Eylül 2018

Jorge Semprun - Buyuk Yolculuk

Jorge Semprun - Buyuk Yolculuk

İspanyol asıllı Fransız yazarı "Jorge Semprun", Franco döneminin en azgın günlerinde , 1960 yılında, görevli olarak gizlice gittiği İspanya'da, hem de doğduğu kent olan Madrit'te saklandığı bir evde, ilk romanı "Büyük Yolculuk"u yazdığında otuz sekiz yaşındaydı. Fransa'da sürgündeki İspanyol Komünist Partisinin merkez yönetim kurulu üyesiydi. Kendisini dünyanın en büyük romancılarından biri yapacak olan "Büyük Yolculuk"u ancak partisinden atıldıktan sorna, 1963 yılında yayımlattı. Kitap, bütün dünyada büyük olay oldu. Bir anda on iki dile birden çevrildi. "Semprun", bu romanında, yirmi yaşlarının yaşam öyküsünü büyük bir ustalıkla anlatır. Daha çocuk yaşta katıldığı Fransız direniş hareketinde silah ve patlayıcı madde uzmanı olarak çalışırken, Gestapo tarafından tutuklanıp ünlü Buchenwald Nazi Toplama Kampına sürülmüştü...

Kitaptan Alıntı

Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Andy Marrifield - Eşeklerin Bilgeliği

Andy Marrifield - Eşeklerin Bilgeliği

"Muhteşem bir kitap... Keskin gözlemlerle dolu, samimi ve âlimane... Bu kitap ileride klasikler arasında yerini alacaktır." 
-John Berger -

Bu kitap bir yol hikâyesi. Ama bildiğimiz yol hikâyelerinden değil. Çağdaş hayatın hepimize dayattığı açmazlardan, şehir hayatının keşmekeşinden, bitmek bilmez koşuşturmacalardan, gelip geçici heveslerden kurtulmak için yollara düşen bir insanın yolculuk hikâyesi. Üstelik yanında bir de yol arkadaşı, daha doğrusu bir kılavuz var: sevimli, boz bir eşek. İkisi beraber, sükûnete, huzura, dinginliğe, sadeliğe, mütevaziliğe ve hepsinden de önemlisi hakiki mutluluğa doğru yollara düşüyorlar. 

Aynı zamanda zihinsel bir yolculuk da bu. Unutulmaz kitaplardan, filmlerden, ilginç tarihi karakterlerden bahseden, okuru masal gibi bir dünyaya davet eden bir yolculuk. Eşeklerin Bilgeliği sanatın, güzelliğin, mutluluğun ve huzurun gerçek anlamının peşinde sakin sakin yol alan, bir filozofun dediği gibi "açık havada hülyalara dalan" bir kitap. 

Kitaptan Alıntı

Schubert’i düşünmekten kendimi alamıyorum. 20 numaralı piyano sonatını. Ben gökyüzüne doğru pedal çevirirken, hüzünlü melodisi zihnimde dönüp duruyor. Schubert’in yavaş, net, aralıklı akorları, benim aheste pedal çevirişimle, derin derin nefes alıp verişimle uyum içinde. Yeşilin müziğini dinliyorum, radyoya ne hacet. Öğle sonrasının güneşi altında, bu kasvetli melodiler öyle sevinç veriyor ki şaşırıyor insan. Fransa’nın Auvergne bölgesindeki evimin oralarda, yüksek bir dağ geçidinde bisiklet sürüyorum. Havalar çok soğumadan, kar yüzünü göstermeden bisikletimle yollardayım. Şu dar yol; taş evlerle, metruk ahırlarla, tehditkâr köpeklerle ve gıdaklayan tavuklarla dolu küçük köylerin, Le Chambon’un, Le Bancillon’un ve Channat’nın yanından geçerek tepelere tırmanıyor. Gerçek yerler bunlar, en azından bana öyle görünüyorlar; burada zaman ortaçağda durmuş sanki.

Dağa tırmanmak zor iş, zira inek pislikleri saçılmış kuru çakıl zeminde dengesini kolayca yitirebilir insan. Zirveye vardığımda mükafatım engin bir vadi manzarası; aşağıda Allier Nehri var. Tepeler kesif sisin içinde inip çıkıyor, iç içe geçiyor, havada yüzüyor adeta. Hava dingin, huzur dolu, sessizlikse tatlı bir müzik gibi. Kırlar doğal bir oditoryum sanki; akustiği keskin mi keskin. Dönemeci geçiyorum. Bir çayırlık açılıyor önümde. İçimde bir sonat çalıyor, dışarıdaki manzaradaysa senfoni. Schubert, gencecik bir delikanlıyken şaheserler yaratan Franz Schubert burası için bire bir. Öyle genç bir yaşta ölmüştü ki; otuz bir yaşında, yani benden neredeyse on beş yaş gençken. Duruyor, bisikletten iniyor ve bir ağaca, ama belli bir ağaca, dönemecin oradaki ağaca yaslanıyorum. Bu noktada saatlerce durmuşumdur vaktiyle; etrafa bakarak, vadiyi seyrederek, Dünya’yı temaşa etmişimdir. Eğim dik, neredeyse 45 derece; ayaklarımın altındaki çimler ezilmiş; yabani otlar, eğreltiotları var her yanda. Yılın yarısı boyunca, boz renkli on kadar eşeğin yuvası buralar.
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Gabriel Garcia Marquez - Bir Kacirilma Oykusu

Gabriel Garcia Marquez - Bir Kacirilma Oykusu

Yazarlık mesleğine gazete ve haber ajansı muhabirliğiyle başladıktan sonra 1960' lı yıllardan beri Latin Amerika taihini kendine özgü o 'büyülü gerçekçilik' üslubuyla roman ve öykülerinde yeniden anlatmaya koyularak, sanki tüm Latin Amerika için kimlik arayışına giren, Nobel Ödülü sahibi Kolombiyalı büyük yazar Gabriel Garcia Marguez , Kolombiya' yı yıllarca haraca kesen uyuşturucu kaçakçısı Pablo Escolar 'ın, can düşmanı olan öbür kartellerin elinden kurtulabilmek için bir yandan adalete teslim olma sürecini işletirken, öte yandan da pazarlık gücü kazanabilmek amacıyla tam dokuz kişiyi kaçırmasını anlatan 'Bir Kaçırılma Öyküsü' adlı bu yeni kitabıyla, gazeteciliğe bir tür dönüş yapıyor. Birçok yapıtında gazete haberlerinden yola çıkmış olan Gabriel Garcia Marguez , bu kez haberi romanlaştırırken, hemen hepsi gazeteci olan bu dokuz kişinin, ailelerinin, dostlarının, onları kaçırıp rehin tutanların ve hissettiklerini büyük bir ustalıkla ve bir gazeteci gözüyle ortaya koyuyor; Kolombiya' nın bu karanlık dönemini irdelerken de, ülkesinin gerçeklerine bir başka açıdan ışık tutmuş oluyor. Bir Kaçırılma Öyküsü' nün ilk basımını, yazıldığı dil olan İspanyolca dışında ikinci dilde yayınlayan ilk birkaç ülkeden biri olduğumuzu da övünçle belirtmek istiyoruz.

