Eylül 2017

Jandy Nelson - Gün Işığım

Jandy Nelson - Gün Işığım



Yaş: 13
Her şey şöyle başladı:
Ben havayı, ağaçları saf panikle yarıp geçtiğim sırada tüm orman ayağımın altında sarsılırken Zephyr ve Fry —kasabayı yöneten sosyopatlar— peşimden koşturuyordu.

“Bittin sen, korkak!” diye bağırdı Fry.

Ardından Zephyr üzerimdeydi; önce bir, sonra iki kolumu birden arkama aldı ve Fry çizim defterimi kaptı. Ona doğru atıldım ama kolsuz ve çaresizdim. Zephyr’den kurtulmaya çalıştım. Yapamadım. Gözlerimi kırparak onları güveye dönüştürmeye çalıştım. Hayır. Hâlâ kendi bedenlerindeydiler: benim gibi, yaşayan tüm on üç yaşındaki insanları sırf eğlence olsun diye uçurumdan atan beş metre boyunda onuncu sınıf pislikleri.

Zephyr beni arkamdan kafamdan tutuyordu, nefes alıp verişiyle inip kalkan göğsü sırtımda, sırtım göğsündeydi. Terden sırılsıklamdık. Fry çizim defterimi karıştırmaya başladı. “Ne çiziyordun, Baloncuk?” Onun bir kamyonet tarafından ezildiğini hayal ettim. Çizimlerimin olduğu bir sayfayı kaldırdı. “Zeph, şu çıplak adamlara bak.”

Vücudumdaki kan dolaşımı durdu.
Ekitap İndir

[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linkine "LOGO" tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip sonra "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Rainer Maria Rilke - Sonuncular

Rainer Maria Rilke - Sonuncular

Cem Yayınevi, okuyucularına şimdiye dek Rilke'nin öykülerinden oluşan iki kitap sunmuştu: Tanrıdan Öyküler ve Beyaz Mutluluk. Elinizdeki kitap, Rilke'nin öykülerinden oluşan üçüncü kitap. On öyküden oluşan Sonuncular, yine Kâmuran Şipal'in Türkçesiyle okura ulaşıyor. Okuyacağınız öyküler, Rilke'nin ünlü şairliğinin yanı sıra, küçümsenmeyecek ölçüde başarılı bir öykücü olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.
Ekitap İndir

[alert title="LÜTFEN DİKKAT!" icon="info-circle"] SİTEMİZ SİZLERDEN ASLA LİNKLERE ULAŞMANIZ İÇİN TELEFON ONAYI VS. İSTEMEZ! BU TÜR REKLAMLAR AÇILIRSA KESİNLİKLE İTİBAR ETMEYİNİZ. Kitap linklerine tıkladıktan sonra 5 sn geri sayımı bekleyip sonra "REKLAMI GEÇ" butonuna basarak geçmeniz yeterli. Kitabın yüklü olduğu siteyi göremezseniz reklam sayfalarının arkasında kalmıştır, tarayıcınızdaki sekmelerinizi kontrol ediniz. [/alert]

Charles Darwin - Türlerin Kökeni
Charles Robert Darwin (12 Şubat 1809 - 19 Nisan 1882), İngiliz biyolog ve doğa tarihçisi

İnsan dahil tüm canlı türlerinin doğal seçilim yoluyla bir ya da birkaç ortak atadan evrildiğini öne sürmüş ve o günün şartlarına göre bu teoriyi destekleyen pek çok kanıt sunmuştur. Darwin´in fikirleri üzerine inşa edilen modern evrim teorisi, bugün biyoloji biliminin temeli ve birleştirici ögesidir. Evrimin gerçekleştiği olgusu Darwin hayattayken, doğal seçilim teorisinin evrimin ana açıklaması olması ise 1930´lu yıllarda bilim dünyası tarafından kabul görmüştür.[1] Darwin´in orijinal teorileri modern evrimsel biyolojinin temelini oluşturmakta, hayatın çeşitliliği üzerine birleştirici bir mantıksal açıklama sunmaktadır.

