Mayıs 2018

Jennifer L. Armentrout - Kimi Seçtiğine Dikkat Et - Karanlık Elementler 3

Jennifer L. Armentrout - Kimi Seçtiğine Dikkat Et - Karanlık Elementler 3

"Karanlık Elementler" macerası, serinin üçüncü kitabı Kimi Seçtiğine Dikkat Et ile soluk soluğa sürüyor!

Her seçimin bir sonucu var. Ama on yedi yaşındaki Layla herkesten daha zorlu seçimlerle, daha ağır sonuçlarla karşı karşıya… Işık mı karanlık mı? Kışkırtıcı iblis Roth mu, koruyucu Muhafız Zayne mi? Hepsinden zoru da hem iblis hem Muhafız olan Layla'nın hangi yanını seçeceği…

Üstelik Layla yeni bir sorunla karşı karşıya: İblislerin en ölümcülü olan Lilinlerden biri kaçtı ve en yakın arkadaşını ele geçirdi.

İki dünyanın, iki yakışıklının arasında bölünmüş olan Layla, eski bir pazarlığın kıskacında bir çözüm bulmaya çalışıyor. Sırlar her yana saçılmış, doğruyla yanlış birbirine karışmışken yapılabilecek tek şey sadece kalbinin sesini dinlemek ve var gücünle savaşmak!

Kitaptan Alıntı

Bir kez daha dünyam başıma yıkıldığında Stacey nin oturma odasında duruyordum.

Sam, Lilin’di.

Eskiden dünyadaki en yakın arkadaşlarımdan birisi olan şeye bakarken şiddetli bir korku beni yerime mıhlamış, nefesimi kesmişti. Şeytani büyülü hayvan, yani Bambi bana bağlıyken ruhları göremediğimden bunca zamandır burnumun dibindeki şeyi kaçırmıştım. Hiçbirimiz farkına varamamıştık ama o, Sam’di... Okuldaki kargaşaya, son zamanlardaki onca ölüme neden olan oydu. Bir Lilin’in yapabildiğini bildiğim şekilde, tek dokunuşla ruhları çalmak varken, o hiç acele etmemişti. Oradan buradan biraz almış, kurbanlarıyla ve bizimle oynamıştı.

Benimle de oynamıştı.

Stacey’nin evinde dikilen şey resmen... resmen Sanvin derisini giyiyordu. Mükemmel yapılmış bir kostümdü çünkü gerçek Sam... O artık yoktu. Arkadaşımın öldüğünü, hiçbirimizin haberi olmadan bir süredir ölü olduğunu öğrenmenin acısı içime işlemiş, beni perişan etmişti.

Kurtaramamıştım onu. Hiçbirimiz bunu başaramamıştık ve artık ruhu... ruhu Lilin tarafından alınan bütün ruhlar gibi, aşağıyı boylamak zorundaydı. Mideme kramplar giriyordu.

“Beni yenemezsin,” dedi Lilin, sesi Sam’inkiyle aynıydı. “O yüzden bana katıl.”

“Yoksa ne olur?” Kalbim göğsümde çekiç gibi atıyordu. “Ölür müyüm? Hiç de klişe değilmiş.”

Lilin başını yana yatırdı. “Aslında bunu sana söylemeyecektim. Annemizi serbest bırakmak için yardımın gerekli. Ama geriye kalanlar ölebilir.”

Annemiz. Arkadaşımı öldüren ve bu kadar çok kan döken bu yaratıkla aramda bağ kurulmasının iğrençliğini daha düşünemeden, Zayne gerçek formuna bürünerek dikkatimi dağıttı. Kanatları açılırken tişörtünün arkası yırtıldı ve teni Muhafızların koyu granit rengine büründü. iki boynuzu çıktı, geriye doğru kıvrılırlarken dalgalı sarı saçları ikiye ayrıldı, burun delikleri düzleşti. Ayırdığı dudaklarından uyarıcı nitelikte alçak bir hırıltı çıkarınca köpekdişleri ortaya çıktı. Devasa ellerini yumruk yaparak Sam’e doğru adım attı.

“Yapma!” diye bağırdım. Zayne durup başını hızla bana doğru çevirdi. “Ona yaklaşma. Ruhun,” diye hatırlattım ona kalbim hızla atarken. Ya da kısa süre önce kazara ruhundan sağlam bir ısırık aldığımı düşününce Zayne’in ruhundan geriye kalan neyse.

Zayne ihtiyatlı durarak geriledi.
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Clive Staples Lewis - 7 Narnia Günlükleri - Son Savaş

Clive Staples Lewis - 7 Narnia Günlükleri - Son Savaş

Yalanlardan korkuların doğduğu...
Sadakatin sınandığı...
Umutların tükendiği...Narnia
Narnia, tarihindeki en zor mücadeleyle karşı karşıyadır. Ancak bu sefer tehlike dışardan değil, Narnia’nın içinden gelir. Bu durumu düzeltecek olanlar ise Kral ve ona bağlılıklarını koruyan birkaç dostudur. Tabii eğer başarabilirlerse...
Kitaptan Alıntı
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Steve Tesich - Karoo

Steve Tesich - Karoo

Oscar ödüllü yazar Steve Tesich, Saul Karoo’nun hüzünlü ama çılgın dünyasını ustaca yaratıyor ve yerle bir ediyor.

Karoo sarhoş olamayan bir alkolik, oğluyla baş başa kalmaya katlanamayan sevgi dolu bir baba ve düzelttiği film senaryolarını aslında katlettiğini kabul eden bir film tamircisi.

Saul’ün bir yandan usta bir yönetmenin en iyi filmini, bir yandan da kendi kırık dökük hayatını “tamir ederken” seks, ölüm ve şov dünyasında yaptığı yolculuğa hem facialar hem de komedi eşlik ediyor. 

“Saul’ün seks, ölüm ve şov dünyası yolculuğu çok etkileyici.”
-Michael Herr-

“Dokunaklı, komik ve görkemli.”
-New York Book Review-

“İçinize işleyecek kadar komik, hiç beklemeyeceğiniz kadar dokunaklı ve film sektörü hakkında acımasız bir dürüstlüğe sahip.”
-Richard E Grant-

“Büyüleyici, bilgece bir öfkeyle dolu, gerçek bir satirik eser.”
-Arthur Miller-

“Harika. Kendini yok etmenin çıplak bir dürüstlükle anlatılışı. Saul öyle komik ki serbest düşüşe geçtiğinde biz de onunla yolun sonuna kadar gidiyoruz.”
-Deborah Moggach-

“Bu roman, romanların yaratılma amacını büyük bir başarıyla yerine getiriyor; en dayanılmaz üzüntüleri öyle bir güldürü neşesiyle bir araya topluyor ki bizi neredeyse hayatın trajik oluşuna sevindiriyor.”
-Howard Jacobson-

“Karoo büyük bir romanın tüm bileşenlerine sahip. Olay örgüsü bir Yunan trajedisi kadar dokunaklı. Sürprizleriyle ise en büyük polisiye hayranlarını tatmin edecek türden. Karakterler sayfalarda karşımıza çıktıkları andan itibaren ete kemiğe bürünüyorlar. Olağanüstü.”
-Literary Review-

Kitaptan Alıntı


BİRİNCİ KISIM

New York

Birinci Bolum

Noel’den sonraki geceydi ve ne$e içinde Nikolay Çavuşesku’nun devrilmesi hakkında gevezelik ediyorduk. Adamın adı herkesin söylediği bir şarkı gibiydi. New York Times yayımladığı günlük bir sütunda Romanya’da son dönemde yaşanan krizde rol oynayan başlıca kişilerin isimlerini listeliyor, yanlarında da bu isimlerin güvenilir bir fonetik kılavuzunu veriyordu ki böylece partideki herkes tüm isimleri düzgün ve olabildiğince sık telaffuz etmeyi bir gurur meselesi haline getirsin.

İsimlerin Telaffuzu
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Robin Roe - Kafeslerimin Listesi

Robin Roe - Kafeslerimin Listesi

Hep kitap’tan, okuduktan sonra kahramanlarını aklınızdan bir an olsun çıkaramayacağınız, dostluğun gücüne, birini olduğu gibi kabullenmenin önemine dair sımsıcak bir genç roman: Kafeslerimin Listesi.

Dokuz yaşında anne babasını kaybeden Julian, önce kendisinden dört yaş büyük Adam ve annesinin yanına verilir. Fakat eniştesi bir süre sonra onu yanına alır. Ve beş yıl boyunca Adam’ı hiç görmez. Sonra bir gün yeni başladığı lisede karşılaşır Adam’la.