Kitaptan Alıntı

Arabaya binmeden önce, kendisini kimsenin gözlemediğinden emin olmak için omzunun üzerinden geriye baktı. Bogota'da saat Aakşamın yedi buçuğuydu. Hava bir saat önce kararmıştı; Ulusal Park iyi aydınlatılmış değildi; yapraksız ağaçlar, bulanık, hüzünlü gökyüzünün üzerine hayaletleri andıran siluetler çiziyorlardı, ama görünürde korkulacak bir şey yoktu. Maruja, mevkiine rağmen şoförün arkasına oturdu, çünkü orası ona hep en rahat yer gibi görünmüştü. Beatriz de öteki kapıdan binip onun sağına oturdu. Her günkü işlerinde neredeyse bir saat gecikmişlerdi; üç yönetim toplantısının yapıldığı, insana ağırlık veren bir öğle sonrasının ardından her ikisi de kendini yorgun hissediyordu. Özellikle de bir gece önce evinde verdiği bir parti yüzünden üç saatten fazla uyuyamamış olan Maruja. Uyuşmuş olan bacaklarını uzattı, gözlerini yumup başını koltuğun arkasına dayayarak, her zamanki emri yineledi:

— Eve, lütfen.

Her günkü gibi, güvenlik nedenleriyle olduğu kadar trafikteki kördüğümler yüzünden, kâh bir yoldan, kâh bir başkasından dönüyorlardı eve. Bindikleri Renault 21 yepyeni, rahat bir arabaydı, şoför de onu dikkatli bir ustalıkla kullanıyordu. O akşamki en iyi seçenek, kuzeye doğru uzanan çevre yoluydu. Üç trafik ışığını da yeşilde yakalamışlardı; akşam trafiği her zamankinden daha az sıkışıktı. Daha kötü günlerde bile bürodan Maruja'nın evine kadar, 84A-42 numaralı Üçüncü Yanyolu yarım saatte geçerler, daha sonra şoför, Beatriz'i, yedi blok kadar ötede olan evine götürürdü.

Maruja, aralarında birkaç kuşaktan beri gazeteciler bulunan, tanınmış bir entellektüel aileden geliyordu. Kendisi de gazeteciydi, pek çok kez de ödül almıştı. İki aydan beri, sinemaya destek veren bir devlet kuruluşu olan Focine'nin başındaydı. Görümcesi ve yardımcısı olan Beatriz, bir süre için değişiklik olsun diye işine ara vermiş, uzun yıllar deneyimli bir fizik tedavi uzmanıydı. Maru-ja'nın 

Focine'deki başlıca sorumluluğu, basınla ilgili her şeyle ilgilenmekti. Her ikisinin de korkacak birşeyleri yoktu, ama Maruja, uyuşturucu mayfasının, bir önceki Ağustos ayında, hiç umulmadık bir esintiyle gazetecileri kaçırmaya başlamasından beri, neredeyse bilinçaltı bir hareketle omzunun üzerinden geriye bakma alışkanlığını edinmişti.
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Haruki Murakami - Tuhaf Kütüphane

Haruki Murakami - Tuhaf Kütüphane

Haruki Murakami'den büyükler için yazılmış, masal tadında bir öykü...

Bir Osmanlı Vergi Tahsildarının Güncesi adlı kitabı elime aldım, okumaya başladım. Bu, Osmanlıca yazılmış zor bir kitaptı. Ne var ki tuhaf bir şekilde hiç güçlük çekmeden okuyabiliyordum. Kitabın sayfalarını çevirirken, Türk vergi tahsildarı İbn Armut Hasir olmuştum, belimde eğri bir pala, İstanbul'da vergi toplamaya çıkmıştım. Meyve ve tavuk, sigara ve kahve kokuları sokağa ağır ağır akan bir nehir gibi yayılmıştı. Hurma ve mandalina satan seyyar satıcılar yol kenarında yüksek sesle bağrışıyorlardı. 

Yalnız bir çocuk, gizemli bir kız ve Koyun Adam… Acaba korkunç yaşlı adamın onları hapsettiği ürkünç kütüphaneden kaçmayı başarabilecekler mi? Haruki Murakami'den büyükler için yazılmış, masal tadında bir öykü… Neden bunlar benim başıma gelmek zorundaydı ki? Oysa tek yaptığım, kitap ödünç almak için kütüphaneye gelmekti. "O kadar da canını sıkma" dedi Koyun Adam, beni avutmak için."Baksana Koyun Adam" dedim. "Neden o yaşlı adam benim beynimi yemek istiyor ki?" "Bilgiyle dolu beyin çok lezzetli olur çünkü. Yumuşacıktır. Aynı zamanda böyle topak topaktır."

Kitaptan Alıntı

Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Laurent Gounelle -Tanri Daima Tebdil-i Kiyafet Gezer

Laurent Gounelle -Tanri Daima Tebdil-i Kiyafet Gezer

Tanrı Daima Tebdil-İ Kıyafet Gezer
Mutluluğun kapını çalmasını bekleme, sen ona git 
Hayatını değiştirecek roman bu işte!
Bir düşünün. İntihar etmek üzeresiniz. Bir adam hayatınızı kurtarıyor, ama karşılığında sizinle bir anlaşma yapıyor. Bundan sonra o ne söylerse sorgusuz sualsiz yapacaksınız. Kendi iyiliğiniz için... Çaresiz, kabul ediyorsunuz ve hayatınızın iplerini tıpkı bir kukla gibi başkasının ellerine bırakıyorsunuz. Ve hayatınız eskisinden çok daha güzel oluyor. Yine de şüpheleriniz var: Bu adam aslında kim? Çevresindeki gizemli kişilerin sırrı ne? Sizden aslında ne istiyor?

Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer, kendi kendimize koyduğumuz engelleri, korkularımızı ve önyargılarımızı nasıl aşacağımızın, kaderimiz sandığımız mutsuz bir yaşamı, bizi mutluluğa götüren bir yolculuğa nasıl dönüştüreceğimizin hikâyesi.

"Laurent Gounelle bir mutluluk fabrikatörü... Eğer mutluluğun bir reçetesi varsa, Gounelle o reçeteyi biliyor olmalı."
Le Figaro

"Yeni Coelho." 
L'Express

"İnsanın kendini arayışı ve başkasını anlaması hakkındaki bu benzersiz roman, kendine güven ve özgürlük üzerine işe yarar tavsiyeler veriyor."
France Soir

"Sürükleyici ve kolay okunan bir kitap. Hem iyi bir kişisel gelişim kitabı hem de güzel bir roman. Bayıldım!"
Critiques Libres

"Sonuna kadar gizemini koruyan, mizahi ve şiirsel bir roman." 
L'est-éclair
Kitaptan Alıntı
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Anne Sexton - Kilitli Kapılar

Anne Sexton - Kilitli Kapılar

Anne Sexton evdeki dünya ve o dünyanın acıları hakkında sırlar verir. Bu sırlar herkesin söylemeye cesaret edemediği türden sırlardır. 

Okuyucular sadece ne söylediği için değil, aynı zamanda nasıl söylediği için de ona karşılık verirler.

Sexton'ın eserlerini tuhaf bir şekilde daha önceki itirafçı şairlerden farklı kılan şey geleneksel olarak şiirin asla konusu olmayan tabulardan ya da kişiyi şok eden konulardan bahsetmesidir.

Kiştaptan Alıntı

Sigaralar ve Viski ve Vahşi ve Vahşi, Vahşi Kadınlar

(bir şarkıdan)

Belki ben diz çökerek doğdum,

uzun kışta öksürerek doğdum,

merhamet öpücüğünü bekleyerek doğdum,

hız için bir tutkuyla doğdum

ve hala ilerleyen şeyler gibi,

şarampolü ya da lavmanın gazını çıkarmayı

erkenden öğrendim.

İki ya da üç kezden sonra öğrendim diz çökmemeyi, umut etmemeyi, ateşlerimi yeraltına yerleştirmeyi mükemmel ve korkunç olan bebeklerin dışında hiçbir şeyin

olmadığı yere,

ölmeleri fısıldanmış ya da ölmeye bırakılmış olan.

Şimdi birçok sözcük yazdım,

ve birçok aşkın kaçmasına izin verdim, fazlasıyla

ve her zaman ne isem hepsiydim-

ben aşırılığın, isteğin ve açgözlülüğün kadını,

çabayı yararsız bulurum.

Aynaya bakmaz mıyım bu günlerde,

ve gözlerinin önünden geçen sarhoş fareyi görmez miyim? Ölümün yüzüne bakmaktansa ölmeyi seçmeye

ileri derecede özlem duymaz mıyım?

Bir kez. daha diz çökerim, merhamet gelirse diye tam zamanında.
Nefret Eden Gözlerin Öfkesi

Gömmek isterim tüm nefret eden gözleri kumun altına. Kuzey Atlantik'in ilerisinde bir yere ve boğmak isterim onları berbat kumla

ve onların tüm renklerini bu yumuşak boğulmadaki uykuya koymak isterim.

Babamın kahverengi gözlerini, o tabanca atışlarını, o aşağılık çamurları al.

Göm onları.

Al, annemin deniz gibi soyunuk

mavi gözlerini.

seni yıkmayı bekler

havanın ve Tanrı'nın olmadığı yerde.

Göm onları.

Al, aşkımın siyah gözlerini,

seni kamçılayıp gülmek isteyen

zalim bir domuza benzeyen kömür gözleri.

Göm onları.

Al, şehitlerin, başkaniarın, banka yöneticilerini, askerlerin nefret eden gözlerini.

Göm onları.

Yarı kör ve havaya düşen gözlerimi al.

Göm onları.

Al gözlerini.

Bir köpekbalığının ölüme baktığı ve yüreğimi düşündüğü ve tatlı bir çörek gibi kopardığı yere merkeze gelirim.

Gözlerimi almak

ve yumruk atmak isterler

göz bebeklerime doğru. Yalnızca gömmek

değil, bıçaklamak isterler. Senin gözlerine gelince,

onların önünde katlatırım

bir bebek topunun içine ve sen

onları Akıl Hastanesi Eyaleti'ne gönderirsin.

Bak! Bak! Şu farelerin

her ikisi de seni seyrediyorlar

zarif parmaklıkların arkasından.
Yaşamımın Odası

Burada,

yaşamımın odasında


eşyalar değişmeye devam ediyorlar.

İçlerine ağlamak için küllükler,

ahşap duvarların acı çeken erkek kardeşi,

daktilonun kırk sekiz tuşu

her biri bir gözbebeği, asla kapanmayan,

her bir güzellik yarışmasında biri bir yarışmacı olan kitaplar
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Nikolay Gavrilovic Cernisevski - Nasil Yapmali - 2

Nikolay Gavrilovic Cernisevski - Nasil Yapmali - 2

Çernişevski, toplumsal devrim koşulunun düşünsel devrimden geçtiğini öngörmekle birlikte bunun da yeterli olmadığını anlamış, konuyu yeni baştan incelemeye başlamıştı. Saptadığı çok yalın bir gerçekti. Yürürken bir adımın önde bir adımın arkada olması gibi her yeninin bir adımı da eskinin, yani eski kültür ve ülkünün içindeydi. Bunun aşılması da yeni öngörüden önce, yeni insanların tarih sahnesine çıkmasına bağlıydı. Yani düşüncesiyle, kültürüyle, yaşama biçimiyle yeni insanlara. Prototiplere de prototipler örnek olur, bu işi de sanat üstlenir. İşte 'Nasıl Yapmalı' yeni insanların romanıdır. Çernişevski ve Tolstoy'dan Kropotkin ve Lenin'e dek pek çok yazın ve eylem adamı, kimileri yererek, kimileri överek konuştular, yazdılar, tartıştılar. Kropotkin'in belirttiğine göre 'Nasıl Yapmalı' döneminin Rus gençliği için bir tür siyasal program işlevi gördü. Günümüzde bu yol açılışını sürdürdüğü apaçıktır.


