudumuzun gayri ihti yarî başka bir vücuda durmaksızın hayran olmasının yani onu arzulamasının ifadesidir. 

O halde aşk gevezedir. Aşk konuşturur veya yazdırır, zaten aşk üzerine çok şey konuşulmuş ve yazılmıştır da. Benimse aşka adanmış ve binlerce eserden oluşan evrensel kütüphaneye yeni bir katkı yapma arzum veya gücüm pek yok. 

Papatya falında aşk aramaya tekabül eden saflığımı mazur görün. Yine de aşk ve âşık olma halinin arasındaki esas farka veya "âşık olma" olgusu ile "aşkla sevme (gerçek olacak tek aşk) olgusu arasındaki farka hiç girmemeye çalışacağım. Nesnenin çekiciliğinin doygunluk elde edildiğinde ortadan kalktığı, yalnızca "cinsel ilişki" ihtiyacının yarattığı gerilimin giderilmesiyle sınırlı olan salt cinsel ilişkiye karşılık, Freud bu tuzaktan kaçınarak âşık olma halini "asıl aşk" olarak adlandırdığı şeye dahil eder. 

Burada sadece insanın hayvani yönü söz konusudur. İnsan söz konusu olduğunda, âşık olmak hakkında genel olarak anladığımız şey arzunun ve sevginin (bir tek bu kelime bile birçok gelişmeyi haklı kılar) özel birlikteliğini gerektirir. Âşık olmanın tanımını çok deşmeyeceğim. 

Yaklaşık yirmi yıldan beri "âşık olmanın biyolojisi"nde görülmeye değer bir ilerleme kaydettik. Bu ilerleme, çılgınca hazdan en karanlık ıstırabımıza kadar tüm duygularımıza eşlik eden arzu ve duygusal hallerin altında yatan mekanizmaların incelenmesinden başka bir şey değildi. İçebakışa dayalı yaklaşımlar dışında, bilimsel ve nesnel bir açıdan yaklaşılan psikoloji, aşkın seyrini aydınlatan verilerden yoksun değildir. Darwinci kurallara sıkıca bağlı bir biyolog için aşk özel bir araçtır, reprodüksiyona adanmıştır ve türlerin hayatta kalmasını sağlamak dışında bir amacı yoktur. 

Ancak orgazm yaşayan kadın yurdunun tehlike altında olduğunu ne kadar düşünüyorsa, menisini eşinin "kutsal vazosuna" bırakan erkek de tehlike altındaki türlerin korunması gerekliliğini o kadar düşünür. Bu, aşk stratejilerinin doğal seçilim ve evrim tarafından dayatılan kurallara itaat etmesini engellemez. Ben bunların gizli yanlarını, güçlerini ve sınırlarının nerede olduğunu göstermeye çalışacağım. 

Bu kitapta ruh halinden çok hormonlar, feromonlar ve aracılar konu edilecektir. Ancak, aşkın bu araçları, eğer erkeklerin ve kadınların davranışları ve düşünmeleri esnasında bunları nasıl kullanıldığını anlarsak, bize bir şey ifade eder. "Bir çift nasıl bir araya gelir?", "Nasıl ve ruhsal yaşamın hangi stratejileri sayesinde bu beraberliği sürdürür?" gibi zor soruları cevaplandırmaya çalışacağız. Aşkın sona ermesinin nedenlerini ve sonuçlarını veya aşkın eksikliğini ve bunun sağlık üzerindeki can sıkıcı sonuçlarını ortaya koyacağız. Kıskançlığın zehirleyici köklerinin uzandığı dipsiz kuyuyu keşfedeceğiz. Nihayet iyileştirici aşk ve hastalıklı aşkın yanı sıra geleneklerin ve günümüz biliminin bize sunduğu çareleri de göreceğiz. 

Bu kitabı bitirdiğinizde, yüreğiniz çok daha güvenle dolu olarak aşk arayışına çıkmazsanız, görevimde başarısız olmuşum demektir. Aramızdan bazıları sevme veya sevilme şansına nail olmuştur belki. Böyle bir mutluluk benim hepinize temennimdir. 
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Mehmet Yaşin - Yemek Sırları

Mehmet Yaşin - Yemek Sırları

Mehmet Yaşin bu kez mekânların değil ünlülerin yemek sırlarının peşine düşüyor… Sizi ünlülerin lezzet dolu sofralarında eğlenceli bir sohbete davet ediyor.

Ahmet Ümit çiğköfte macerasını, Artun Ünsal nasıl yemek yazarı olduğunu, Ayşenur Arslan medya mahallesinin değişen damak tadını, Demet Akbağ pilav tutkusunu, Doğan Hızlan İstanbul'un eski lokantalarını, Elif Şafak yazarken ilham aldığı yemek kültürünü, Erdil Yaşaroğlu bir karikatüristin nasıl beslendiğini, Kadir Topbaş çocukluğundaki İstanbul lezzetlerini, Mehmet Gürs aşçılık serüvenini, Müjdat Gezen kendisiyle birlikte sofraya oturan dört köpeğini, Orhan Gencebay dibi tutmuş fasulye sevgisini, Selim İleri edebiyat dünyasından meyhane arkadaşlarını, Tülin Şahin içliköfte ve tepsi mantısını güzel yapmanın sırrını, Vedat Başaran dünya liderlerinin yemek maceralarını, Yılmaz Özdil ailesinin çok kültürlü mutfağını, Zülfü Livaneli Yaşar Kemal'le her buluşmasında neden Çin yemeği yediğini anlatıyor... 