Aralarında yeniden kurulan güçlü bağ Julian için yalnızlığının sonudur bir nevi. Mutsuzlukları, acıları dinmese de onu koruyup kollayan, onunla dost olan biri vardır hayatında yeniden. Ürkek, çekingen, hayal kurarak korkularından sıyrılmaya çalışan Julian ve hiperaktif, etrafına neşe saçan Adam’ın kurduğu güçlü bağ, sadece gençlerin değil yetişkinlerin de hayatına dokunacak!

Bunu ekleyebiliriz: “Çok etkileyici… Robin Roe’nin kahramanlarının iyiliği karşısında hiçbir kötülük duramıyor. Kitaptaki asıl ders ise şu: Her iyilik önemli ve her zaman iyiliği seçme şansımız var!”
-The New York Times-

Kitaptan Alıntı


julian

Bu okulda benden başka kimsenin bilmediği bir oda var. Işınlanabilseydim, şu an orada olurdum. Belki biraz konsantre olabilirsem...

"Julian.” Bay Pearce adımı o kadar sert söylüyor ki irkiliyorum. "Liseye başlayalı daha bir ay olmadı ama tam altı edebiyat dersine girmemişsin."

Daha fazlasına girmediğime eminim ama sanırım kimse yokluğumu fark etmemiş.

Müdür öne eğiliyor; iki eliyle uzun, burgulu bastonuna tutunuyor. Bastonun tepesinde küçük bir yaratık figürü var; diğer çocukların bununla ilgili konuştuğunu duymuştum, bir cüce mi, bir troll mü yoksa Bay Pearce’m kendisinin küçük bir kopyası mı olduğunu merak ediyorlar. Bu kadar yakından Bay Pearce’la benzerliğini görebiliyorum.

“Bana bak!” diye bağırıyor.

İnsanlar birine kızarken neden yüzlerine bakılmasını isterler anlamıyorum. En çok o zamanlarda gözünüzü kaçırmak istersiniz. Söylediğini yaptığımda penceresiz ofisi de ben de bir anda küçülüyoruz. Bay Pearce’ın bakışlarının altında minicik bir çocuğum.

“Saçlarını kestirirsen insanların yüzüne daha rahat bakarsın.” Ben saçları yüzümden çekmeye çalışınca bakışları daha da sertleşiyor. “Neden derslerine girmiyorsun?”

“Ben...” Boğazımı temizliyorum. "Hoşuma gitmiyor."

"Ne dedin?”

İnsanlar benden her zaman söylediğimi tekrarlamamı ya

da sesimi yükseltmemi ister. Edebiyat dersini sevmememin en büyük nedeni Bayan Cross’un herkese yüksek sesle bir şeyler okutması ve sıra bana gelip kelimeleri gevelediğim her defa sesimin çıkmadığını söylemesi.

Bunu bildiğim için sesimi biraz yükseltiyorum. "Hoşuma gitmiyor."

Bay Pearce gri kaşlarını kaldırıyor, çok şaşırmış gibi bir hali var. "Gerçekten hoşlanmamanın derse girmemek için bir sebep olduğunu mu düşünüyorsun?”
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Joan Aiken - Uyurgezer Ayı

Joan Aiken - Uyurgezer Ayı

Yağmur Damlalarından Kolye ve Denizin Dibindeki Krallık kitaplarından tanıdığımız dünyaca ünlü İngiliz yazar Joan Aiken ile Hans Christian Andersen İllüstrasyon Ödülü, Kate Greenaway Madalyası gibi pek çok ödüle değer görülen yetenekli çizer Quentin Blake'ten hayallerinizin sınırlarını zorlayacak esrarengiz masallar…

Okumaktan büyük keyif alacağınız bu modern masal kitabında, denizler tanrısı Poseidon'dan Âdem ile Havva'ya kadar fantastik dünyanın birçok dokunulmaz karakteri birer masal kahramanına dönüşüyor.

Özgün metinleri ve göz alıcı resimleriyle çağdaş bir klasik olarak tanımlanan Uyurgezer Ayı, her yaştan masalseverin ilgisini çekerek, sihir ve gizemle örülü olağanüstü serüvenlere çıkarıyor okurlarını.

Kralları, cadıları, Marslıları, hatta şarkı söyleyen mavi çizmeleri dünyamıza konuk eden bu eşsiz kitap, zamansız ve mekânsız, sırtını bilgeliğe dayayan toplam sekiz masaldan oluşuyor.

Kitaptan Alıntı

Sisli Dağların Tepesi

Teb ile Scilla, Tahyr ülkesinin ikizleri, Prensi ve Prensesiydiler. Pembe bir sarayda yaşıyorlardı, ama pek mutlu sayılmazlardı.

Bunun sebebi Kraliçe’nin gitmiş olmasıydı. Anneleri bir yıl önce aniden ortadan kaybolmuştu ve hiç kimse nereye gittiğini bilmiyordu. Beyaz bir roket gibi havaya fırlamış ve mavi gökyüzünde gittikçe küçülerek gözden kaybolmuş, mavi çizmeleri ise çimlerin üstünde kalmıştı. Geride bir not bırakmıştı Kraliçe. “Teb ve Scilla,” yazıyordu notta, “çizmelerimin birer tekini alın. Sizi tehlikelerden koruyacaklardır.”

Teb; annesinin sözünü dinlemedi, çünkü çizme maviydi ve burnunda kocaman, pırıl pırıl parlayan bir ay taşı vardı. Bunların kız ayakkabısı olduğunu söylüyordu. Scilla ise bazen, birkaç dakikalığına, ikisini birden giyiyordu. Giymediği zamanlarda da onları yatağının yanında tutuyordu. Çizmeler geceleri ona güzel tavsiyeler veriyorlardı.


Bir elma ye, şarkı söylemeyi de unutma,

Kıvrılarak yoluna giden bir yılana sakın dokunma.

Bir saat koş, gün boyu yürü,

Kuşlara kulak ver, dedikleri hep doğru.

Rüzgârı izle,

Ay’ı dinle,

Kulak ver yağmura,

Melodisini unutma.

Bir sepet su,

Uzak tutar kurdu.

Yepyeni, gümüş bir Yok,

Bir saatlik oyundan bile Çok.

Çizmeler her gece bunun gibi küçük şarkılar söylüyorlardı. Şarkılardan bazıları çok saçma bazıları değildi. En sık söyledikleri şarkı ise şuydu:

Sisli dağların içinden Okula giden yol geçer Bu yoldan geçmeyen kişi Aptal gelir, aptal gider.
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Alain Badiou - Gercek Yasam

Alain Badiou - Gercek Yasam

Çağdaş kapitalizm gençlere, kimi zaman iç içe geçen iki seçenek sunar: Gününü gün et ve/veya düzenin basamaklarında hızla yükselmeye çalış!

Yaşayan önemli filozoflardan ve eylem insanlarından Alain Badiou, Gerçek Yaşam - Gençliği Yoldan Çıkarmaya Yönelik Bir Çağrı’da derlenen konuşmalarında, her iki seçeneğin de yaşamın gerçekliğini örten bir yanılsama olduğunun altını çiziyor. Tıpkı yüzyıllar önce Sokrates’in yaptığı gibi, sadece yaşı değil ruhu her daim genç olanlara eleştirel ve özgür düşüncenin kanallarından geçerek hayatın ve hazzın gerçeğine erişmenin ipuçlarını sunarken, sistemin çizdiği sınırları da aşmaya davet ediyor.

Orta yaşlıların tahakkümü altındaki çağdaş toplumlarımızda adı var kendi yok gençler ile toplumsal hayattan dışlanan yaşlı kuşağın ittifakının devrimci potansiyelleri üzerinde dururken, “ebedi ergen” kalmaya mahkûm oğlanlar ile gençliğini yaşamadan kadınlığa hızla adım attırılan kızlara, düzenin tuzaklarından kurtulup kendini var etmenin, isyanın, aşkın ve şiirin kapılarını aralıyor.

Her yaştan “gençler” için felsefenin kılavuzluğunda eşsiz bir yoldan çıkma çağrısı...

Kitaptan Alıntı

Bu kitabın çıkış noktası, çeşitli yerlerde, özelikle de Fransa’da ve yurtdışındaki (Belçika ve Yunanistan’da) liselerde, keza çeşitli kurumlarda, hepsi de esasen gençlere yönelik verdiğim seminerler vesilesiyle düzenlenen konferanslar oldu. Aralarından biri (İkincisi) Sigmund Freud’un Anthropologie de la guerre (Fayard, collection “Ouvertures”, 2010) kitabında yayımlandı. Burada bu konuşmaların son halini, çağdaş gençlikle felsefe arasında gerçek yaşamın ne olduğuna dair, öncelikle genel olarak, ardından da kız ya da oğlan çocuğu olmaya bağlı bir tartışma açma fikriyle sunuyorum.
Günümüzde Genç Olmak: Anlam ve Anlamsızlık

Gerçekleri ortaya koyarak işe başlayalım: Ben yetmiş dokuz yaşındayım. Hal böyleyken gençlikten söz etmeye beni hangi şeytan dürttü? Üstelik de gençlere gençlikten söz etmek gibi bir şeyi neden dert edindim? Gençlik deneyimlerinden söz etmesi gerekenler aslında gençler değil midir? Hayatın tehlikelerini bilen, gençlere böyle bir dünya bırakırken kendilerini korumalarını ve sakin kalmalarını öğütleyen yaşlı biri olarak bilgelik dersleri vermeye mi geldim?