Kitaptan Alıntı


Vera Pavlovna’mn gördüğü düş şu :

Çaydan sonra *birtanem»le biraz gevezelik ediyor, sonra da

odasma çekilip yatağına uzanıyor. Hayır, uyumak için değil; uyuıaak

için daha erken, hiç sekiz buçukta uyunur mu! Soyunmuyor bile...

yalnızca uzanıp eline bir kitap alıyor. Derken yavaş yavaş bir ağırlık

çöküyor üzerine, gözleri kitaptan kayıyor ve Vera Pavlona

düşünmeye başlıyor: Bu son sıralar üzerime bir sıkıntıdır çökmeye

başladı... Yoksa bu sıkıntı değil de, öylesine birşey mi? Tabi tabi,

sıkıntıyla ne ilgisi var bunun? Yalnızca bu akşam operaya gitmek is-

tiyordum ve Kirsanov bilet işini ciddiye almadığı için gidemedim;

sıkıntı dediğim şey burdan kaynaklanıyor. Geç gitmiş Kirsanov

gişeye: Bozio’nun* konseri sözkonusu olduğunda saat ll’de gittiği

gişeden 2 rublelik bilet bulamayacağım bilmiyor sanki! Ama onu da

suçlamak doğru olmaz: sabahın 5’ine kadar çalışıyor... gerçi o bu

konuda birşey söylemiyor, ama ben biliyorum işinde sabahladığım...

Yine de bu işin suçlusu o. Hayır, bundan sonra «birtanem»den rica

edeceğim bilet almasını ve operaya da «birtanem»le gideceğim ;

«Birtanem» hiçbir zaman beni biletsiz bırakmaz, üstelik benimle

operaya gitmekten de zevk alır. Çünkü benim «birtanem»

birtanedir... Kirsanov yüzünden «La Tra- viata»yı kaçırdım!

Korkunç birşey bu! Operada her akşam oyun olsa, hiç sıkılmaz her

akşam giderdim. En kötü oyunlara bile... Tek ki başrolde Bozio

olsun. Bozio gibi bir sesim olsa herhalde bütün gün şarkı söylerdim.

Tanışamaz

*Bozio Angelina (1824-1859) — Ünlü İtalyan kadın opera sanatçısı. 1856 yılında

Petersburg'da sahneye çıkıyordu.

mıyım onunla? Topçu teğmeni Tamberlik* aracılığıyla? Hayır, olacak

şey değil. Bunu düşünmem bile gülünç! Ne diye tanışmalıyım ki

Bozio’yla? Benim için aryalar söylemesini mi istiyeceğim? Sesini

korumalı Bozio.

Bozio rusçayı ne zaman öğrendi acaba? Telaffuzu da çok güzel!

Yalnız ne kadar kötü dizelerdi onlar öyle! Nerden bulmuş böyle

bayağı bir şiiri Bozio? Benim fransızcayı öğrendiğim dilbilgisi

kitabma benzer bir kitaptan herhalde?
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Nikolay Gavrilovic Cernisevski - Nasil Yapmali - 1

Nikolay Gavrilovic Cernisevski - Nasil Yapmali - 1

Nikolay Gavriloviç Çernişevski (soyadı zaman zaman Çerniçevski olarak da geçmiştir) (12 Temmuz 1828 - 17 Ekim 1889) Rus devrimci demokrat, materyalist filozof, eleştirmen ve sosyalist. Bazıları tarafından bir ütopyacı (ütopist) sosyalist olarak değerlendirilmiştir. 1860´larda devrimci demokratik hareketin önderi konumundaydı. Lenin, Emma Goldman gibi önemli isimleri etkilemiştir. Yoksul bir papazın oğlu olarak Saratov´da 1828´de doğdu. 1846´ya kadar burada kaldı. 1850´de St. Petersburg Üniversitesi´nden mezun olduktan sonra, Saratov´da bir lisede (jimnazyum) öğretmenlik yapmıştır. 1853´ten 1862´ye kadar St. Petersburg´da yaşamış, Sovremennik`te (Çağdaş) baş editör olmuştur. 1862´de tutuklanmış ve hapsedilmiştir. Hapiste olduğu sırada Nasıl Yapmalı? isimli ünlü romanını yazmıştır. Daha sonra birçok Rus devrimcisine ilham kaynağı olacak roman, barındırdığı düşünceler açısından Owen, Fourier ve Godwin gibi isimlerin etkilerini taşır denilebilir. 1862 yılında ´sivil idam´ (alay(cı) idam) hükmü verilmiştir, ardından cezai kölelik ve daha sonra Sibirya´ya sürgün. 17 Ekim 1889´da, 61 yaşındayken ölmüştür.
Kitaptan Alıntı
1856 Temmuzunun onbiri sabahı Petersburg’un Moskova garı
yakınlarındaki büyük otellerden birinin personeli şaşkınlık ve
endişe içindeydi. Bir gün önce akşam saat dokuz sularında otele
elinde bir bavulla gençten bir adam gelmiş ve bur oda istemişti.
Kayıt için otel katibine kimliğini veren adam odasına çay ve pirzola
getirmelerini, gece rahatsız edilmemesini, çünkü yorgun öldüğünü
ve uyumak istediğini, ama yarın sabah saat sekizde kendini
muhakkak uyandırmalarını, çünkü ivedi bir işi olduğunu söylemiş,
sonra da odasına kapanarak kapıyı içerden kilitlemişti. Odasından
bir süre çatal bıçak sesleriyle çay takımının takırtıları duyulmuş,
ama hemen sonra ses sada kesilmişti - uyumuştu anlaşılan.
Ertesi gün sabah sekizde kat hizmetçisi dün gelen müşterinin
oda kapışım çalmış ama bir karşılık alamamıştı. Hizmetçi kapıyı
biraz daha hızlı çalmış, sonra daha hızlı, müşteriden gene ses
çıkmamıştı. Anlaşılan derin bir uykuya dalmıştı adam. Hizmetçi
çeyrek saat kadar bekledikten sonra kapıyı bir kez daha çalmış, ama
müşteriyi yine uyandırama- mıştı. Bunun üzerine gidip öteki
hizmetçilere ve büfeciye danışmıştı.
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Mehmet Barlas - Turgut Özal'in Anıları

Mehmet Barlas - Turgut Özal'in Anıları

"Anılar Ben Öldükten Sonra Yayınlansın!"

Rahmetli Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın anılarının yazılması fikri, benden değil, ondan geldi önce.