Canlıların coğrafi dağılımı ve fosiller üzerine yaptığı dikkatli gözlemler sonucunda, türlerin birbirine dönüşümüyle ilgilenmeye başladı ve 1838´de doğal seçilim fikrini geliştirdi.[5] Daha önce benzer fikirlerin "sapkınlık" olarak nitelendirildiğini ve bastırıldığını görmüş olduğundan, uzun süre fikirlerini en yakın arkadaşları dışında kimseye açmadı.[6] Olası itirazlara en iyi şekilde cevap verebilmek için araştırma yapmaya ve kanıt toplamaya başladı.[7] 1858´de Alfred Russell Wallace´dan aldığı bir mektubu okuyunca, Wallace´ın da kendisininkine benzer bir teori geliştirdiğini anladı ve nihayet teorisini yayımlamaya karar verdi.[6]
Ekitap İndir

Anna Carey - Kaçış

Anna Carey - Kaçış

Güneş battıktan bir saat sonra bile hâlâ sıcak olan tren büyük bir alana yayılmış şehrin altında ilerliyor. Vermont/Sunset Istas-yonunda siyah küt saçlı Çinli bir kadın platformun kenarından eğilip trenin ne kadar uzakta olduğunu anlamaya çalışıyor. Bir grup liseli genç, bir TV dizisi afişinin altında dikilip iPod kulaklıklarını birbirleriyle paylaşırken aynı zamanda Kool-Aid isimli bir çocuk hakkında konuşuyor. Ailesi, ablasını üniversitelerden birine yerleştireceği için Kool-Aid, Echo Park’ta bu hafta sonu parti veriyor.

Çocukların kahkahalarını duymuyorsun. Onlar, seni orada, tünelin karanlığındaki raylarda yatarken görmüyor. Titreme seni uyandırıyor, gözlerin birden açılıyor, tependeki kavisli tavanı görüyorsun. Şakaklarında ağır bir zonklama hissediyorsun. Omuzlarının iki yanında raylar uzanıyor. Omuriliğin, aylardır orada duran ambalajların ve eski gazetelerin doldurduğu girintiye basınç yapıyor.

Korna acı acı bağırıyor. Duvarda oluşan bir ışık huzmesi tren yaklaştıkça büyüyor. Başını kaldırıp göğsüne bakmaya çalışıyorsun ama vücudun çok ağır. Bacaklarım bir türlü hissedemiyorsun. Kalçanı çevirmen ya da hareket etmen oldukça zor. Yine de pes etmiyor, kendini platformun altındaki dar bölgeye çekmeye çabalıyorsun. Yorgunluktan yere düştüğünde tünelin sonunda treni görüyorsun. Işığı gözlerini kamaştırıyor.
Ekitap İndir

Alexandra Bracken - Yolcu

Alexandra Bracken - Yolcu



Civar köylere çıkan yılankavi patikalardan uzaklaşıp hep birlikte yukarılara tırmandıkça dünya, kendini ona en saf hâliyle sundu: sessiz, kadim, gizemli.

Ve de ölümcül.

Nicholas hayatının büyük bir kısmını denizin ya üstünde ya da güzel bir rüzgâr estiğinde o balık ve tuzlu su kokusunu duyumsayacak kadar yakmmda geçirmişti. Şimdi bile, sis ve bulutlardan oluşan o kaim örtünün ardmda belirmesini bekleyerek manastıra yaklaşırlarken kendini, arkasına dönüp Himalayalarm yüksek tepelerinin ötesini, göğün dalgalanan suyun kıvrımlarıyla buluştuğu o puslu çizgiyi görmek -cesareti, kendine güveniyle birlikte yok olup gitmeden önce demir atabileceği tanıdık bir şeyler bulmak- için beyhude yere araştırırken buldu.