Umarım durumun bunun tersi olduğunu göre-ceksinizdir. Gençlere hayatın sunabilecekleri konusunda, dünyayı kesinlikle değiştirme zorunluluğunun gerekçeleri konusunda hitap etmeye geldiğim ve bu gerekçelerin de, bizzat bu nedenle risk almayı gerektirdiğini söylemek istediğim umarım görülür.
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Joan Aiken - Denizin Dibindeki Krallık

Joan Aiken - Denizin Dibindeki Krallık

Büyük beğeni toplayan Yağmur Damlalarından Kolye kitabının yaratıcıları Joan Aiken ve Jan Pie?kowski'den her satırı sihirle örülü büyüleyici bir masal dünyası: Denizin Dibindeki Krallık.

Jan Pie?kowski'nin göz kamaştıran çizimleriyle 1971 yılında illüstrasyon dalında Kate Greenaway Ödülü'yle taçlandırılan Denizin Dibindeki Krallık, klasikleşmiş İngiliz çocuk kitapları yazarı Joan Aiken'ın eşsiz hayal gücü ve yaratıcı kalemi ile yoğurduğu efsanelerle dolu on bir Avrupa masalından oluşuyor.

Doğaüstü güçlere sahip insanüstü varlıkların, daha önce eşi benzeri görülmemiş mimari yapıların, kana susamış vahşi hayvanların, korkunç ejderhaların boy gösterdiği Denizin Dibindeki Krallık, masal geleneğinin alışagelmiş alametifarikalarına özgün bir yorum ve zenginlik kazandıran renkli bir dünyaya açılıyor: Denizin dibinde yatan gizli krallığın hazinelerinin peşine düşen bir balıkçı, yeni bir şehir kurabilmek için kraliçelerinden birini tutsak eden üç kral, Güneş Tanrısı'nın sözlerini unutturmakla görevlendirilmiş cincüceler, bir armut ağacının kehaneti ve sazlıkta yaşayan dünyanın en güzel kızı...

Dostluk ve aile kavramlarının öne çıkarıldığı, sevginin, iyiliğin ve cesaretin yüceltildiği Denizin Dibindeki Krallık, yediden yetmişe her yaştan masal severin rüyalarını süsleyecek doyumsuz bir öykü şöleni vadediyor...

Kitaptan Alıntı

Denizin Dibindeki
Krallık

ir zamanlar, ıssız bir sahilde bir balıkçı yaşarmış. Her gün küçük kayığıyla denize açılıp balık yakalar, her akşam da bu balıkları pişirip karnını doyururmuş. Günleri böyle geçermiş.

Sonunda dayanamayıp kendi kendine, “Havadaki kuşların ve denizdeki balıkların bile hayatı benimkinden daha iyi, çünkü onların eşleri var,” demiş. “Bana daha rahat bir hayat vermesi için Şafak Kızı Zora’ya dua edeceğim.”

Böyle dedikten sonra küçük kayığına atlayıp denize açılmış. Üç gün boyunca hiç yemek yemeden ve hiç balık avlamadan, akıntı onu nereye sürüklerse oraya gitmiş. Üçüncü günün sabahında, Güneş’in sevgili kızı Zora’nm gümüş bir kayık içinde kendisine doğru hızla yol aldığını görmüş. Şefkat dolu gözlerle balıkçıya bakmış Zora.

“Canını sıkan nedir balıkçı?” diye sormuş. “Neden böyle üzgün görünüyorsun?”

“Ah, Zora, güzel Şafak Kızı! Hayatıma biraz refah ve mutluluk katamaz mısın?”

“Madem üç gündür benim balıklarımı tutmuyorsun,” demiş Şafak Kızı, “ben de sana yardım edeceğim. Issız sahildeki kulübene dön ve başına konacak talih kuşunu bekle.”

Bunu söyledikten sonra, gümüş kayığıyla dalgaların altına dalmış. Balıkçı da küreklere asılıp evine dönmüş. Issız sahildeki kulübesine vardığında, kapı önünde üstü başı yırtık pırtık, yoksul mu yoksul bir kızın oturduğunu görmüş.
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

A. C. Weisbecker - Kozmik Haydutlar

A. C. Weisbecker - Kozmik Haydutlar

Bir uyuşturucu kaçakçısı, gasp ettikleri eşyaları vakit öldürmek için karıştırırken karşısına çıkan kitaplardan kuantum fiziğine merak sarar ve hayatı onunla açıklama çabasına girişir. Orta ve Güney Amerika'da uyuşturucu kralları, haydutlar (banditolar), birbirinden kaçık tipler ve tabii ki CIA ve FBI gibi örgütler eşliğinde çizgi filmvari maceralar yaşanırken bir yandan da "gerçekliğin temel doğası"na heyecan verici bir yolculuk başlar...

Kozmik Haydutlar, artık, "yaşamınızı değiştirin" terapilerine bile sokulan son yılların en büyüleyici ve bulaşıcı "dini" olmaya aday kuantum fiziğini belki de ona en çok yakışan banditolar ve esrarkeş maceraperestler aracılığıyla açıklıyor. Neredeyse her hükümetin polis teşkilatını peşlerine takan bu gamsız grup, külüstür uçak ve gemilerle kaçakçılık yaparak gittikleri yerleri yakıp yıkıp kaos yaratıyor. El bombasıyla gemi tamirinden, uçakta fazla içerek yerçekimini azaltma projelerine kadar pek çok şenlikli absürdlük örgütlüyorlar.

Neden sonuç ilişkisinin ortadan kalkışıyla, yaşadığımız dünyaya hiç benzemeyen atomaltı aleminden, evrenin nasıl oluştuğuna, kara deliklere ve zaman yolculuklarına kadar sokaktaki insanın da ilgi alanına girecek bir dizi bilimsel olgu ve kuramı okuru üzmeden ve tabii ki sıkmadan mizahi bir üslupla anlatıyor yazar.

Evrende hala şaşıracak şeyler varken bütün mevsimlerin en haylaz, en neşeli kitabı Kozmik Haydutlar'ı kaçırmayın.

Kuantum Fiziği, öyle kolay okunacak bir konu değil ama birkaç yüz galon tekila, bazı patlayıcılar ve bir ton mavrayla karıştırınca Kozmik Haydutlar yaz güneşinin altında zevkle içilecek bir kokteyle dönüşüyor.
UP!
Kitaptan Alıntı
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Clive Cussler - Beyaz Ölüm

Clive Cussler - Beyaz Ölüm

NUMA'nın Özel Görevler Ekip Şefi Kurt Austin, çok özel bir görevle karşı karşıyadır. Pek çok insanın ölümü ve korkunç bir çevre felaketiyle sonuçlanabilecek olaylar zinciri, iki farklı grubun çatışmasıyla patlak verir.
Radikal çevrecilerle Danimarka savaş gemisi arasında şiddetli bir çatışma çıkmıştır. Görünürde kararlı bir müdahale ile engellenebilecek bu olay, aslında bir gemi dolusu insanın hayatına mal olabilecek kadar tehlikelidir. Çünkü olayın derinliklerinde çok daha sinsi bir gücün varlığı söz konusudur.
Onlar, tüm dünyayı yönetmek ve gücü ellerinde tutmak için önlerine çıkan her engeli -insanı öldürmek dahil- yıkmaya kararlıdırlar.
Kurt Austin ve meslektaşı Joe Zavala bu tehlikeli görevde ölümle karşı karşıya kalırlar. Üstelik işler geri dönülmez bir noktadadır. Çevre felaketi başlamıştır ve tek umut NUMA'dır.
Yüksek temposu ve Cussler'a özgü hayal gücüyle Beyaz Ölüm, macera romanlarında yeni bir sayfa açıyor..
Kitaptan Alıntı
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Nikolay Semyonoviç Leskov - Mtsenskli Lady Macbeth

Nikolay Semyonoviç Leskov - Mtsenskli Lady Macbeth

Leskov, kökleri en derin biçimde... halkın içinde olan, bütün yabancı etkilerinden uzak kalan yazardır.”
- Maksim Gorki -

“Leskov, ekonomik ilerlemenin yetersizliğine işaret eden ilk yazardır... Dostoyevski’nin bu kadar çok okunması gariptir... Buna karşılık, Leskov’un okunmamasını bir türlü anlayamıyorum. Leskov, hakikate sadık bir yazar”
- Tolstoy -

“Bu hikâyeler, gerçeküstü, sürükleyici, yabani ve komik.”
- Margeret Atwood - 

“Leskov olmadan Bulgakov olmazdı, Çehov da, dahası Garcia Marquez de, Julio Cortazar da olmazdı. Leskov kelimenin tam anlamıyla bir hikâye anlatıcısı: O dünyayı resmediyor, yaratıyor. Tüm ihtişamı, dehşeti ve büyüsüyle...”
- Alberto Manguel -

“Fabl kadar güçlü, hayat gibi çılgın hikâyeler.”
- Alice Munro -

Batı ve Rus edebiyatının en belirgin isimlerinden Nikolay Leskov İkinci kez Dedalus’ta. Herhangi bir türe, tanıma ilgi duymayan özgün kurmaca yapısıyla Leskov yine özgün.
Hikâye devam ediyor!