Ve daha pek çok ünlü isim, mutfak sırlarını, yemek alışkanlıklarını, çocukluklarının mutfaklarını ve lezzetli yemek tariflerini paylaşıyor okurla.

Kitaptan Alıntı

CEM YILMAZ

Karikatürcüler bildiğim kadarıyla düzgün beslenmez, Leman döneminde siz nasıl besleniyordunuz?
Orada beslenme genelde manevi oluyordu. Benim çalıştığım dönemde dergi Beyoğlu’na taşınmıştı, Allahtan birazcık olsun çeşitlilik vardı. Amma velakin saatlerimiz yemek saatiyle uygun düşmüyordu. Doktorlar “Akşam dokuzdan sonra bir şey yemeyin, tehlikelidir” derler ya, bizim dokuzdan sonra yemek yemememiz halinde ölmemiz söz konusu oldu. Genelde dışarıdan siparişler veriyorduk. Karikatür maceram, çömezlikten kalfalığa geçerken sonlandığı için, dergide ziyafetler olduysa da benim haberim olmadı. Bazen 48 saat bir şey yenmediğini, ardından kişi başına düşen 15-20 lahmacunun bitirildiğini hatırlıyorum. Sabahları pudraşekerli Kürt böreği vardı, gece geç saatte bumbar yerdik. Bize pahalı gelmesine rağmen bazen Hacı Abdullah günlerimiz de oluyordu. Maaşın alındığı zamanlardı bunlar ve ayın 5-6’sına kadar Hacı Abdullah’tan yiyebiliyorduk. Para bittikten sonra, kedi etinden lahmacuna doğru gidiyorduk.

İyi yemek pişiren insanlardan etkilenir misiniz?
Elbette... Eloğlunun barbekü, bizim mangal dediğimiz olayda, mangalın başında duran adama hem hayranlığım hem de kızgınlığım vardır. Çünkü bize pişirir yedirir ama finalde en çok ve etin en güzelini o yer. Bu detay beni çok düşündürüyor. Arkadaşlarla yakın zamanda barbekü muhabbeti oldu, “En iyisi, kömürlü mü, tüplü mü?” tartışması çıktı. Bazı arkadaşlar, “Izgarada kömür kokusu olmazsa olur mu, ama zahmeti var” dediler. Tüpçüler işi sağlık yanından aldılar. Bir ara tüpçüler ile kömürcüler kavga etti. Üzülerek gördüm ki ben tüpçü sınıfına giriyorum, kolaycılardanım yani.
Tok olsanız da hayır demeyeceğiniz yiyecek var mı?
Bizim gibi çabuk kilo alabilen insanların bir bahanesi vardır, “Arada bir şey atacaksın ki metabolizma hızlansın.” Sağlıklı beslenme gayreti içerisindeyken bu çılgınlıkları yapmıyorum. Ne yazık ki rejim yaparken hamur işinden ya da en basit haliyle ekmekten kaçma meselesi oluyor. Ne kadar doğru bilmiyorum ama daha biz ekmeksiz doyma meselesini atlatamadık. Tok olsam da bir dilim baklava götürürüm. 
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Jean-Louis Fournier - Asla Kimseyi Oldurmedi Benim Babam

Jean-Louis Fournier - Asla Kimseyi Oldurmedi Benim Babam

"Bir sabah, çok erken vakitte, annem odama geldi, "Sanırım baban öldü" dedi.

"Yine mi..." dediğimi hatırlıyorum.

Kalkmak istemiyordum, yorgundum ve yorganın altına girdim.

Babamı o kadar kör kütük sarhoş görmüştüm ki, gerçek bir ölüyle kör kütük sarhoş biri arasındaki farkı bilemiyordum. Sonra babam doktordu ve bir doktor ölemezdi.

Annem, "Bu seferki gerçek. Hadi kalk" dedi.

Kalktım. Odasına gittim. Yatağın yanı başına düşmüş, ağzı kan doluydu. Beni azarlamadı, gerçekten ölmüştü." 

2008 Prix Femina ödüllü Jean-Louis Fournier'den otobiyografik bir anlatı.

Bir çocuğun gözünden kahraman, koruyucu, şakacı, alçakgönüllü, sorunlu bir imge: Baba

Kitaptan Alıntı

Küçük İsa'dan, sık sık, babamın artık içmemesini ve annemi öldürmemesini isterdim. Ve bu vesileyle Noel'de bir hediye de isterdim.

Yine bir Noel'de ondan bir tabanca istediğimi hatırlıyorum. Nasıl bir tabanca istediğimi çok iyi biliyordum. Bir Solido istiyordum. Fakat, Küçük İsa'ya özellikle markasını söylememiştim. Bana Küçük İsa'nın her şeyi bildiğini, düşüncelerimizi okuduğunu söylemişlerdi, o halde benim bir Solido istediğimi biliyor olmalıydı. Doğru olup olmadığını görecektik.