Toz, toprak ve basamaklardan yılankavi bir geçit olan patika, ilk başta üzerinden yosun akan çam ağaçlarının arasında uzanıyordu; şimdiyse bu dimdik, sarp uçuruma inanılmaz bir şekilde inşa edilen Taktsang Palphug Manastırı'na çıkıyordu. 
Sıra sıra asılmış, rengârenk dua bayrakları ağaçların tepesinde çarparak dalgalanıyordu ve bu manzara sayesinde göğsündeki sıkışma hissi biraz olsun azaldı. Bu görüntü, ona bir anda, Kaptan Hall'ün kendisini ilk defa New York Limam'na getirdiği ve yeni firkateynlerin, her şekil ve desende bayraklarla süslenmiş olduğu o günü hatırlattı.
Ekitap İndir

Danielle Steel - Melek


Los Angeles’m banliyösü olan San Dimas’da sıcak haziran güneşi tüm ışıltısıyla hissediliyordu. Los
Angeles’la Hollywood’un görkemi buradan pek hissedilmezdi. Kent öylesine uzakta kalmıştı ki, sanki
böylesi bir yer hiç var olmamış gibiydi. Burada yaşayan çocuklar sıcak bir yaz gününde sıradan çocuklar gibi yaşamlannı sürdürürlerdi. Okulların kapanmasına az bir zaman kalmıştı ve birkaç gün sonra da mezuniyet balosu vardı.

Diploma töreninde veda konuşmasını yapacak olan son sınıf öğrencisi Johnny Peterson son dört yıldır
hem atletizm, hem de futbol takımlarının yıldızıydı. Dört yıldan beri de Becky Adams’la çıkıyordu. Şimdi  ikisi de okulun basamaklannda yan yana durmuş, arkadaşlarıyla konuşuyorlardı. Delikanlı uzun ve zayıf bedenini genç kızın bedenine hafifçe yaslamıştı. Zaman zaman bakışlan karşılaşıyordu. Yaşıtları gibi onlann da kendi aralannda paylaştıkları bazı sırlar vardı. Birbirlerine âşıktılar ve uzunca bir flört döneminin ardından son bir yıldan beri de cinsel ilişkiye girmişlerdi. Evlenmeye ilişkin herhangi bir plan yapmamalarına karşın liseli âşıkların genelde yaptığı gibi onlar da bir gün evleneceklerini düşünüyorlardı.
Johnny üniversiteye başlamadan önce, temmuzda on sekiz yaşına basacaktı. Becky ise mayıs ayında on sekizine basmıştı.
Ekitap İndir

Ahmet Ümit - Kavim
Ahmet Ümit - Kavim
Göğsünde haç saplı bıçakla öldürülmüş bir adam.

Adamın kanıyla satırları çizilmiş bir İncil. İstanbul'dan Anadolu'nun derinliklerine, kadim dinlerin kadim kiliselerine bir yolculuk. Hıristiyanlığın bu topraklardaki kökleriyle yüzleşme. Kavimler bahçesi olan ülkemizin tükenmeye yüz tutmuş kültürlerine bir saygı duruşu... Süryaniler, Nusayriler, Rumlar, Türkler, Kürtler ve bu toprakları ülke yapan halklar... Ülkemiz kültürüyle bezeli, merakla okunan bir roman...

"Genzini yakan koku uyandırdı onu. Bu kokuyu tanıyordu. Yıllarca kapalı kalmış bir kilisenin kokusu. Kilisede yakılan kandillerin, ufalanan taşların, eriyen mermerin, çürüyen ahşabın, yıpranmış sayfaların, küflenen cesetlerin kokusu. Dehşete düşmesi gerekirdi ama sadece çevresine bakındı. Usulca kımıldayan siyah bir leke gördü. Biçimsiz, belirsiz bir leke... Simsiyah bir siluet... Gülümsedi lekeye.

'Mor Gabriel,' diye mırıldandı.Leke yaklaştı, yaklaşınca insan cismine bürünüverdi. Siyahlar içinde bir insan. O insan başucuna geldi, kulağına fısıldadı: 'Beni tanıdın mı?'
Ekitap İndir