Kitaptan Alıntı

Bizim buralarda bazen öyle kişilerle karşılaşırsın ki görüşmenin üzerinden ne kadar geçerse geçsin için titremeden anımsayamazsın. Bunlardan birisi de bir zamanlar korkunç bir drama neden olan ve bu olaydan sonra bizim soyluların, içlerinden kaygısız birinin sözleriyle Mtsenskli Lady Macbeth diye adlandırdıkları tüccar karısı Katerina Lvovna İzmaylova’dır.

Katerina Lvovna doğuştan güzel değildi ama dış görünüşüyle oldukça alımlı bir kadındı. Hepsi hepsi yirmi dört yaşındaydı, orta boyluydu ama vücudu düzgündü, boynu sanki mermerden yontulmuştu, omuzları yuvarlak, memeleri diri, burnu düzgün ve ince, gözleri siyah ve canlı, alm beyaz ve yüksekti ve kapkara saçları vardı. Kursk eyaletindeki Tuskar’dan bizim tüccar İzmaylov’a vermişlerdi, öyle aşk ya da gönül rızasıyla değil İzmaylov kıza asılmış, kız da yoksul olduğundan pek kısmet seçecek durumda değilmiş. İzmaylovların evi şehirdeki en kötü ev sayılmazdı. Birinci sınıf buğday unu ticareti yapıyorlardı. Şehirdeki büyük değirmeni kiralamışlardı. Şehir yakınlarında iyi gelir getiren bir bahçeleri ve iyi bir evleri vardı. Genel olarak durumları iyiydi. Üstelik aileleri de küçüktü: Seksen yaşına merdiven dayamış, çoktandır dul kalmış kaymbaba Boris Timofeiç İzmaylov, Katerina Lvovna’nm kocası olan elli yaşını çoktan devirmiş oğlu Zinovıy Borisıç ve bir de Katerina Lvov-na’nın kendisi, işte hepsi bu. Beş yıldır, Zinovıy Borisıç ile evlendiğinden beri, Katerina Lvovna’nm çocuğu olmuyordu. Zinovıy Borisıç’ın dul kalmadan ve Katerina Lvovna ile evlenmeden önce, yirmi yıl birlikte yaşadığı ilk karısından da çocuğu olmamıştı. Tann’mn ikinci evlilikte, tüccar soyuna ve sermayesine bir varis vereceğini düşünmüş ve ummuştu ama Katerina Lvovna ile de bu konuda muradına erememişti.

Çocuksuzluk Zinovıy Borisıç’i çok üzüyordu, üstelik yalnızca Zinovıy Borisıç değil, yaşlı Boris Timofeiç de, Katerina Lvovna’nın kendisi de bu duruma üzülüyordu. Öncelikle, yüksek duvarlı ve bekçi köpekli bu kulevari tüccar evindeki sınırsız iç sıkıntısı, genç tüccar karısını bir çok kez sersemletecek denli etkiliyordu ve Tanrı bilir ya, bir bebeği kolları arasına almaktan son derece mutlu olacaktı, diğer yandan sanki kocasına, kayınbabasına ve onların bütün bu namuslu tüccar soylarına karşı bir suç işlemiş gibi “Niye evlendin, neden evlendin, kısır halinle adamın bahtını neden bağladın?” diyen sitemlerden de bezmişti.
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Eriman Topbaş -Montessori Yöntemiyle Çocuk Eğitimi

Eriman Topbaş -Montessori Yöntemiyle Çocuk Eğitimi

Ailelerin ev ortamında çocuklarının gelişimine katkı sağlamak için bir dolu imkânları bulunmaktadır. Yapacakları tek şey, her türlü ev içi düzenlemede evde çocukların da yaşadıklarını bilmektir. Onların ihtiyaçlarını dikkate almak ve bu ihtiyaçlara saygı duymak yeterli olacaktır. Bu hassasiyet kesinlikle ek bir masraf getirmemektedir. Sadece biraz zaman ayırmak yeterli olacaktır. Aslında çocuğun varlığına gösterilecek özen, önce kendimize, toplumumuza ve insanlığa en güzel sonuç olarak geri dönecektir. Çünkü, "bardak ne ile dolu olursa içinden o dökülür."

Kitaptan Alıntı

ÇOCUK:

TOPLUMSAL BİR SORUN

Son yıllarda çocuğa yoğun bir toplumsal ilgi gösterilmeye başlandı. Diğer önemli toplum hareketleri gibi bu da tek bir kişinin ya da örgütün başlatmasıyla değil, çeşitli yer ve yönlerden birbirini izleyen patlamalar biçiminde ortaya çıktı. Bilim, çocuk ölümlerinin oranında görülmedik bir düşüş sağlamakla bu harekete bir zemin hazırladı. Ardından okullarda çocuklara yüklenen derslerin ağırlığı dikkati çekti. Çocuk sağlığı konusunda yapılan araştırmalar onların mutsuz, yorgun; omuzlarının çökmüş, ciğerlerinin her an vereme dönüşebilecek zayıflıkta olduğunu ortaya koydu.

Ve şimdi, yarım yüzyıllık araştırmalara sırtımızı dayayarak, çocukları, onlara hayat veren ve yaşatan bir yetişkinler toplumunca ezilen insancıklar olarak görmekteyiz. Aslında nedir çocuk? İşi başından aşkın bir yetişkin için sadece bir başbelasıdır. Çağdaş şehirlerdeki iç içe yaşantıda çocuklara yer yoktur. Otomobillerin sel gibi akıp geçtiği sokaklarda, acelesi olan yetişkinlerin koşuşturdukları kaldırımlarda nasıl yer olabilir onlar için?

Kendi işlerini tamamlamaya vakit bulamayan yetişkinlerin, çocuklara ayıracak zamanlan da yoktur. Genellikle hem baba hem de ananın çalışması gerekmektedir. Aksi halde, çocuklar da onlarla birlikte yoksulluk çekeceklerdir. Daha iyi koşullarda yaşayan çocukların hayatları bile dört duvar arasında geçer, bakımlarını yabancılar üstlerine almışlardır. Evin ana babaya ait bölümüne geçmelerine izin verilmediği bile olur. Ne onları anlayan biri vardır, ne de kendilerine özgü faaliyetlerini sürdürebilecekleri bir köşeleri. Sessiz olmalı, hiçbir şeye el sürme-melidirler. Çünkü hiçbir şey onların değildir, her şey yetişkinlerin malıdır. Çok yakın zamanlara kadar çocukların benim diyebilecekleri bir iskemleleri bile olmamıştır.
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Mehmet Yaşin - Yemek Sırları

Mehmet Yaşin - Yemek Sırları

Mehmet Yaşin bu kez mekânların değil ünlülerin yemek sırlarının peşine düşüyor… Sizi ünlülerin lezzet dolu sofralarında eğlenceli bir sohbete davet ediyor.

Ahmet Ümit çiğköfte macerasını, Artun Ünsal nasıl yemek yazarı olduğunu, Ayşenur Arslan medya mahallesinin değişen damak tadını, Demet Akbağ pilav tutkusunu, Doğan Hızlan İstanbul'un eski lokantalarını, Elif Şafak yazarken ilham aldığı yemek kültürünü, Erdil Yaşaroğlu bir karikatüristin nasıl beslendiğini, Kadir Topbaş çocukluğundaki İstanbul lezzetlerini, Mehmet Gürs aşçılık serüvenini, Müjdat Gezen kendisiyle birlikte sofraya oturan dört köpeğini, Orhan Gencebay dibi tutmuş fasulye sevgisini, Selim İleri edebiyat dünyasından meyhane arkadaşlarını, Tülin Şahin içliköfte ve tepsi mantısını güzel yapmanın sırrını, Vedat Başaran dünya liderlerinin yemek maceralarını, Yılmaz Özdil ailesinin çok kültürlü mutfağını, Zülfü Livaneli Yaşar Kemal'le her buluşmasında neden Çin yemeği yediğini anlatıyor... 