Çeşitli çevrelerden gelen yoğun eleştirilerden yorgun düştüğü günlerden birindeydi.

Cumhurbaşkanı'ydı, ama kendi kurduğu ANAP)ın yeni yönetimi bile, onu yalnız bırakmıştı.

Bir gün karşılıklı oturup, sohbet ederken, sordum: Neden kendinizi ve yaptıklarınızı anlatmıyorsunuz?

Özal hemen sarıldı bu soruya; Ben sana anlatayım, sen yazsana, dedi.

Böylece, 1991 'in yaz mevsiminde, Okluk Köyü'nde başladık çalışmaya.

Ben teybi çalıştırıp, soruları sorarken, o, bazen çayını yudumlayarak düşünür ve cevap verirdi söyleşimize. Bazen de, teypsiz, o anlatır, ben notlar tutardım.


Sonra 1991-1992 kışında, İstanbul'a geldiği zaman veya ben Ankara'ya gittiğimde, ya Harbiye Orduevi'nin üst katında, hatta bir kez, Yeniköy'deki evinde bile devam ettik söyleşimize... Çankaya'daki Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nün çalışma odasında da çalıştık.

Teyp kasetleri ve anlattıklarından aldığım notlar birikiyordu.

Kitaptan Alıntı


"Ben Olsam Evren'i Hemen Emekli Ederdim"

"Genelkurmay Başkanı Evren ve dört Kuvvet Komutanı 1980 yılbaşında Demirel'e muhtıra gibi bir mektup vermişti."

"Mektup üzerine iki kere görüştüğüm SüleymannBey hadiseyi anlattı. Ben kendisine aynen şunu söyledim: 'Sizin yerinizde olsam, bu mektubu verenleri hemen emekliye sevk ederim.'

Süleyman Bey ne bir şey söyledi, ne bir reaksiyon gösterdi..."

BARLAS- Siz sivil toplumun bir ürünü müsünüz? Yoksa, sizi 12 Eylül 1980 askeri rejimi mi getirdi? Siyasete girişinizi ve ötesini bir değerlendirelim mi?

ÖZAL- Benim, Türkiye'deki askeri rejimlere izdüşümüne girişim, iki hadisede ele alınabilir. Birincisi 1967-71 yılları arasıdır.

Ben o dönemde, çok etkili bir Planlama Müsteşarı idim. O günkü şartlara göre, hemen bütün yenilikler, bizim Planlama Müsteşarlığımız döneminde getirildi. Mesela Plan Uygulama Kanunu, Teşvik Sistemleri ile özel sektörün teşviki gibi yenilikler... O güne ka-Turgut Özal'ın Anıları dar Planlama, sadece devletle ilgiliydi. Ondan sonra, özel sektörle de ilgilenir hale geldi.

Bir de 1970'in büyük para harekatının, devalüasyonun yapıldığı Ağustos Kararlan var. Hatırlarsınız...

O para harekatının ertesinde de, hadisenin devamı olarak, 1971 'in başında döviz durumu çok iyi hale gelmişti.

Biz hatta o devrede, yani 1971 'de, Türk Parasını Koruma Mevzuatı'nı kaldırıp, değiştirmeyi düşünüyorduk. O tarihte Hazine Genel Sekreteri olan Kemal Cantürk, bunun şahididir. O, korkunç bir Türk Parasını Koruma taraftarıydı.

Neticede, 1980'lerde yapacağımız işleri düşünürken, 12 Mart 1971 askeri müdahalesi geldi. Süleyman Bey, yine başbakandı. Mecburen istifa etti. Ben 30 gün kadar kaldım müsteşarlıkta. Sonra beni bir yere tayin ettiler. Ben de istifa edip, ayrıldım.

BARLAS- Yani müsteşar olarak karşılaştığınız ilk askeri müdahale ile birlikte çalışamadınız?
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Mark Billingham - Ölüm Mesajı

Mark Billingham - Ölüm Mesajı

MESAJ
Tom Thorne mesleği gereği olarak çok sayıda ceset görmüştür. Ancak bu kez cep telefonuna bir katilin kurbanlarının fotoğrafları gelmektedir. O bir süre sonra bir sonraki cesedin kendisi olacağının farkına varır.

KATİL
Ve fotoğrafları gönderen kişi yakalanmasına rağmen, ölümcül tehdit varlığını sürdürmektedir. Bazılarına göre dava kapanmıştır fakat Thorne'un kabusları yeni başlamaktadır.

DÖNÜŞ
Çünkü ölüm mesajlarının asıl planlayıcısı başka birisidir. Thorne demir parmaklıklar ardındaki psikopatın kendi kirli işleri için başka biri tarafından yönlendirildiğini öğrenir. Polisin buna inanmaması nedeniyle artık kendi sorununu kendisinin çözmesi gerekmektedir.

'Şimdiye kadar yazdığı en iyi romanı.'
INDEPENDENT ON SUNDAY

'Sürükleyici . . . gergin ve rahatsız edici.'
THE TIMES

'Tom Thorne kanlı intikam duygusundan bir şey kaybetmemiş olan bir katil ile karşı karşıyadır. Thorne'un mücadelesi takdir edilmeye değer."
THE OBSERVER