Jessi Kirby - Bugün Farklı Olacak


O
Yaşam anlardan ve seçimlerden ibarettir.
Bu anların ya da seçimlerin hepsinin kalıcı bir etkisi yoktur elbette. Özgürlüğün tadına bakmak için okuldan kaçmak, aynaya bakınca size kendinizi prenses gibi hissettiren bir balo elbisesi almak. Hatta açık bir pencereden karanlık geceye bakmak, farların söndüğü ve bilinmezin sizi içine çektiği bir yolun sonuna kadar sessizce parmak uçlarınızda yürümek. Hepsi gerçekten küçük seçimlerdir. Önemsiz ve de masum.
Fakat sonra.
Sonra o farklı anlar vardır. Yaptığımız bir seçimden ötürü geri dönülemez şekilde değişen şeyler. Yalnız gecelerde ve boş günlerde tekrar tekrar düşündüğümüz o anlar. Bize, gerçeklerin insanın canını aslında o kadar acıtmayacağını ya da birileri aksini söylese bile seçimimizin doğru olduğunu gösterecek bir işaret aradığımız o anlar.
işte öyle anlarda kendimize açıklamalar yapıp uykuya dalabilmek için seçimlerimizi kendi kendimize haklı çıkarmaya çalışırız. Sonra onu derine, o kadar derine gömeriz ki neredeyse hiç olmamış gibi davranırız. Fakat farklı olmasını ne kadar istesek de dünyamız bazen, yaptığımız seçimler ve sakladığımız sırlarla biçimlenir.
Ekitap İndir

Robert Beatty - Serafina ve Siyah Pelerin


Robert Beatty'nin 1 milyondan fazla satan ve New York Times Çoksatanlar listesinde 59 haftadan fazla kalan romanı şimdi Türkçede!

“Asla ormanın derinliklerine inme. Orada bir sürü tehlike saklı ve ruhunu ele geçirebilirler.”

Serafina hiçbir zaman babasının sözünden çıkıp Biltmore Evi’nin uzaklarına gitmemişti. Yaşadığı evin keşfedilecek bir sürü yeri vardı ama Serafina’nın kimse tarafından görülmemesi gerekiyordu. Yukarı katlarda yaşayan zenginlerden hiçbiri Serafina’nın varlığından haberdar değildi.

Fakat Biltmore Evi’nden çocuklar kaybolmaya başlamıştı ve sebebini bir tek Serafina biliyordu: Geceleri Biltmore’un koridorlarında siyah pelerinli bir adam dolanıyordu. Serafina, Siyah Pelerinli Adam'dan kıl payı kurtulduktan sonra Ev'in genç yeğeni Braeden Vanderbilt’le kafa kafaya verdi. Braeden ve Serafina, Siyah Pelerinli Adam’ın kim olduğunu bulmak zorundaydı… yoksa tek tek bütün çocuklar ortadan kaybolacaktı.

“Serafina’nın kendisini anlama süreci ve meçhul aile geçmişi ile gerçekten ürkütücü birkaç sahneyle bu roman inanılmaz bir gizemi temsil ediyor.”
-Publishers Weekly-

“Tüyler ürpertici bu macera herkesin hoşuna gidecek.”
-Booklist-

“Hikâye baştan sona gerilimle dolu ve aynı Siyah Pelerinli Adam’ın kurbanlarını kavradığı gibi, okurlarını da kendine saracak.”
-School Library Journal
Ekitap İndir

Jacques Montangero - Rüyanın Psikolojisi


Oldukça İlginç Bir Yaklaşım

Rüya görmek, özgürlük, fantezi ve yaratıcılığın birbirlerini doğurduğu bir alana girmektir. Evet, özgürlüğün de olduğu bir alandır çünkü zihnimiz carte blanche’tır1 amaç ve niyetlerimizle ilgilenmeden, toplumsal ya da fiziki çevrenin beklentilerini dikkate almadan maruz kaldığı her şeyi yansıtır. Aynca, bu temaları ele alma ve işleme biçiminde söz konusu olan da özgürlük kavramıdır. Hiç kuşkusuz, ifade biçimi her zaman somut ve imgelerle doluyken, metaforlar çoğu zaman daha önce kullanılmamış olanlardır; anlatımlara başvurulmuş olabilir fakat daha sonra bir kenara atılmışlardır ve bütün bu düzeyler arasmda bir tercih durumu devreye girer. Bu tercih katı bir gerçekçilikten en çılgın fantezilere kadar uzamr. Dolayısıyla özgürlük gündelik faaliyetlerimizde ender görülen fanteziye izin verir. Birtakım bağımsız olgular -kişiler, yerler, nesneler- farklı öğelerin karışmasıyla oluşmuştur: karakteri babama benzeyen ama fiziği farklı olan biri ya da direksiyonu ağır olan bir spor araba. Fantezi tuhaf ya da şaşırtıcı durumlarla iç içe geçmiş olabilir. Bir başka deyişle uyurken uyanık olduğumuz zamanlara göre çok daha yaratıcı oluruz. 
Gündüz vakti, birkaç saat içinde onlarca film sahnesi veya yepyeni anlamlarla dolu bir metin yaratabilir miyiz?