Ve daha pek çok ünlü isim, mutfak sırlarını, yemek alışkanlıklarını, çocukluklarının mutfaklarını ve lezzetli yemek tariflerini paylaşıyor okurla.

Kitaptan Alıntı

CEM YILMAZ

Karikatürcüler bildiğim kadarıyla düzgün beslenmez, Leman döneminde siz nasıl besleniyordunuz?
Orada beslenme genelde manevi oluyordu. Benim çalıştığım dönemde dergi Beyoğlu’na taşınmıştı, Allahtan birazcık olsun çeşitlilik vardı. Amma velakin saatlerimiz yemek saatiyle uygun düşmüyordu. Doktorlar “Akşam dokuzdan sonra bir şey yemeyin, tehlikelidir” derler ya, bizim dokuzdan sonra yemek yemememiz halinde ölmemiz söz konusu oldu. Genelde dışarıdan siparişler veriyorduk. Karikatür maceram, çömezlikten kalfalığa geçerken sonlandığı için, dergide ziyafetler olduysa da benim haberim olmadı. Bazen 48 saat bir şey yenmediğini, ardından kişi başına düşen 15-20 lahmacunun bitirildiğini hatırlıyorum. Sabahları pudraşekerli Kürt böreği vardı, gece geç saatte bumbar yerdik. Bize pahalı gelmesine rağmen bazen Hacı Abdullah günlerimiz de oluyordu. Maaşın alındığı zamanlardı bunlar ve ayın 5-6’sına kadar Hacı Abdullah’tan yiyebiliyorduk. Para bittikten sonra, kedi etinden lahmacuna doğru gidiyorduk.

İyi yemek pişiren insanlardan etkilenir misiniz?
Elbette... Eloğlunun barbekü, bizim mangal dediğimiz olayda, mangalın başında duran adama hem hayranlığım hem de kızgınlığım vardır. Çünkü bize pişirir yedirir ama finalde en çok ve etin en güzelini o yer. Bu detay beni çok düşündürüyor. Arkadaşlarla yakın zamanda barbekü muhabbeti oldu, “En iyisi, kömürlü mü, tüplü mü?” tartışması çıktı. Bazı arkadaşlar, “Izgarada kömür kokusu olmazsa olur mu, ama zahmeti var” dediler. Tüpçüler işi sağlık yanından aldılar. Bir ara tüpçüler ile kömürcüler kavga etti. Üzülerek gördüm ki ben tüpçü sınıfına giriyorum, kolaycılardanım yani.
Tok olsanız da hayır demeyeceğiniz yiyecek var mı?
Bizim gibi çabuk kilo alabilen insanların bir bahanesi vardır, “Arada bir şey atacaksın ki metabolizma hızlansın.” Sağlıklı beslenme gayreti içerisindeyken bu çılgınlıkları yapmıyorum. Ne yazık ki rejim yaparken hamur işinden ya da en basit haliyle ekmekten kaçma meselesi oluyor. Ne kadar doğru bilmiyorum ama daha biz ekmeksiz doyma meselesini atlatamadık. Tok olsam da bir dilim baklava götürürüm. 
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Erskine Caldwell - Kuyudaki Zenci

Erskine Caldwell - Kuyudaki Zenci

"Caldwell öyle çeşitli, öyle birbirine zıt kimselerin sevgisini kazanmış ki... Gerçek şu: Herkes kendi açısından bakıyor ona. Kimi gülmek için okuyor, kimi ağlamak için. Yapıtlarında her çeşit okuyucunun dişine dokunacak bir şeyler var. (...)
"Anlattığı insanlara, Georgia'lı beyazlara gelince. Ne iyilikleri bellidir, ne kötülükleri, iyi-kötü diye bir şey tanımazlar. Birçok bakımdan, insanlardan uzaklaşmış, hayvanlara yaklaşmışlardır. Bütün eğlenceleri: Zencileri ezmek, bir de çapkınlık, o kadar. Onları bu duruma düşüren, içinde bulundukları korkunç yaşam koşullarıdır. Caldwell'in kişileri, yaşamın her türlü baskısına karşı koymaya çalışan, insanca yaşamak için direnen okuyucuya yaşam sevinci, umut veren kişiler değildir. Zenciler bir yana, hepsi de tembel, yenilmiş insanlardır. Gene de severiz onları. Acırız, güleriz, o yaşamın pis bir yaşam olduğunu, değişmesi gerektiğini pek düşünmeyiz bile. Yapıtlarına bakılırsa, Caldwell de pek düşünmüyor bunu. Sevgisine kapılıp gidiyor, anlattığı insanların arasında yaşıyormuşcasına, kendini bırakıyor. Ama yalan söylediğini ileri sürenlere karşı yazdığı yazıda, o yaşamın değişmesi gerektiğini, bir hayli ağır bir dille açıklamış."
-Memet Fuat-

Kitaptan Alıntı

ŞEKER-ADAM BEECHUM

Bıçkı fabrikasından bayırın tepesi, Ogeechee bataklığından geçseniz bile, gene bir on kilometrelik yoldur, ama Şeker-Adam için sadece büyük bir adım. Onun Orta Georgia'daki dereleri, tepeleri adımlayışı görülecek şeydi.

"Nereye böyle, Şeker-Adam?"

"Yol ver bu kanatlanmış ayaklara, çocuğum, sevgilimi görmeye gidiyorum. Bak, parmaklarının ucuna kalkmış, beni bekliyor. "

Tavşanlar, bastığını ezen bu koca ayakların önünde, kaçacak delik ararlardı.

"Sakın bir beyazın ayağına basayım deme, Şeker-Adam," dedi küçük Bo. "Bilirsin, önce onlar, önce beyazlar."

Şeker-Adam Beechum ayağını kaldırdı, çiti, bir çapanın sapı gibi, iki bacağının arasına alıp bir an durdu, zenci çocuğa baktı. Bataklığa karanlık basıyordu, daha on kilometrelik yolu vardı gidecek.

"Beyazlarla çatışmam ben," dedi Şeker-Adam, "yalnız benimle uğraşmasın onlar da. Katırlarını koşarım, ağaçlarını keserim, ama gün sona erdi mi, çoktan beyazların bulunamayacağı yerleri boylamış olurum."

Ağaçlardaki baykuşlar uyanmaya başladı. Güneşin batmasına sevindiler.

Katırları otlatan zenci çocuk kafasını kaşıyarak güneşin batışını izledi. Eğer bu katırları otlatacak olmasaydı, cebinde de üç beş kuruşu olsaydı, Şeker-Adam'ın arkasına takılır giderdi. Cumartesi gecesiydi, kasabada tatlı su balıkları kızarırdı gene. Burnunda tütüyordu o güzel kokulu balıklar.

"Çok geçmeden," dedi küçük Bo, "ben de bir sevgili bulacağım kendime."

"Göz koyacağın, Şeker-Adam'ın sevgilisi olmasın da, çocuğum, hiç korkma, elimden gelen yardımı yaparım sana."

Çitin üzerinden öbür bacağını da aşırıp tepeye doğru yürüdü. Bataklıktan bayırın üstüne kadar, on kilometre, sonra yolculuk tamam. Çalılar, bizden ayrılmasın gibilerden, bacaklarına sarıldılar. Çalıların geri çekmesini dinler mi? Durmak olur mu şimdi? Batak yoldan yukarı, tarlaları aşarak, bir adımda üç adımlık yol alan Şeker-Adam Beechum geliyor.

Koca yolda oyalanan birkaç zenci çocuk gördü. Kafalarını çevirmeye kalmadı, geçiverdi onları.

"Yol verin bu kanatlanmış ayaklara, çocuklar," diye bağırdı. "Şeker-Adam geliyor."

"Nereye böyle, Şeker-Adam?"

Ona yetişmek için koşuyorlardı. O bir buçuk metrelik bacaklarla aşık atmak kolay mı? Soluk soluğa kaldılar.

"Nereye gittiğimi soran oldu," dedi Şeker-Adam. "Bir kara kızım var, onu okşamaya gidiyorum."