'Çok zekice kurgulanmış bir polisiye roman.'
-DAILY MAIL

Kitaptan Alıntı

Onları gördüğü ilk anda, polis olduklarını anlamıştı aslında; duruşlarındaki ciddiyet, yüzlerindeki endişeyle karışık resmiyet, midesine bir yumruk gibi inmişti. Kadın olanın gösterdiği sandalyeye yığılır gibi kendini bırakırken, ciğerlerindeki nefesin tükendiğini hissetti.
Kurumuş ağzını tükürüğüyle ıslattı ve yuttu. İki polisin kendilerini rahat ettirmeye çalıştığını ama başarılı olamadıklarını gördü; adamlar boğazlarını temizlediler ve sandalyelerini biraz öne çektiler.
Yere sürtünen sandalyelerin çıkardığı ses, üçünün de içini kaldırdı. O korkunç çizik sesi ve ekosu.
Her ikisi de, odada kendi isteklerinin dışında bulunuyor gibiydiler; hangi oyun olduğunu bilmeden yanlışlıkla sahneye dalan aktörler gibi adeta. Karşılarındaki adama kaçamak bakışlar atıp, onun içinden yükselmekte olan çığlığı fark eden polislerin yüz ifadelerine bakınca, neredeyse onlar adına üzüldüğünü hissetti.
Polisler, kendilerini tanıttılar. Erkeklerden kısa boylu olanı söze girdi ve ardından da kadın polis devam etti. Her ikisi de, sanki bir fark yaratacakmış gibi, Hıristiyan isimlerini belirtmişlerdi.
‘Üzgünüm Marcus, ama sanırım sana kötü haberlerimiz Söyledikleri isimleri bile aklında tutmamıştı. Sadece karşısındaki kafalara bakıyor ve odadan çıktıkları çok sonraları bile hafızasında kalacak detayları ezberliyordu: Kirli bir yaka, içkici birinin burnunda görünen ince damarlar, boyalı saçların dibinden çıkan koyu renk saç dipleri.
‘Angie,’ dedi. ‘Angie, değil mi?”
‘Üzgünüm.’
‘Söyleyin;
‘Bir kaza oldu,’
‘Kötü bir kaza…’
‘Korkarım, araba duramadı.’
Onların ağızlarının kelimeler ürettiğini görürken, kafasında tek bir düşünce, kötü frekans veren bir radyo kanalının yayını gibi cızırtıyla tekrar etmeye başladı.
Bu yüzden bir kadın polis yolladılar. Çünkü onlar daha hassas olurlar. Ya da belki benim bir kadın karşısında kendimi kaybedip çığlıklar atmayacağımı düşündüler…
‘Bana o arabadan bahsedin,’ dedi.
Erkek polis başını salladı; sanki teknik detaylardan bahsetmek daha kolaymış ve bu gibi bir soruya hazırlıklı gelmiş gibi. ‘Tahminimize göre, ışıklardan hızla geçmiş ve dörtyol ağzında da duramamış. Hız sınırının üzerindeymiş. İlk anda fazla bir bilgi alamadık ama en azından boya örneğini elde edebildik.’
‘Angie’nin vücudundan mı aldım?, boyayı”
Polis yavaşça başını salladı ve derin bir nefes aldı. ‘Ertesi sabah birkaç mil uzakta, yanmış halde bulduk. Çoluk çocuk işi…’
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Mario Levi - Lunapark Kapandı

Mario Levi - Lunapark Kapandı

"Sen sadece duyduklarım karşısında sağır kalarak değil, bir başkasını seçerek ve aramıza bir başka odayı koyarak, benden o kadar değerli bir şeyi koparıp onlara götürdün ki, yıllardır acısını duymadığım bir yarayı öylesine kanattın ki! (...) İçimden götürdüğüm ve bana artık asla geri veremeyeceğin parçam, benim zaferimdi, en nihayet yaşayabildiğim zaferimdi İnci. Bu zafer gücünü, bir kadının bana tutkuyla bağlanmasından alıyordu. (...) 
O yaralı çocuklar, yaralarını kurmak istedikleri ailelere isteseler de istemeseler de taşırlardı hep. O yaralı çocuklar, sadece yaralı aileler kurabilirlerdi... Bir kaderdi bu sanki..." 
Hayalleri, masalları ve yenilgileri olmayan insan, yaşadığını söyleyebilir mi? Ya o tutku ilişkileri? Bizi bir yerlere götüreceğine hep inanmak istediğimiz, o aşklar, o sevgililer? İlişkilerimizde duvarlar ören ve bunu bize hissettiren kimdir aslında? Kendini kazanmanın bedeli, birilerini kaybetmeyi göze almak mı? O hayalleri yolun neresinde yitiriyoruz? 
Lunapark Kapandı, bu sorulara yanıtlar arayanların, diğer yandan da gidenlerin, gitmeyi bilenlerin ve hep aynı yerde kalanların, kendilerini bir odaya tutsak edenlerin hikayesi... Geriye, bir düzen kurduklarına inananların, oyunlarına sığınanların hayatın neresinde olduklarını sormak kalıyor... 
Ve roman bir gerçeği gösteriyor: bu yalanlarımızla o kadar kalabalığız ki aslında...

Kitaptan Alıntı

"İnsan en çok kaybettikleriyle kazanıyordu galiba. Gerçek öğrenmeler, gerçek bedelleri gerektiriyordu."

Cinsel sorunlardan,rezil sarhoşluklardan,yalnızlıklardan ve tüm düzensizliklerden kurtulabilmek için bir kadınla yaşamayı olası bir çözüm olarak görebilen şahane uyumsuzların büyük bir kendi kendini kandırma çabası gösterdiği dünyamızda,kimi ayrıntıların değil anlatılmaya,yaşanmaya bile değer bulunmayacağını çok iyi biliyorum.

Yola çıkışların hüznünü yaşamak...Bu dizeyi neden hatırladım şimdi? Hayat verdiği şarkıya yeniden dönme ihtiyacını duyduğumdan mı? Kim bilir...
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Mario Mazzanti - Öldürmek İçin Mükemmel Bir Gün

Mario Mazzanti - Öldürmek İçin Mükemmel Bir Gün

Soğuk bir Kasım günü, İtalya'nın Lombardiya Bölgesi'ndeki küçük bir kasabada Senegal kökenli küçük bir kız çocuğu okula gitmek üzere evinden çıkar. İsmi Ami'dir ve bir daha hiç geri dönmez. Babası kızının kaybolduğuna dair ihbarda bulunduğu anda dur durak bilmeyen arama çalışmaları başlar. Soruşturmayı Komiser Sensi yürütmektedir. Üstünden üç ay geçen dramatik olay çözümsüz kalır. Böylece Komiser Sensi şöhretli bir kriminolog olan eski dostu Doktor Claps'i ziyaret etmeye karar verir. Claps daha konuşmanın başında bu buluşmanın gerçek sebebini anlar. Ami kaybolan tek kız çocuğu değildir ve ortada çözülemeyen başka benzer vakalar da vardır. Son üç yılda kimliği hiç belirlenememiş olan başka birçok küçük ceset bulunmuştur. Ve hepsi de katilin benzersiz imzasını taşımaktadır...

Kitaptan Alıntı

“Hiç rahatsız olma dostum,” dedi Sensi elini sıkarken. “Nasılsın?”

Ayda bir kez polis merkezinin tam karşısında bulunan bu Toskana usulü şarap evinde buluşuyorlardı. Claps’in her seferinde konuşma konusunda daha da ilerleme kaydettiğini gösterdiği iki dost arasındaki bir akşamdı.

Üç yıl öncesine kadar çok farklı bir hayatı vardı. Hem de çok farklı.