Jacques Montangero - Rüyanın Psikolojisi

Laura Dave - Sekiz Yüz Üzüm


Sebastopol, California. Altı ay önce

Annemle tanıştıkları güne dair babamın harika bir C hikâyesi vardır; bu hikâyeyi anlatmaktan hiç sıkılmaz. Aralık ayında karlı bir günmüş ve birlikte iş yaptığı bir adamın Lincoln Center’ın önünde onu bekleyen sarı Vosvos’una koşturuyormuş. İki elinde iki bardak kahve, kolunun altında da bir yığın gazete varmış. (Wall Street Journatdz, üzüm bağının ilk mahsulünden -on dördüncü blokun üzümlerinden- ürettiği ilk ve tek şarabı Blok 14, Pinot Noir hakkında kısa bir yazı çıkmış.) İlk şarabının gazetede çıkmasının heyecanı ile dumanı tüten sıcak kahveleri bir an evvel bir yerlere koyma telaşı arasında Daniel Bradley Ford o anda Lincoln Center’ın önünde bekleyen iki sarı Vosvos olduğunu fark edememiş. Bindiği sarı kaplumbağanın şoför koltuğunda ısınmak için büzülmüş hâlde oturan kişi, Dan’in Doğu Sahili distribütörü değilmiş. Onun yerine müstakbel karısı Jennv oturuyormuş.

Yanlış arabaya binmiş ve mavi eldivenleri, mavi beresinin altından taşan uzun sarı saçlarıyla hayatında gördüğü en harika kadınla karşılaşmış. Arka koltuğun neredeyse tamamını bir çello kaplıyormuş.

Hikâyeye göre -ve annemle babamı tanıdığım için buna inanırım- annem çığlığı basmamış. Babama kim olduğunu, arabasında ne aradığını sormamış. O büyülü gülümsemesiyle babama bakmış ve “Ben de neden bu kadar geç kaldığını merak etmeye başlamıştım,” demiş.
Ekitap İndir

Lemariz Müjde Albayrak - Frezya

Lemariz Müjde Albayrak - Frezya

Hayatımda gördüğüm en iri kıyım adam, cehennem zebanisi gibi kapımın önünde dikilmiş; gözlerini benden kaçırıp, o iri cüsseye hiç yakışmayacak kadar ince ses tonuyla, kibar olmaya çalışarak konuşuyordu.

"Abla, Timur Abim 'Hemen getirin lan onu buraya!'

dedi. Elim mahkûm abla... Biliyosun huyunu! Şimdi gece gece iş çıkarma be ablam. Omzuma da atsam seni, yine de götürcem Timur Abi'ye. Bak valla ben de aranızda kalıyorum."

"Ben gitmem lan o mafya bozuntusu ayı herifin ayağına! Çok meraklıysa kendi gelsin! Beni bir işaretiyleayağına koşacak orospulardan sandı galiba! Söyle o abine, benden iş çıkmaz!"