Hediye olarak bir Solido yerine markasız bir tabanca almıştım, babam da ömrünün sonuna kadar içmeye devam etmişti.

Siyah-beyaz filmlerde gördüğümüz kadarıyla, bütün içki içen adamlar genelde kötü olurlar, karılarını ve çocuklarını döverler. Fakat babam bizi hiçbir zaman dövmedi; pek sevmediği bana bile, kızgınlığını kelimelerle ifade ederdi.

Bir gün bana hiç de hoş olmayan bir mektup yazdı; bu mektupta benim küçük bir horoz olduğumu yazmıştı. Hayatından çok memnun olmadığını düşünüyordum, bunu bildiğimi hissediyordu, bu da hoşuna gitmiyor olmalıydı.

Babam bana bir kez vurmuş, ama bunu hatırlamıyordum, doğduğum günmüş.

Annem bana, doğduğum zaman nefes almadığımı, babamın beni bir tavşan gibi ayaklarımdan tuttuğunu ve yaşama ilk adımımı atmam için sırtıma büyük bir tokat attığını anlattı.

Aile albümünde sevdiğim bir fotoğraf var, o da babamla benim fotoğrafım.
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Jean-Louis Fournier - Nereye Gidiyoruz Baba

Jean-Louis Fournier - Nereye Gidiyoruz Baba

“Anormal bir çocuğun pek de eğlenceli bir hayatı yoktur.

Her şey en başından kötü başlar. Gözlerini ilk açtığında, beşiğinin üzerine eğilmiş, ona bakan iki mahvolmuş yüz görür. Baba ve Anne. Şunu düşünmektedirler: Bunu biz mi yaptık?’ Pek de gururlu değildirler. Bazen sorumluluğu birbirlerine atarak ağız dalaşına girerler. Soy ağaçlarında bir yerlerde saklanmış alkolik bir büyük büyükbaba ya da yaşlı bir amca arar bulurlar.

Bazen de ayrılırlar. ”

Asla Kimseyi Öldürmedi Benim Babamla (YKY, 2009) sıra dışı bir baba figürünün gölgesinde geçen çocukluğunu anlatan Jean-Louis Fournier, bu kez “sıra dışı çocuklar” a sahip bir baba olmanın

deneyimini paylaşıyor.

Fournier’ye 2008 Prix Femina ödülünü kazandıran Nereye Gidiyoruz Baba? hayatı olduğu gibi kabul etmenin bunaltıcı sınırlarında gezinen ironik bir anlatım

Kitaptan Alıntı

Sevgili Mathieu,

Sevgili Thomas,

Siz küçükken, Noel'de birkaç kez size kitap hediye etmek geçti içimden, mesela bir Tenten. Okuduktan sonra beraberce üzerinde konuşabilirdik. Tenten'ı iyi bilirim, bütün maceralarını birçok kez okudum.

Ama hediye etmedim, zahmet etmeye değmezdi, çünkü okumayı bilmiyordunuz. Asla okuyamayacaksınız. Noel hediyeleriniz hep oyun küpleri ya da küçük arabalar olacak...

Madem Mathieu, topunu almasına yardım edemeyeceğimiz bir yere gitti; madem Thomas, kafası daha da dumanlı biçimde hâlâ dünyada, size yine de bir kitap hediye edeceğim. Sizin için yazdığım kitabı. Unutulmamanız için, engelli kartı üzerinde sadece bir fotoğraf olarak kalmamanız için. Hiçbir zaman dile getirmediklerimi yazmak için. Belki de çektiğim acıları. Çok iyi bir baba olmadım. Çoğu kez size katlanamıyordum, sizi sevmek zordu. Size peygamber sabrı göstermek gerekiyordu, ben de peygamber değilim.

Beraber mutlu olamadığımızdan pişmanlık duyduğumu söylemek ve belki de başarısız bir baba olduğum için sizden özür dilemek için.

Şanssızdık, hem siz hem biz. Gökten indi bahtsızlığımız, buna görünmez kaza denir.

Yakınmaktan vazgeçiyorum.

Nasıl ki bir felaketten bahsedildiğinde üzüntü insanların yüzlerine yansır, engelli çocuklardan bahsedildiğinde de insanların yüzlerinde aynı ifade belirir. Bir kereliğine, sizlerden gülümseyerek söz etmeyi denemek istedim. Beni güldürdünüz, hem de çoğunlukla kasıtlı olarak.

Sayenizde, normal çocukların ebeveyinlerine göre avantajlarım vardı. Eğitiminiz ya da mesleki yönelimleriniz hakkında endişe duymadım. Fenci mi, sosyalci mi olacaksınız diye iki arada bir derede kalmadık. İleride ne olacağın konusunda kaygı duymadık, çünkü çabucak anladık ki, hiçbir şey olmayacaksınız.

Özellikle de yıllar boyunca ücretsiz taşıt pulundan yararlandım . Sayenizde, dev Amerikan arabaları kullanabildim.

* Kalıcı sakatlık kartı verilmiş engelli çocukların ana babaları bedelsiz taşıt pulu alma hakkına sahipti. 1991'de taşıt pulu uygulaması kaldırıldı, yani artık engelli çocuk sahibi olmanın bir anlamı kalmadı.