"Kapısını açmadan sen gene bir öksür, Şeker-Adam. Kara kızlar odalarına dümdüz girenleri sevmezler pek."
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Asuman Susam - Kemik Inadi

Asuman Susam - Kemik Inadi

amaçsızlığını seviyorum sokakların 
her şey içimizden geçiyor

Kemik İnadı, her şeyden önce çağına hayretle tanıklık etmek zorunda kalan bir insanın şiiri sürdürme kararlılığı. Tanıklıkla ne büsbütün suskunlaşan ne de öfkeli bir çığlığa teslim olan insanın inatla kendi sözcüklerini ve sesini, kendi yaratacağı ve inanacağı anlamı arama çabası. 

Belgesel sinemadan şiir incelemelerine birçok farklı alanda emek veren Asuman Susam, Kemik İnadı'nda yeniden şiire dönüyor. Belleği her zaman bir yeniden anlama alanı olarak gören bir aydının kararlılığıyla...

Kitaptan Alıntı


ÜCRA en ücra sen misin bana

oysa bütün otlar aynı zamana uzuyor

anlamadığım bir dilin şarkısı

aklımı karıştıran o değil, aradaki suslar

uzamasın diyorum hatıraların kışı kadar

ısınalım birbirimize gözlerimizden ağzımızdan başlayalım kanmaya bir de ağlayalım isterim seninle kemiğin ağrısına, etten sıyrılmasına ölümün mayası kabarırken toprakta

herkes başkasının acısıyla konuşsun telafi yoksa teselli de yok bakışından kurtulamayan melek Angelus Novus

dehşetin içine çekilmiş gözleriyle -kanatlar gergin baş dik göğüs önde-ağzı vahşetin kuyusu kadar derin

bir melek soyundan daha ne beklenir

en büyük ıssızlık ben miyim sana

dünyaya atılmışken, hepimiz gurbetken

tarihten kovulmuş bir zamansızlıkta

hikâyeyi kim anlatacak peki

akma hevesini

hatırayı hatırlamalı

taze süt kokuşuydun bana

duvara vuran gölgem.
ŞARKI geyikler... kurumuş dal boynuzlan kardan yapılma sonrasızlıkta hep oradaymış gibi sonsuz bakışta ilkte kal onlarla balballara bırak ve sen unut şarkıyı nasılsa söyletir rüzgâr mirasındır; üfle ruhunu taşa

yumuşak ve beyaz topuklarım benim hafızanın kumluklarında içimde uluyan kurttan korkma kemikten ve diş izinden sözden kork ama akim riyakâr nefesinden tedirgin olma kutup kederinden bu açıklıkta dünyanın ucunda hatırla en eski yalnızlıksın sen

suda kal, anaforuna yenil dibin köksüz nilüfer ol suyılanı tanı kamında tepinen atlan uluyan parçalayan ne varsa sim söyle kaç ve yakalanma bilirim nefesinden bana dediklerini

şarkı hem merhamet hem kurtuluş getirsin.
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

David Henry Wilson - Ters Yüz Şatosu

David Henry Wilson - Ters Yüz Şatosu

Okul için bir ödev yazması gereken küçük Lorina, siyah bir tavşanın yardımıyla, ormanın içinden sihirli bir dünyaya gider. Oraya vardığında çok çalıştırılan, aç bırakılan ve yakındaki şatodan çıkan zehirli dumanlara maruz kalan yeşil insan insanlarla tanışır. Lorina, şatoya girip yardım istemeye karar verir. Fakat şatoda içeridekilerle tanıştığında onların, bütün yemekleri kendilerine saklayan ve dışarıdakileri köle olarak gören bencil kişiler olduğunu anlar. Lorina’nın macerası onu bürokrat sıçan, denetlemeci yılan, çiftçi armadillo ve en sonunda da Başkan Domuz’la tanıştıracaktır.

Kitaptan Alıntı

SİYAH TAVŞAN

"Bilmen gerekir ki/' dedi siyah tavşan, "Şato'da yaşayan iki tür insan vardır. İçeridekiler, içeride yaşarlar, çok hoşturlar. Terbiyeli, kibar, düzgün eğitim almış ve medenidirler. İçeridekiler iyidir. Bir de dışarıdakiler vardır. Onlar dışarıda yaşarlar. Korkunçturlar. Öf! Dışarıdakiler iğrençtirler; gürültücü, ilkel, kaba saba ve görgüsüzdürler. Bir de yeşildirler. O yeşil insanlar beni yakalarsa ne yaparlar biliyor musun? Biliyor musun, ha?"

"Hayır," dedi Lorina.

"Beni yerler. Yapacakları şey budur."

"Ne kadar korkunç!" dedi Lorina.

"Bir de bana sor," dedi siyah tavşan.

"Ne kadar korkunçtu?" dedi Lorina yeniden.

"İşte bu yüzden," dedi siyah tavşan, "ormanın dışına adımımı bile atmıyorum. Sana yolu göstereceğim ama sakın seni oraya götürmemi bekleme."

Tavşan dökülmüş yaprakların arasından ağır ağır ilerledi ve yeşil insanları düşünmekte olan Lorina da birkaç adım geriden onu takip etti. Şato'yu ve içeridekileri görmek çok hoş olurdu ama dışarı-dakilere rastlamak çok da güzel olmazdı.

"Eğer yeşil insanlar seni yerse," dedi Lorina, "belki beni de yerler."

"Buna şaşırmazdım doğrusu," dedi siyah tavşan. "Onlar her şeyi yerler. Ve herkesi."

"Sen ormandan hiç çıkmadın mı?"

"Asla," dedi siyah tavşan. "Ormanda doğdum, ormanda yetiştim. Ancak öldüğümde ormanı terk edeceğim."
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Jean-Louis Fournier - Asla Kimseyi Oldurmedi Benim Babam

Jean-Louis Fournier - Asla Kimseyi Oldurmedi Benim Babam

"Bir sabah, çok erken vakitte, annem odama geldi, "Sanırım baban öldü" dedi.

"Yine mi..." dediğimi hatırlıyorum.

Kalkmak istemiyordum, yorgundum ve yorganın altına girdim.

Babamı o kadar kör kütük sarhoş görmüştüm ki, gerçek bir ölüyle kör kütük sarhoş biri arasındaki farkı bilemiyordum. Sonra babam doktordu ve bir doktor ölemezdi.

Annem, "Bu seferki gerçek. Hadi kalk" dedi.

Kalktım. Odasına gittim. Yatağın yanı başına düşmüş, ağzı kan doluydu. Beni azarlamadı, gerçekten ölmüştü." 

2008 Prix Femina ödüllü Jean-Louis Fournier'den otobiyografik bir anlatı.

Bir çocuğun gözünden kahraman, koruyucu, şakacı, alçakgönüllü, sorunlu bir imge: Baba

Kitaptan Alıntı

Küçük İsa'dan, sık sık, babamın artık içmemesini ve annemi öldürmemesini isterdim. Ve bu vesileyle Noel'de bir hediye de isterdim.

Yine bir Noel'de ondan bir tabanca istediğimi hatırlıyorum. Nasıl bir tabanca istediğimi çok iyi biliyordum. Bir Solido istiyordum. Fakat, Küçük İsa'ya özellikle markasını söylememiştim. Bana Küçük İsa'nın her şeyi bildiğini, düşüncelerimizi okuduğunu söylemişlerdi, o halde benim bir Solido istediğimi biliyor olmalıydı. Doğru olup olmadığını görecektik.

Hediye olarak bir Solido yerine markasız bir tabanca almıştım, babam da ömrünün sonuna kadar içmeye devam etmişti.

Siyah-beyaz filmlerde gördüğümüz kadarıyla, bütün içki içen adamlar genelde kötü olurlar, karılarını ve çocuklarını döverler. Fakat babam bizi hiçbir zaman dövmedi; pek sevmediği bana bile, kızgınlığını kelimelerle ifade ederdi.

Bir gün bana hiç de hoş olmayan bir mektup yazdı; bu mektupta benim küçük bir horoz olduğumu yazmıştı. Hayatından çok memnun olmadığını düşünüyordum, bunu bildiğimi hissediyordu, bu da hoşuna gitmiyor olmalıydı.

Babam bana bir kez vurmuş, ama bunu hatırlamıyordum, doğduğum günmüş.

Annem bana, doğduğum zaman nefes almadığımı, babamın beni bir tavşan gibi ayaklarımdan tuttuğunu ve yaşama ilk adımımı atmam için sırtıma büyük bir tokat attığını anlattı.