Psikiyatrist ve kriminologdu. Aynı zamanda şiddet suçu faillerinin psikolojik profil uzmanı olarak polise danışmanlık yapmaktaydı.

Onun yardımları, oldukça zorlu davaların çözülmesinde çok belirleyici olmuştu. Ama asla soruşturmaların yürütme kısmında yer almamıştı; o son sefer dışında...

O gün katilin bıçağı, femoral arterini’ parçaladı. Bu durum oldukça yoğun bir iç kanamaya ve iki sefer kalbinin durmasına sebep oldu. Kalbinin ikinci durması oldukça uzun sürdü. İlk yardım ekiplerinin hızı ve hastanenin yakında bulunması sayesinde hayatta kaldı. Ya da en basit hâliyle bir mucize eseri ölmedi. Ama iki kalp durmasının beyinde sebep olduğu oksijen eksikliğinin bedelini ağır ödedi: Yavaşça düzelme gösterecek ama asla normale dönmeyecek olan kalıcı bir beyin hasarı.

Afazi. Kelimeleri ve sözlü ifadeleri anlama ve kullanma kapasitesinde değişim. Rahatsızlığının tanımı en basit hâliyle buydu.

Claps hastanenin reanimasyon ünitesindeki’1 yatağında ayıldığında, bu onun için tekrar hayata dönmek değil, bir kâbusun içine düşmek gibi bir şey oldu. Kendini ne kadar zorlarsa zorlasın düşüncelerini kelimelere dökemiyordu, sanki her bir sözcük, her bir harf birdenbire kayboluvermişti... Aynı şekilde etrafındaki insanların ona söylediklerini de hiçbir şekilde anlamıyordu.
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Marina Fiorato - Şifacı

Marina Fiorato - Şifacı

Dünyaya hükmeden iki güç: Venedik Cumhuriyeti ve Osmanlı İmparatorluğu. İmparatorlukta saltanatı elinde tutan bir kadın: Nur Banu Sultan. Ve ölüm döşeğindeyken ortaya çıkan müthiş bir sır.

1580'ler, Osmanlı İmparatorluğu… Haremdeki kadınları iyileştiren bir şifacı olan Feyra, bir sabah yine her zamanki gibi Topkapı Sarayı'nın yollarını arşınlayıp hareme gittiğinde, sultanı Nur Banu'nun hasta olduğunu görür. Başlangıçta bu durumu pek önemsemeyen Feyra, bir süre sonra Nur Banu'nun zehirlendiğini anlar ve Nur Banu'nun son saatlerini rahat geçirmesi için kendisine ilaç verir. Bu esnada Nur Banu Sultan, Feyra'yla yıllardır sakladığı sırrını paylaşır: Feyra, Nur Banu Sultan'ın kızıdır. Son anlarında gerçekleri dile getiren Nur Banu Sultan, ayrıca oğlu Murat'ın Venediklilere ve kendisine olan düşmanlığından bahsedip hazırladığı tuzağı anlatır. Feyra'yı uyaran Nur Banu Sultan, kendisine iki büyük devletin kaderini belirleyecek önemli bir görev verir. Hem imparatorluğun hem de Feyra'nın babasının kaderi Feyra'nın ellerindedir artık.

"Eğer tarihi romanları seviyorsanız, bu kitabı okumayı denemelisiniz. Fiorato ustaca kaleme aldığı hikâyesinde heyecan verici bir biçimde güzel ve bilinmeyen bir dünya yaratmış." 
-bcfreviews.wordpress-

Kitaptan Alıntı

Venedik’in kokusu.

Sebastiano Venier kim olduğunu ve nerede olduğunu kendine hatırlatarak doğruldu. Denizin sesini içeriye taşımayan, en iyi Venedik camından yapılma penceresinin ince taş işlemesine baktı. Soylu başını tavana dikerek yukarı, en başanlı Venedik ressamlan tarafından yapılan kırmızı ve altın rengin-deki eşsiz fresklere baktı; olağanüstüydüler. Yine de bütün bu zenginlik ve görkem vebayı engellemeye yetmemişti.

Dük, heybetli sandalyesine yerleşip doktorlann geldiğinin haber verilmesini bekledi. Doktorlar tek sıra halinde sırılsıklam bir şekilde içeri girip, yarım daire oluşturarak adeta akbaba gibi etrafını çevrelemişti. Maskelerine yerleştirilen kırmızı, kristal göz mercekleri sanki dükün etini gagalamak istercesine iştahla panldıyordu. Fakat konuşmaya başladıklannda dük, onlardan korkmayı bir kenara bıraktı.

“Bunu bekliyorduk zaten lordum,” dedi bir tanesi. “JesuitVnin botanik bahçelerinde son zamanlarda alışılmadık sayıda, neredeyse yüz binlerce kelebek var.”

Dük kar beyazı kaşlannı havaya kaldırdı. “Kelebek mi?” Doktor, dükün sözünü kesme gafletinde bulunarak saf saf konuşmaya devam etti. “Sayın Dük, kelebekler vebanın iyi bilinen bir alametidir.”

“Bu doğru,” diye söze karıştı bir diğeri. “Başka işaretler de bulunuyor. Arsenale’de bir fırın var. Ekmek somununu ikiye böldüğünüzde, ekmekte kırmızı lekeler olduğunu görüyorsunuz.”
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Jack London - Kız, Kar ve Kan

Jack London - Kız, Kar ve Kan

"Gerçek, ayrıntıdadır" der Flaubert. Jack London, bu gerçeği, bir buz parçası üzerinde kristalleşen köpek kanında, bir madencinin donmuş nefesinin anaforunda anlatabilir...Jack London'un tehlikeli, ölüm-kalım zorbalığına yakalanan okur için hiçbir kaçış yolu yoktur.Ve bu gerçek, "Kız, Kar ve Kan" için de geçerlidir.

Kitaptan Alıntı

Yaradılışın sırrı, ayıklanmaya dayanıyordu. İnsan ancak bitmez tükenmez çabasıyla gelişiyordu. Dünya, güçlülerindi, yalnızca onlar üstün geliyordu. Namusluluk bir güç, namussuzluk da güçsüzlük demekti. Namusluyu kandırmak, namussuzluktu. Ama namussuzu aldatmak namuslu bir iş sayılıyordu. İlkel güç, kollarda, yeni güç de kafadaydı. Oyun, başka bir alanda oynanıyordu. Tek ayırım, buydu.