Thomas on yaşında ilk kez Chevrolet Camaro'ya bindiğinde sorduğu gibi soruyor: "Nereye gidiyoruz baba?"

Önceleri cevap veriyordum: "Eve gidiyoruz."

Bir dakika sonra, aynı saflıkla, aynı soruyu soruyor, iletişim kurmuyor. Onuncu sefer "Nereye gidiyoruz baba?" diye soruyor, artık cevap vermiyorum...

Artık nereye gittiğimizi ben de pek bilmiyorum, benim zavallı Thomas'm.

Sürükleniyoruz. Duvara toslayacağız.
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Julian Barnes - Korkulacak Bir Şey Yok

Julian Barnes - Korkulacak Bir Şey Yok

Julian Barnes, yaşlılık ve ölüm temalarını daha önce de çok sayıda yapıtında, özellikle Limon Masası başlıklı öykü kitabında işlemişti. Ne var ki, bu kez, söz konusu "can alıcı" konuyu, örneklerini daha ziyade edebiyat ve müzik, kimi yerde de bilim ve tıp dünyasından ustalıkla seçtiği, çok daha geniş bir deneme alanına taşıyor. Başta ünlü Fransız yazar Jules Renard olmak üzere Montaigne, Stendhal, Daudet, Somerset Maugham, Arthur Koestler gibi edebiyatçıların ya da Ravel, Rahmaninov, Şostakoviç, Prokofyev ve Rossini gibi müzisyenlerin ilginç tanıklıklarına yer ve-rerek, hepimizin mutlaka karşılaşacağımız bu kaçınılmaz ve "korkutucu olmayan" insanlık halini var olabilecek bütün boyutlarıyla irdelemeye girişiyor. Metnin dikkat çeken bir başka leitmotif özelliği de, Julian Barnes'ın tüm deneme boyunca, felsefeci olan ağabeyi Jonathan Barnes'la girmiş olduğu "yer yer çekişmeli, yer yer görüş birliği içinde cereyan eden" sorgulayıcı diyalog. Bu diyalog, bir bakıma, inanmakla inanmamanın, felsefeyle edebiyatın, Julian Barnes ile pek anlaşamadığı annesinin bitmek bilmez çekişmesi olarak da yorumlanabilir. Nitekim kitabın kasvetli sayılabilecek konusunu ilginç ve dinamik kılan unsur da, bu çekişmeyi tüm satırlara hem keyif veren hem de sorgulayıcı bir ironiy-le yansımakta oluşudur. 