Aile albümünde sevdiğim bir fotoğraf var, o da babamla benim fotoğrafım.
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Joan Aiken - Yagmur Damlalarından Kolye

Joan Aiken - Yagmur Damlalarından Kolye

Geç Bulunmuş Bir Hazine İngiliz çocuk ve gençlik edebiyatının 20. yüzyıldaki en değerli kalemlerinden biri olan Joan Aiken'in, 1969 tarihli "Yağmur Damlalarından Kolye" adlı klasikleşmiş eseri nihayet Türkçede! Aiken, uçsuz bucaksız detaylarla süslediği düşlerini, sekiz ayrı masal ile büyülü bir tepsi üzerinde sunmuş okurlarına... Türkiyeli okurlar icin geç bulunmuş bir hazine, hatta bir cevher değerini taşıyacak olan "Yağmur Damlalarından Kolye", sınırları olmayan muhteşem bir hayal dünyasına doğru çıkılacak sıra dışı yolculuklar vaat ediyor. Yazarın anlattığı masallarda her şey olağan, her şey sanki olması gerektiği gibi... Onun için kitaptaki tüm doğaüstü olaylar-varlıklar, büyülü anlatılar adeta gerçekmiş ve gerçek olabilirmiş gibi algılanıyor. "Yağmur Damlalarından Kolye" çocukların her gece dinlemekten bıkmayacakları türden masallar içeriyor. Öyle ki her dinleyişte farklı detaylar üzerine düşünerek değişik rüyalara dalmak da mümkün. Aiken'in büyülü kalemi ve kitabın çizeri Jan Pienkowski'nin muhteşem görselleri ile okurları sanatsal bir şölen bekliyor. Kitaba adını da veren bir doğum günü masalı ile başlayan "Yağmur Damlalarından Kolye", yine bir doğum günü masalı ile sonlanıyor. Her masal birbirinden güzel ve özgün. Kitabı özel kılan bir diğer yönü ise evrenselliği. Zaten dünya çapında bir klasik haline dönüşmesi de bunun en belirgin kanıtı. "Yağmur Damlalarından Kolye"de, Kuzey Ruzgarının Laura'ya armağan ettiği yağmur damlalarından yapılmış kolyenin Arabistanlı bir kralın eline geçmesi ile yaşananları görünce şaşıracak; elbiseleri küçük gelen Emma'nın, çamaşır ipine asılıyken kiminle karşılaştığını öğrenince hayrete kapılacak; elmalı turtasını bir parça gökyüzüyle pişiren yaşlı kadının, kocası ve kedisi ile çıktıkları macera dolu yolculuğa eşlik edecek; doğum günü gecesi evde yalnızlık çekmesin diye Janet'e gelen misafirler ile birdirbir oynayacaksınız. Bunlarla da yetinmeyip, bazı geceler, çölün tam ortasındaki bir tren istasyonunda yaşayan üç adamın düşünü kurdukları gezilere can yoldaşı olacak; Bayan Jones'un mayalı süt içirerek devleştirdiği tatlı ve nazik kedisi Mog'un başına nasıl büyük bir bela geldiğine kahkahalarla gülecek; kendilerine Pamukkurdu adını veren dört kafadarın bir gecelik yatacak yer bulmak için neler yaptıklarına inanamayacak ve Nils'in binlerce yıldızdan yapılmış kırkyama yorganının çöl büyücüsü Ali Bey tarafından nasıl çalındığını görüp öfkeleneceksiniz. "Yağmur Damlalarından Kolye", masalları seven çocukların dinlemekten bıkmayacakları, okumayı seven çocukların tekrar tekrar okumaktan sıkılmayacakları, bir yanı hala cocuk kalmış yetişkinlerin de hayal dünyalarına doğru eğlenceli bir yolculuğa çıkacakları benzersiz bir kitap. Joan Aiken'in ve Jan Pienkowski'nin yarattıkları bu büyülü dünyaya hepiniz hoş geldiniz! Okumak için ne bekliyorsunuz?..

Kitaptan Alıntı

Bay Jones adındaki bir adamla karısı deniz kenarında yaşıyordu. Bay Jones fırtınalı bir gecede bahçedeyken, bahçe kapısının yanındaki çobanpüskülünün sallanıp silkinmeye başladığını gördü.

Bir ses, “Bana yardım edin! Ağacın içine sıkıştım! Bana yardım edin, yoksa fırtına bütün gece sürecek,” diye bağırdı.

Çok şaşıran Bay Jones ağacın yanma gitti. Ağacın ortasında, uzun gri pelerinli, uzun gri sakallı ve görüp göreceğiniz en parlak gözlere sahip uzun boylu bir adam vardı.

“Kimsiniz siz?” diye sordu Bay Jones. “Benim çobanpüs-külümde ne işiniz var?”

“Buraya sıkıştım, görmüyor musunuz? Dışarı çıkmama yardım edin, yoksa fırtına bütün gece sürecek. Ben Kuzey Rüzgân’yım ve fırtınayı savuşturmak benim işim.”

Bunun üzerine Bay Jones, Kuzey Rüzgân’mn ağaçtan çıkmasına yardım etti. Kuzey Rüzgân’mn elleri buz gibiydi.

“Teşekkür ederim,” dedi Kuzey Rüzgârı. “Pelerinim yırtılmış, ama önemli değil. Bana yardım ettiniz, karşılığında ben de sizin için bir şey yapacağım.”

“Hiçbir şeye ihtiyacım yok,” dedi Bay Jones. “Daha yeni bir kızımız oldu ve bir çift dünyada ne kadar mutlu olabilirse o kadar mutluyuz.”

“Bu durumda,” dedi Kuzey Rüzgârı, “bebeğin vaftiz babası olacağım. Bu yağmur damlasından kolye kızınıza doğum günü hediyem olacak.”

Gri pelerininin altından çok güzel, incecik bir gümüş zincir çıkardı. Zincirin ucunda üç tane ışıldayan, parlak damla vardı.

“Bunu bebeğin boynuna takın,” dedi Kuzey Rüzgân. “Yağmur damlaları onu ıslatmaz. Her yıl doğum gününde ona bir başka damla getireceğim. Dört tane damlaya sahip olduğunda, en şiddetli sağanaklarda bile ıslanmayacak. Beş tane damlası olduğunda, hiçbir şimşek ya da yıldırım ona zarar veremeyecek. Altı tane damlası olduğunda, en güçlü rüzgâr bile onu sürükleyemeyecek. Yedi tane yağmur damlası olduğunda, en derin nehirde yüzebilecek. Sekiz tane yağmur damlası olduğunda, en açık denizlerde yüzebilecek. Dokuz tane yağmur damlası olduğunda, ellerini çırparak yağmuru durdurabilecek. On tane yağmur damlası olduğunda, burnunu çektiğinde yağmur yağdırabilecek.”
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Mark Benecke - Ölümün İzleri

Mark Benecke - Ölümün İzleri

Issei Sagawa öldürdüğü insanların etinin çiğ ton balığına benzediğini söylemişti. Karl Decke yakalanana kadar yaklaşık 289,5 kilogram insan eti yemişti. Arwin Meives internette tanıştığı kurbanını yemişti. Nico Claux ise insan etinin nasıl pişirileceğine dair bir kılavuz bile hazırlamıştı. Mideniz mi bulandı? İnandırıcı gelmedi mi? Oysa bütün bunlar basında da yer bulan gerçek olaylar. Dünyanın en ünlü kriminologu Mark Benecke elinizdeki kitapta okuyucuyu insan ruhunun en karanlık köşelerine doğru korkunç bir yolculuğa çıkarıyor. Benecke tarih boyunca karşılaşılan yamyamlık hadiselerini, 19. ve 20. yüzyıllarda vampirlerin suç tarihini örneklerle anlatıyor.

Benecke hastalık ve şeytaniliğin sınırlarına yaptığı bu gezide seri katillerin iç dünyasını gözler önüne seriyor. İki pedofil seri katille yaptığı görüşmeleri ve bunların mektuplarını yorumluyor. Benecke'nin dünyanın dört bir yanında yürüttüğü soruşturmalar esnasında edindiği tecrübeleri okurken iyiyle kötü arasındaki sınırın bazen ne kadar geçirgen olabileceğini görerek hayret edeceksiniz. Hermann Hesse'in de dediği gibi, "Aydınlığı tanımak isteyen, karanlığı da tanımalı". Bu kitabı okuduktan sonra etrafınıza daha farklı bir gözle bakacaksınız.

Dr. Mark Benecke kriminolojik ipucu tespiti, araştırması ve değerlendirmesi konularında ABD, Kolombiya, Vietnam ve Filipinler'deki üniversitelerde misafir öğretim üyeliği yapmaktadır. Ayrıca başta FBI Akademisi olmak üzere birçok ülkenin polis akademilerinde de ders vermektedir. Genetik parmak izi, adli tıp ve kriminolojiyle ilgili çok sayıda inceleme makalelerinin yazarıdır. Ulusal ve uluslararası araştırma yayınları için, Moskova'da Hitler'in kafatası ve dişlerini, Transilvanya'da vampirleri, korsan Henry Morgan'a ait ipuçlarını ve Belçika'da kendini yakanların hadiselerini incelemiştir. Birçok uluslararası araştırma akademisinin üyesidir. Ayrıca çok sayıda televizyon yayını ve dizisinin bilimsel danışmanı ve Gesellschaft zur Wissenschaftlichen Untersuchung von Parawissenschaften (GWUP/Skeptiker) bilimsel danışma kurulu üyesidir.