Romalılar, Almanya Ormanlarında atalarınızla yüz yüze geldiklerinde, kaşlarını çatarak şöyle bağırdılar: «İşte, aşağılık bir halk, barbar toplumlar!» «Unutma ki, bizler hâlâ yaşıyoruz, Romalılar artık yok! Soyumuz, zamana karşı dayandı. Bundan sonra da varlığımızı sürdüreceğiz. En güçlü olan biz değil miyiz?»
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Jacob Field - Dunyanın Kanlı Tarihi

Jacob Field - Dunyanın Kanlı Tarihi

-Hangi savaşta silahlar değil, hastalıklar galip geldi?
-Açlığın sınırlarında gezinmek insanlığa neler yaptırdı?
-Yöneticilerin akli dengesizlikleri hangi devletlere mal oldu?
-"Ölümüne" yemek yiyen kral kimdi?

M.Ö. 1000 ile M.S. 1.800'lü yıllar arasında meydana gelmiş en kanlı katliamlar, suikastlar ve zalim imparatorlar… Dahası açlık, yangın, deprem ve tsunamiler gibi insanlığın başına gelmiş en korkunç felaketleri de anlatan bu kitap, şimdiye kadar elinize aldığınız en tüyler ürpertici tarih kitabı olacaktır.

Kitaptan Alıntı


§iddet, işkence, katliam, zorbalık ve felaketler... Dünya tarihi bunlarla doludur. Geçmişteki en önemli olaylara, kargaşa ve cinnet anları, kavgalar ve katliamlar eşlik Bu kitap da muhteşem olanların dehşet verici yanlarını; güçlü olanların çirkin yanlarını, gerçeklere bağlı kalarak gün yüzüne çıkarıyor. Tarih dediğimiz aslında kanlı bir geçmiştir.

İmparatorlar ve krallar çoğu zaman halklarını yönetme becerisinden mahrumlardı, hatta halkları için kendileri tehlike oluşturuyorlardı. Fransa Kralı IV. Charles’ın sık sık geçirdiği delilik nöbetleri krallığını zayıflatmış ve Yüz Yıl Savaşları esnasında İngiltere’ye Fransız topraklarından büyük parçalar fethetme şansı vermişti. On sekizinci yüzyılda yaşayan Kore Prensi Sado, öyle bir korku salmıştı ki sekiz gün bir sandıkta kapalı tutularak idam edildi. Madagaskar Kraliçesi Ranavalona ya da Rusya Çarı Korkunç İvan gibi bazıları da gerçek anlamda psikoz hastasıydı ve halklarından binlerce kişiyi yok yere katletmişlerdi.

Tarihteki hükümdarlar, cezalarda ve idamlarda işkence dolu ve özel yöntemler kullanmaktan sakınmıyorlardı. Ta-

rihte, Perillos’un pirinç boğasından İranlıların skapizm1 uygulamasına kadar insan caniliğinin sınırı olmadığını gösteren birçok örnek mevcut. Yeni rejimler ve hanedanlar, genellikle, uzlaşmaya yanaşmayan düşmanların ortadan kaldırılmasıyla başlıyordu. İster Romalı Caracalla, isterse İran Şahı I. Safı olsun, yeni hükümdarlar hükümranlıklarına çoğu zaman kan akıtarak başladılar.

Savaşlar ve muhabereler dünya tarihinin sabit unsurları olagelmiştir. Nadiren hakkaniyetli bir şekilde verilmiş ve Yangzhou’nun, Magdeburg’un, Drogheda’nm yağmalanmalarında olduğu gibi genellikle askerlerin ve halkın öldürüldüğü katliamlara dönüşmüşlerdir. Cesur isyancılar çoğu zaman zorluklara karşı başarılı olamamış, hatta İskoçyalı vatansever William Wallace gibi cezalandırılmışlardır. İsyanlar ve ayaklanmalar başarılı olduğundaysa gelen rejimler gidenleri aratmıştır. Örneğin Fransız Devrimi sonrasındaki Terör Dönemi’nde on binlerce kişi giyotin ile idam edilmiştir.

Bütün bu insana ait kargaşa dönemlerinin arasında bir de sürekli depremler, salgın hastalıklar ve kıtlıklar gibi korkunç felaketler meydana geliyordu. 1755’de Lizbon’u sarsan büyük deprem 50.000 kişinin hayatına malolmuş, 1657’de Tokyo’da çıkan yangın ise nerdeyse 100.000 kişinin canını almıştı. On dokuzuncu yüzyılın ortasında İrlanda’da meydana gelen patates kıtlığında halkın yarısı ölmüştü. Fakat aralarında en yıkıcı olanı belki de Avrupa’nın üçte birini yok eden veba hastalığı oldu.
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Author Name

{picture#https://lh3.googleusercontent.com/FymUrEaf4VRt8qa37E5vOFjGq7rw0baT5ScQ7nwsZ7F1nMsihsXMJ-ECCaNgexvSUbcSY44G8IikGvIN11CTzgVt5G5RX49Wod48BJ1Ip44Xxwhr2t7et1d7jFjNaw1nyI25q9LLS8R7qiefMIQzr5wd02oNh7ki7pALRS_Y003Cm0E5cHu755RtLpH7nZZ6qTWX96FWc3d_Q21qShkKCdjNSsiXgMMOAJlY3Z5W-cI1uecrJrWL0j3SVXP0u4d0fu1_xq6eRQZGyfy2iSJ8Ezr6eJ9Q0py4y-ZMSCCJma9v9rk35pvY-nKQoMq95SI9C3hdRGK_uC3hDIVyAUrpvJfRFZSrKDMeSta6lC03mk12zmjygBVkf8h37zS0j_Cax4_zQekjcWoRvC-dMsNRtdLetCKwUAayhovBiIXenrcPCa9GM-Gw6CNkl-c3DhwCpCkvOcvavfQHS1HLD0yGsNfWJ03NXfi6WAWQg3Kc0ReJWWtdy0lRn4QUQ9obz-rfqBMegiqA_V6JT6d_n_tGATRZkcV5lr-T_CTQuY3Nv_e4la-l0KE7t6snoJui35gO33yCReas0YnaznkHcqFrYhP0mhUXYYwtIGfw4ybiXAT1eW6Nu95XVS411caUXY6OUa-512tP3V5HNzNs7_FjAdqr0pNDGIX6=w146-h118-no} {facebook#https://kitapazzi.blogspot.com.tr/} {twitter#https://twitter.com/Kitapazzi} {google#Yhttps://plus.google.com/u/0/104699689942249315316}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.