Kendisiyle yapılan bir söy-leşide, Korkulacak Bir Şey Yok'un içeriğini en yalın şekilde şu sözlerle tanımlıyor Julian Barnes: "Bu, kendimi bir vaka olarak inceleme ve bir soruya yanıt getirme alıştırmasıdır: Zamanın bu noktasında herhangi bir şeye inanmamak ama öte yandan da bir gün ölece-ğimiz düşüncesiyle uzlaşmamak ne anlama gelmektedir?.."
Kitaptan Alıntı
Tanrı’ya inanmıyorum ama O’nu özlüyorum. Soru sorulduğunda söylediğim şey bu. Oxford, Cenevre ve Sorbonne’da felsefe dersleri veren ağabeyime böyle bir beyan hakkında ne düşündüğünü sordum ve bu beyanın kendime ait olduğunu da açığa vurmadım. Şu sözcüklerle yanıt verdi: “Aşırı duygusal.”
Adını anacağım ilk kişi, anne tarafımdan büyükannem olan, kızlık adıyla Machin Nellie Louisa Scoltock. Büyükbabam Bert Scoltock’la evlenene değin, Shropshire’da öğretmenlik yapmıştı büyükannem. Bertram değil. Albert da değil, sadece Bert: O bu adla vaftiz edilmişti, bu adla çağrıldı ve öyle de yakıldı. Mekanik aletlere aşinalığı olan enerjik bir okul müdürüydü: Sepetli bir motosikleti vardı, sonra bir Lanchester’ın sahibi oldu, sonra da emekliliğinde bir hayli gösterişli spor bir Triumph Roadster’ın direksiyonuna oturdu. Arabanın üç kişilik ön koltuğu vardı, arabanın üstü açıldığında arkada tek kişilik iki ayrı koltuğu kullanılır hale geliyordu. Onları tanıdığımda, büyükannemle büyükbabam tek çocuklarına yakın olabilmek için güneye gelmişlerdi. Büyükannem enstitüye gitti; turşu kurup kavanozlara yerleştirdi; büyükbabamın yetiştirdiği tavuklarla kazları, tüylerini yolduktan sonra, fırında kızarttı. Ufak tefek, dış görünüşüne bakarsanız yumuşak başlı biriydi; yaşlılıktan el parmaklarının eklemleri kalınlaşmıştı; nikâh yüzüğünü çıkarabilmesi için ellerini sabunla yıkaması gerekiyordu. Giysi dolapları el örgüsü hırkalarla doluydu, büyükbabamınkilerin saç örgüsü daha erkeksi görünümlüydü. Ayak hastalıkları uzmanlarıyla düzenli randevuları olurdu ve onlar, diş hekimlerinin bütün dişlerini tek bir kerede çektirmeyi öğütledikleri o kuşaktandılar. O zamanlar normal bir geçişti bu: Sallantılı dişlerden bir çırpıda tümüyle porselen dişlere geçiveriyordunuz, ağzınızdaki dişler sağa sola kayıyor ve takırdıyor, herkesin içinde sizi mahcup ediyor ve onları başucu komodininizin üzerinde duran köpüklü bir bardağın içine koyuyordunuz.
Doğal dişlerden takma dişe geçiş, ağabeyimle bana hem düşündürücü hem de kaba ve münasebetsizce bir şey gibi görünmüştü. Ne var ki büyükannemin yaşamında, onun yanında adı asla anılmayan, çok büyük bir başka değişiklik olmuştu. Kimyasal maddeler üreten bir fabrika işçisinin kızı olan Nellie Louisa Machin, Metodist olarak yetiştirilmişti; oysa Scoltocks’lar İngiliz Anglikan Kilisesi’ne mensuptular. Büyükannem yetişkinlik yaşlarının ilk yıllarında birdenbire inancını yitirmiş ve aile geleneği hikâyesinin rahat anlatısı içinde bunun yerine koyacak bir şey bulmuştu: sosyalizmdi. Onun dinsel inancının ne denli kuvvetli olduğu ya da ailesinin tutumu konusunda hiçbir fikrim yok: Bütün bildiğim bir keresinde belediye meclisine sosyalistler arasından aday olduğu ve seçimlerde yenilgiye uğradığı. Onu 1950’lerde tanıdığımda, ilerleme kaydedip komünist olmuştu. Büyükannem Buckinghamshire banliyösünde Daily Worker’a abone olup -ağabeyimle ben birbirimize bunu ısrarla söyler dururduk- gazetenin Para Toplama Fonu’na bağış gönderebilmek için ev idaresinde birtakım dolaplar çeviren o az sayıdaki yaşlı emekliden biri olmuş olmalıydı.
1950’lerin sonlarında, Çin-Sovyetler Birliği hizipleşmesi meydana geldi ve dünyanın her yanındaki komünistler Moskova ile Pekin arasında bir seçim yapmak zorunda kaldılar. Avrupalı sadık komünistlerin çoğu için zor bir karar değildi bu; Moskova’dan talimat aldığı kadar para da alan Daily Worker için de değildi. Ömründe hiç yurtdışına çıkmamış olan ve yapmacık bir rafineliği yansıtan bir bungalovda yaşayan büyükannem, açıklamadığı sebeplerle seçimini Çinlilerden yana kullandı. Bense onun bu gizemli kararını pervasız bir kişisel çıkar amacıyla hoş karşıladım; çünkü Worker’ın yanında ek olarak China Reconstructs da veriliyordu, uzak kıtadan gönderilen sapkın bir dergiydi bu. Büyükannem bisküvi rengi zarflardan çıkan pulları bana verirdi. Pullarda daha çok endüstriyel başarılar -köprüler, hidroelektrik santralları, üretim hatlarından hareket eden kamyonlar- kutlanıyor ya da huzurlu bir uçuş halinde çeşitli türlerde barış güvercinleri görülüyordu.
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Gün Zileli - Ev (1946-1954)

Gün Zileli - Ev (1946-1954)

İnsanlar da kediler gibidir, evlerine bağlanırlar. Ama hayat çoğunlukla bu bağlanmaya izin vermez. Üstelik insan ömrü, kedi ömründen çok uzundur. Bir eve taşıdığınızda, hemen yerleşmeye girişirsiniz, sanki bir daha hiç taşmmayacakmış gibi. Sonra "göç" gelip yine kapınıza dayanır. Üzüntüyle toplanmaya başlarsınız. Ayrıldığınız, basit bir mekân değildir. Ömrünüzden bir şeyler bırakırsınız o evde.

Filistinli Ebu Suut el Haravi, "evinden kaçmaya zorlandığın için utanma" diyor. Türkçede tam öyle değil ama birçok dilde "ev", yaşanan yurdu da temsil ediyor. Gittikçe azalan aile fertlerinin birlikte yaşadığı aile ocağını terk edeli yaklaşık otuz beş yıl oluyor. Neredeyse on beş yıl geçecek, "yurt" anlamındaki "ev"den kaçmak zorunda kalışımın üzerinden. Utanmıyorum. Kader de utanmasın. Utanması gereken başkaları var.

Kitaptan Alıntı

24 Ekim 1946’da, Ankara’da, anneannem (Nazire Kızılkaya), dedem (Fuat Kızılkaya), “Hala” dediğimiz, ismini hiçbir zaman ögrenemedigim, dedemin kız kardeşi ve küçük dayımın (Semin Kızılkaya) oturdukları, Demirtepe-Sümer Sokağındaki, balkonları yuvarlak sûtunlu üç katlı evin birinci katında dünyaya gelmişim. Bir yıl önceki, Birleşmiş Milletler adlı ucubenin kuruluşuyla aynı güne rastlaması dışında bir şikâyetim yok doğum günümden. Metin (Kızıl-kaya) dayımın koyduğu adımdan da. Hem adımı severim, hem de adıma uygun olarak, gündüzleri.