Kitaptan Alıntı

“Gerçeğin, kurgudan daha dehşet verici olduğunu bilmiyor musun?” Mirror Queen (Brothers Grimm adlı filmden)

İnsan eti gibi iyi tadı olan başka ne vardır? Çiğ ton balığı. Eğer bu artık bir gerçeklik halini almasaydı, modern yamyamların psikolojik destek gruplarında yapılan iyi bir espri olabilirdi. Issei Sagawa’nın 1981 Haziran ayındaki notlarından: “Şimdiye kadar gördüğüm en güzel kadın. Onu Japon yemeği yemek üzere akşam yemeğine eve davet ettim. Kabul etti. Yemekten sonra, en sevdiğim Alman ekspresyonizmi tarzındaki şiiri okumasını rica ettim. Gittikten sonra, şiiri okurken yatağın üzerinde oturduğu yerde hâlâ kokusunu alabiliyorum. Yemek yerken kullandığı çubukları ve tabağı yalıyorum. İçimde büyük bir arzu var, bu kadını yemek istiyorum. Böylece, sonsuza dek bir parçam olacak.”

Bu güzel kadın, Issei’in evinde bir kez daha şiir okuduktan sonra, onun tarafından tabancayla öldürülür. Kan, kadının kafasından aralıksız olarak damla damla akar. İnsan eti yiyicisi, arkadaşını doğrarken, derinin hemen altındaki yağ tabakasının hayret verici derecede taneciklerden oluşmasına şaşırır (“aynı irmik gibi”), ama nihayetinde bu yağ tabakasının altındaki normal eti kazıyarak ortaya çıkarır:

“Kokusuz ve tadı yok. Mükemmel bir ton balığı parçası gibi ağzımda eridi. Onun gözlerine bakarak, ‘çok tatlısın’ diyorum.”

Daha sonra cesedin resimlerini çeker ve ölü kadınla cinsel ilişkide bulunur. Belin bir parçasını keserek yer, ama bu kez çiğ değil. Kızartır ve biraz tuz atarak, bir parça hardalla yer. Kurbanının külotunu peçete olarak kullanır. O kadar da kibarlık olacak artık!

Yediğinin tadına varan yamyam, bu sefer kadının göğüslerine yönelir. Ama göğüsleri fazla yağlı bulduğu için yemekten vazgeçer ve önce uylukları yemeği tercih eder. Ertesi gün cesedi tamamıyla parçalara ayırarak bir bavula koyup bir göle atmak ister. Ama sonra fikrini değiştirir:

“Baldırı keserken tadına bakmak istedim. Yağ tabakasının alt kısmı çok yumuşak. Daha sonra aynaya baktığımda yüzümün yağla kaplandığını gördüm.”

Tabii bu arada ceset iyice kasıldığı için ortaya sorunlar çıkar: “Çenesini açamıyorum, ama parmaklarım dişlerinin arasına girdi. Dilini kesiyorum ve ağzıma sokuyorum. Çok sert. Aynada dilimle onun dilini nasıl döndürdüğümü görüyorum. Ağzımı kapatmayı denerken dil ağzımdan dışarı kayıyor. Bunun üzerine dilinin derisini yüzüp eti yiyorum.”

Bir gün sonra kurtçuklar ortaya çıkana kadar, vücudun her kısmını tadar. “Bir çocuğun oyuncağını kırması gibi, şimdi kız arkadaşımı kaybettiğimi anlıyorum. Sinekler bunu bana gösteriyor.”

lssei birkaç et parçasını, sonraki günlerde daha önce yaptığı ve çok beğendiği hardal ve tuzla terbiye edilmiş kızartma için buzdolabına kaldırır. Hoşnutlukla not alır: “Et, günden güne yumuşuyor, tatlılaşıyor ve daha da lezzetli oluyor.” Kasaplar ve et lokantaları, bu durumu “gevşemek” olarak adlandırırken, kriminologlar “çürüme” diye tanımlarlar: Dokular, depolama sırasında ayrışarak gerçekten de yumuşar ve “tatlı” hale gelir.

Para içinde yüzecek kadar zengin babası, Issei’yi 15 aydan sonra psikiyatri kliniğinden çıkarır. O zamandan bu yana Issei, altı tane kitap yazdı ve ara sıra bir Gourmet dergisi için yazılar kaleme aldı. Bu ‘insan gurmesi’, şimdiye kadar herhangi bir pişmanlık göstermedi, ama yine de o zaman bırşeylerin ters gittiğini kabul etti:

“Onu öldürdüğüm için çok üzgünüm. Bu yüzdendir ki bu yamyamlık suçunu bir daha tekrar işlemedim. Bugün artık, sevgilimin etini yemek yerine, onun idrarını içiyorum. Şayet güzel bir beyaz kızı öldürmeden pişirmek mümkün olsaydı, bunu seve seve yapardım.”

Devir değişti. Yamyamlar eskiden olduğu gibi nadir bir tür de olsalar, yamyamlık kriminal olarak mümkün bir suç sayılmaktadır. Armin Meiwes, günümüzde Almanya’nın en tanınmış yamyamıdır ve insanların başka bir insanın etini yeme geleneği oldukça eskiye dayanır.

Tuhaf bir insan olan Münsterbergli (bugün: Ziebice, Polonya) Karl Denke böyle bir örnek. Ailesi Karl’ın küçükken oldukça sessiz, suskun ve kötü bir öğrenci olduğunu hatırlıyordu. Bu sakallı adam, ziyaret ettiği son aile eğlencesinde tek kelime etmeden kocaman bir tabak dolusu eti mideye indirdikten sonra akrabalarının şaşkın bakışları altında çıkıp gitti. Denke, evsiz barksız ve oradan oraya dolaşan insanlara bir sığınma evi sunduğu için çevresinde seviliyordu. Onlardan biri bir gün soluk soluğa Münsterberg’e gidip Karl Baba’nın baltayla kafasını kesmeye yeltendiğini anlattığında kimse bu sözlere inanmadı. Ama Denke’nın mutfağına bir göz atmak bu iddianın doğrulanmasına yetti: Kremşanti ile pişirilmiş kaba et, para cüzdanında dişler, insan derisinden yapılmış ayakkabı bağcıkları. Tutuklandığında taşıdığı, deriden yapılmış pantolon askılarında kurbanlarının mumyalanmış göğüs uçları tespit edildi. Bunun üzerine o zamanki arkadaşları Denke’nin düzenli tuttuğu kesim listelerini ele geçirdiler: Suskunluğuyla tanınan yamyam, “289.5 kilogram insan eti” kesip yemişti.
Ekitap İndir
[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Author Name

{picture#https://lh3.googleusercontent.com/FymUrEaf4VRt8qa37E5vOFjGq7rw0baT5ScQ7nwsZ7F1nMsihsXMJ-ECCaNgexvSUbcSY44G8IikGvIN11CTzgVt5G5RX49Wod48BJ1Ip44Xxwhr2t7et1d7jFjNaw1nyI25q9LLS8R7qiefMIQzr5wd02oNh7ki7pALRS_Y003Cm0E5cHu755RtLpH7nZZ6qTWX96FWc3d_Q21qShkKCdjNSsiXgMMOAJlY3Z5W-cI1uecrJrWL0j3SVXP0u4d0fu1_xq6eRQZGyfy2iSJ8Ezr6eJ9Q0py4y-ZMSCCJma9v9rk35pvY-nKQoMq95SI9C3hdRGK_uC3hDIVyAUrpvJfRFZSrKDMeSta6lC03mk12zmjygBVkf8h37zS0j_Cax4_zQekjcWoRvC-dMsNRtdLetCKwUAayhovBiIXenrcPCa9GM-Gw6CNkl-c3DhwCpCkvOcvavfQHS1HLD0yGsNfWJ03NXfi6WAWQg3Kc0ReJWWtdy0lRn4QUQ9obz-rfqBMegiqA_V6JT6d_n_tGATRZkcV5lr-T_CTQuY3Nv_e4la-l0KE7t6snoJui35gO33yCReas0YnaznkHcqFrYhP0mhUXYYwtIGfw4ybiXAT1eW6Nu95XVS411caUXY6OUa-512tP3V5HNzNs7_FjAdqr0pNDGIX6=w146-h118-no} {facebook#https://kitapazzi.blogspot.com.tr/} {twitter#https://twitter.com/Kitapazzi} {google#Yhttps://plus.google.com/u/0/104699689942249315316}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.