Doğduğum evin yerinde yeller estiğini, Türkiye’den ayrıldıktan on üç yıl sonra, 2002 yılında, Ankara’ya ilk kez gidip, bu evi görmek gibi safdilce heveslere kapıldığım zaman anladım. Bırakın evi, sokağın bile aynı sokak olduğuna bin şahit islerdi. Burasının gerçekten Sümer Sokağı olup olmadığından kuşkuya düştüğümden, birkaç kişiye sormak zorunda kaldım. Ne eski Yargıtay Başkanı İmran Öktem’in, duvarları kanun kitaplarıyla dolu evi; ne İsmet hanımın, anneannemlerin evinin hemen karşısına düşen, çamlarla kaplı, kuş sesleri içindeki bahçesi; ne Tapu Kadastro Okulumun. yanı başındaki evin alt katında bulunan dükkânda icrayı sanat eden, pantolonlarımı diktirdiğim terzi; ne de daha sonraki yıllarda osurduğumuz, Aziz Kalfa'nın evi dire-nebilmişti mega kent canavarının önüne gelen her şeyi ezip geçen dev ayaklarına. 
Her şey iz bırakmamacasına yok edilmiş, kuşlar ötmez olmuş, bunların yerini, hiçbir özellikleri olmadığı için insanın belleğinde bir iz bile bırakmayan kişiliksiz apartmanlar almıştı. Sadece, sokağın, Demirtepe tarafına bakan köşesindeki Tapu Kadastro Okulu'nun açık güneş kahverengisine çalan yaşlanmış duvarları gülümsüyordu bana, eski günlerden bir tanıdık olarak.
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Halit Ertuğrul - Aşk Böyle Yaşanır
Halit Ertuğrul - Aşk Böyle Yaşanır
Aşk, baş tacı edilerek, kalbin en temiz yerinde saklanacak bir duygu iken; maalesef onu ayağa düşünenler oldu. Aşklarını insanlar ayağına düşüren insanlar ise, ne yazık ki kendileride ayağa düştü. 'Aşk' diye ete kemiğe sarılanlar, 'aşk' diye her türlü değerleri ayaklar altına alanlar, aşktan nasipsiz insanlardır. Çünkü aşk insan ruhunu temizler, olgunlaştırır, kişiyi ulvi duygularla donatır. Günümüz insanının ve özellikle degünümüz gençlerinin en fazla problem yaşadığı konuların başında 'aşk' gelir. 'Aşk Böyle Yaşanır' kitabı; 'aşk' diye yanlış ilişki içinde olan ve çok zaman da bu uğurda kişilik değerlerini yitiren bazı insanlara örnek olması, dileğiyle hazırlanmıştır. Bu kitap; baştan sona kadar yaşanmış ve nefes kesen ibretli olaylarla doludur.

Kitaptan Alıntı

Gözyaşlarımı sile sile bir hal olmuştum. O güne kadar kalbimin böylesine dayanılmaz bir heycan içindeçarptığını hiç hatırlamıyordum. Bu inanılmaz olaylar serüveninde bazen göğüs kafesim daralıyor bazen de ibret ve hayret içinde "Allah Allah bu kadar da olur mu?" diye mırıldanıyordum. Yaşanan bu gerçek aşk hikayesi, çok etkileyici, çarpıcı ve düşündürücüydü. Böyle aşkları duysunlar da "Aşk dediğin böyle yaşanmalı, bizimkiaşk değil , insan pazarlama" diyebilsinler.

Bazende ben sordum bu aşkın nasıl doğduğunu onlara bazen de cevaplar kendiliğinden geldi

-Hikmet Bey , İffet Hanım'nasıl tartışırsınız?

-Hanımımla hemşireyim.Aynı mahallede büyüdük.İlkokulda beraber okuduk.

Allah için hanımda çok güzeldi.O çevrede ondan daha güzel kız yoktu.

Demek ki Allah "ol" diyince , her şey oluyor.

Orta okulu bitirdiğim yıl birrüya gürmüştüm.Rüyamda yaşlı bir adam "oğlum"dedi."Sen bu kızı alacaksın ;ama çok zor olacak.Okızdan vazgeçme o kız dünya iyisi bir kızdır"

inanamak şöyle dursun, hayal bile edemezdim.

Çocukluk işte, rüyayı rahmetli anama anlattım.

Anam çak kızdı:
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Can Dundar - Savasta Ne Yaptin Baba
Can Dundar - Savasta Ne Yaptin Baba
"Yigitler diyari" namiyla taninan ilimizde bir sarsinti olmustu geçtigimiz yillarda...
Öyle büyük siddette bir deprem degildi aslinda, ama hastanede yüzlerce yarali vardi.
Önce binalar yikildi sanilmisti. Oysa önemli bir enkaz da yoktu.
isin asli sonradan anlasildi:
"Deprem" lafim duyan "yigitler" evi barki, çoluk çocugu ortada birakip kendilerini balkondan atmislardi.
Önemsiz bir sarsinti, evleri degilse bile, asirlik karizmalari yerle bir etmis, "yigitlik" namini ayaklar altina almisti.
Toprak degil, insanlarin birbirlerine inançlari sarsilmisti.
Deprem olsa bu kadar yikilmazlardi.
2003 yilinin ilk aylarinda böyle sarsildi Türkiye...
Hükümet degisimi, Kibris'ta çözüm umudunun yitirilmesi, Avrupa Birligi üyeliginin tehlikeye girmesi ve nihayet Irak krizi artçi sarsintilar gibi salladi ülkeyi...
Son darbe, Amerikan-lngiliz koalisyonunun Irak saldirisi oldu.
Depremin merkez üssü Türkiye degildi gerçi, ama tipki deprem yemis illerde oldugu gibi çok sayida "yarali"ya mal oldu.
Etkisi önümüzdeki yillara yayilacak büyük bir zihni zelzeleydi bu...

Kitaptan Alıntı

Simdi Savasa Dikkat!
inanilmaz bir ülke bu Türkiye!..
Bir sürprizler diyari...
Bayram tatilinden yararlanarak bir haftada iki Avrupa kentine gittim.
Meclis kürsüsünde yemin ederken biraktigim Fadil Akgündüz, döndügümde Kartal cezaevinde makarna kasikliyordu.
Giderken Tayyip Erdogan yasakliydi; yasagi neredeyse kalkmis.
Devletin istihbarat teskilatinin raporunda "çete lideri" oldugu yazilan Mehmet Agar DYP liderligine tirmanmis.
"Tasfirin erkegi" Tamer Karadagli balayindaydi; geldik ki, evi barki dagitmis.
Bunun adina ister "istikrarsizlik" deyin, ister "dinamizm"; surasi kesin ki, her an her seyin olabilecegi bir cografya burasi...
Avrupa'nin, Türkiye'nin, Kibris'in, Irak'in kaderlerinin kesistigi Kopenhag kavsagi bu kez lafin gelisi degil, gerçekten "tarihi bir zirve" oldu.
Benim ingiliz ve Fransiz basinindan gözledigim su:
Türkiye çok çabaladi, ama yanlis oynadi.
Bir defa, Avrupa'daki müthis Amerikan antipatisini göz ardi ederek AB kapisini ABD'yle zorladi. Rest çekti. "Siz kaybedersiniz" diye tehdit etti. "Biz de NAFTA'ya gireriz" santaji savurdu. Hem bu "dayilanma" politikasi hem "dayimizin" arkalamasi, tam ters tepti. Avrupa, Türkiye üzerinden, isine burnunu sokan ABD'yi de cezalandirdi.
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Cemal Kafadar - Kim Var Imis Biz Burada Yog Iken
Cemal Kafadar - Kim Var Imis Biz Burada Yog Iken
Türkçesi özyaşamöyküsü ancak yabancı kökenlisini kullanmak genel tercihimiz: Otobiyografi... İnsanlığın bireyleşme sürecinin önemli bir parçası otobiyografiler. Benlik bilincimiz geliştikçe otobiyografiler kaleme almaya başlamışız, yaşamöykülerimizi yazdıkça bireyselleşme sürecini tamamlamışız. 19.yüzyıldan itibaren romanla atbaşı gitmiş kişisel yaşamöyküleri. Ancak bugün dönüp geriye baktığımızda romandan farklı olarak otobiyografilerin işlevsel bir yönü de ortaya çıkmış: Tarihe ışık tutmak. Ancak hangi tarih, kimin ışığı, diye sorduğumuz noktada, bir yığın çelişik, çapraşık saptamalarla karşılaşmışız. Yaşamöyküsünü yazmak kolay değil, kişinin kendisiyle gerçek anlamda yüzleşmesinden daha zoru mu var...

Kitaptan Alıntı

Yeniçeri Nizamının Bozulması Üzerine
NİZAM BOZULANA kadar Yeniçeriler muntazamdı. Toplumsal köklerinden koparıldıkları, evlenmelerine izin verilmediği için aile ve akrabadan yana dertleri yoktu. Üretim ve ticaret dünyasından uzakta, yalnızca hanedanın sadık köleleri sıfatıyla yerine getirdikleri askeri-idari görevleriyle meşguldüler. Ne zaman ki ticaret ve üretim faaliyetlerine girişmeye başladılar, askeri disiplinleri ve becerileri geriledi. Böylece, savaşa gitmektense ticaretleriyle meşgul olmayı yeğleyen, başkaldırmaya meyilli askerlerin elinde mağdur olan İmparatorluk da geriledi. Dönüm noktası on altıncı yüzyıl sonlarına doğru bir yerdedir, o noktada çok sayıda başka Osmanlı kurumu da başlangıçtaki nizamını yitirdi.
Bu, Osmanlı tarihi araştırmacıları tarafından giderek daha çok eleştiriye, revizyona, görecelileştirmeye, yapıbozumuna hatta düpedüz fâş edilmeye tabi tutulan Osmanlı gerileme hikâyesinin en ısrarcı alt metinlerinden biridir. Gerileme Kanuni Sultan Süleyman sonrasına yerleştirildiği için, bu eleştirel çalışmalar çoğunlukla on altıncı yüzyılın sonlarına ve sonrasına odaklanmıştır. Ancak, gerileme söyleminin yüzyıllar boyu bu denli büyük bir kabul görmesini sağlayan mekanizmaları anlamak için, bahsi geçen eleştirel projenin bir parçası olarak dikkatleri, “kurumsal sağlamlık ve Altın Çağ” anlayışı üzerinden yazılan erken dönem tarihçiliğine yöneltmek faydalı sonuçlar verebilir. Gerileme, bu tarihyazımı geleneği içinde, büyük ölçüde “yükseliş ve parlaklık”
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Can Dundar - Aska Veda
Can Dundar - Aska Veda
Aşk devrimcidir.
Otorite, düzen, nizam tanımaz.
Coşkuyla çarpan iki kalbin yarattığı etkiye hiçbir direnç dayanmaz.
Sınırlar, harp içindir; aşk sınırdan anlamaz.
Yaş, sosyal statü, renk, ırk, cins, dil, mezhep, milliyet farkı, tutkuya mâni olamaz.
İki yürek buluştu mu onları dizginleyen çitler, bariyerler, örf ve âdetler, gelenek ve görenekler, ilkeler, nizamnameler, akrabalar ebeveynler tutuşur.
Ten, derde ilaç olur; ölüm, ayrılığa yeğ tutulur.
Seven iki yürek, ayrılmaya zorlandıkça birleşir.
Aşk, yalnızca içeriden yıkılabilen bir kaledir. Sadece âşıkların birbirini yemesiyle yok olur.
Devrimcinin düşmanı düzendir.
Kazanmanın konforlu rehaveti, “Elde ettim işte!” felaketine dönüşür kısa zamanda...
Devlet, aile, özel mülkiyet el ele verip işe karışır; büyük heyecan, alışmayla, kurumsallaşmayla yatışır.
O ilk kıvılcımdan güçlü bir dostluk ateşi yakamazsanız, uğruna dünyayla savaşabileceğiniz insanı bir iç savaşta kaybedersiniz.
Onca hızlı daldığınız rüyadan bu kadar hızlı uyanabilmiş olmanıza da hayret edersiniz.

Kitaptan Alıntı

Eğer...

Onu hatırladıkça başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz...

Ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla o hüzünden, bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz... Ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin...

Onunlayken pervaneleşen yelkovanlar, onsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain...

Sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, ondan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa...

Ve o, her durduğunuz yerde duruyor, her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp hüzünlendikçe ağlıyorsa...

Dünyanın en güzel yeri onun yaşadığı yer, en güzel kokusu bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse...

Hayat onunla güzel ve onsuz müptezelse...

Elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü, onun yüzü pembeyse...

Kışlar ilkbaharsa yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar...

Her şiirde anlatılan oysa; her filmin kahramanı o... Her roman ondan söz ediyor, her çiçek onu açıyorsa...

Bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez, özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa...

İştahınız kapanıyor, iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa...

İştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa...

Eliniz telefonda yaşıyor, işaretparmağınızla ha bire onu tuşluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın o olduğunu adınız gibi biliyorsanız...

Mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona o diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi ona yakıştırıyor, konuşan birini dinlerken, “Keşke o anlatsa!” diye iç geçiriyorsanız...

Kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü...

Özlemi, sol memenizin altında, tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu...

Hem kimseler duymasın hem cümle âlem bilsin istiyorsanız...

Onsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse...

Ayrılık ölüme, vuslat sehere denkse...

Gamze gamze tebessüm de onun içinse alev alev öfke de...

Bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep onun yüzsuyu hürmetine...
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Author Name

{picture#https://lh3.googleusercontent.com/FymUrEaf4VRt8qa37E5vOFjGq7rw0baT5ScQ7nwsZ7F1nMsihsXMJ-ECCaNgexvSUbcSY44G8IikGvIN11CTzgVt5G5RX49Wod48BJ1Ip44Xxwhr2t7et1d7jFjNaw1nyI25q9LLS8R7qiefMIQzr5wd02oNh7ki7pALRS_Y003Cm0E5cHu755RtLpH7nZZ6qTWX96FWc3d_Q21qShkKCdjNSsiXgMMOAJlY3Z5W-cI1uecrJrWL0j3SVXP0u4d0fu1_xq6eRQZGyfy2iSJ8Ezr6eJ9Q0py4y-ZMSCCJma9v9rk35pvY-nKQoMq95SI9C3hdRGK_uC3hDIVyAUrpvJfRFZSrKDMeSta6lC03mk12zmjygBVkf8h37zS0j_Cax4_zQekjcWoRvC-dMsNRtdLetCKwUAayhovBiIXenrcPCa9GM-Gw6CNkl-c3DhwCpCkvOcvavfQHS1HLD0yGsNfWJ03NXfi6WAWQg3Kc0ReJWWtdy0lRn4QUQ9obz-rfqBMegiqA_V6JT6d_n_tGATRZkcV5lr-T_CTQuY3Nv_e4la-l0KE7t6snoJui35gO33yCReas0YnaznkHcqFrYhP0mhUXYYwtIGfw4ybiXAT1eW6Nu95XVS411caUXY6OUa-512tP3V5HNzNs7_FjAdqr0pNDGIX6=w146-h118-no} {facebook#https://kitapazzi.blogspot.com.tr/} {twitter#https://twitter.com/Kitapazzi} {google#Yhttps://plus.google.com/u/0/104699689942249315316}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.