"Abla yapma etme! Bak gel, olmadı dönersin. Yakcan be abla ikimizi de."
Ekitap İndir

Üstün Dökmen - Mutluluğun Anahtarı - Küçük Şeyler 1
Bir süredir televizyonda devam eden Küçük Şeyler adlı program bu kitabın oluşumuna ilham verdi. Üstün Dökmen Küçük Şeyler kitabında temel konulara, özellikle toplumun ihtiyacı olduğunu düşündüğü ve seminerlerinde izleyenlerin etkilendiklerini gözlemlediği konulara değiniyor. Programda ele alınan bazı konuların genişletilmesi ve yeni konuların eklenmesiyle oluşan kitabın çerçevesi insan ilişkileri, iletişim hataları, yaşama sevinci, çocuklarla iletişim, eşlerle iletişim, rollerimiz, kadın-erkek eşitliği... 
Küçük Şeyler, etrafımızdaki pozitif şeyleri görüp hayatımızdaki zorlukları, tuzakları yok saymayan, aksine tüm detaylarıyla -Küçük Şeyler’le- bir kez daha gözler önüne seren, verdiği ipuçlarıyla yaklaşım ve davranışlarımıza ışık tutan bir eser.
Ekitap İndir

Hernan Rivera Letelier - Film Anlatıcısı Kız

Hernan Rivera Letelier - Film Anlatıcısı Kız



BİR FİLMİ ANLATMAK BİR RÜYAYI ANLATMAK GİBİ BİR ŞEY...

Sili'nin kiiçiik bir kasabasında yaşayan on bir yaşındaki Marıa Margarita’nın film anlatmak gibi garip biryeteneği vardır. Pampanın göz alabildiğine uzandığı, güherçile madeninin insanların kaderini belirlediği bu kasabaya ne zaman Marilyn Monroe, Gary Cooperya da Charlton Heston’ın oynadığı bir film gelse hemen bir bilet alınır ve Marıa doğruca sinemaya gönderilir. Marıa sinemadan döndüğünde, tekerlekli sandalyeye mahkûm babası ve dört kardeşine filmi anlatır. Bir süre sonra bu işte o kadar ustalaşır ki kasaba halkı onu dinlemek için ev e akın etmeye başlar...

Hatta bu iş küçük bir aile şirketine dönüşür; işte, düşüş de o zaman başlar...

Hernân Rivera Letelier’den küçük bir kızın sinema sevdasına dair büyülü bir masal...

Hernân Rivera Letelier 1950 yılında Sili'de doğdu. Uzun yıllar Kuzey Sili'deki güherçile madenlerinde çalıştı. 199 i yılında La Reina isabet can taba rancheras adlı romanıyla büyük üne kavuştu. Romanları pek çok dile çevrildi. Hernân Rivera Letelier 2001’de Fransa Kültür Bakanlığı tarafından Sanat ve Edebiyat Şövalyelik Nişanına layık görüldü.
Ekitap İndir

Brooke Davis - Yalnızca Millie

Brooke Davis - Yalnızca Millie



Köpeği Rambo, Millie’nin tik Ölü Şey’iydi. Gökyüzünün yere düşmek üzereymiş gibi basık göründüğü bir günün sabahında, erkenden yol kenarında buldu onu. Rambo’nun şekilsiz gövdesinin çevresini sis kaplamıştı. Ağzı ve gözleri havladığı sırada donup kalmış gibi açıktı, Köpeğin sol arka bacağı Millie’nin daha önce hiç görmediği bir açıyla geriye uzanıyordu, ikisini çevreleyen sis dağıldı, bulutlar gökyüzünde toplandı ve Millie köpeğinin yağmura dönüşüp dönüşmediğini merak etti.

Rambo yu okul çantasına koyup yokuş yukarı sürükleyerek eve taşıdığı zaman, annesi Millie’ye bazı şeyleri anlatmak zorunda kaldı.

Daha iyi bir yere gitti, diye haykırdı, oturma odasını elektrikli süpürgeyle temizlerken.

Daha iyi bir yer mi?

Ne? Evet, cennete gitti tatlım, hiç duymadın mı? Şu kah-rolasıca okulda size hiçbir şey öğretmiyorlar mı? Ayaklarını kaldır! Köpek Cenneti ne gitti, orada istediği kadar köpek bisküvisi yiyip istediği yere kakasını yapabilecek. Tamam, indir ayaklarını. İndir dedim! Zaten kaka yerine, ne bileyim, köpek bisküvisi yapıyorlar orada. Köpek Cenneti’nde kaka yapıp köpek bisküvisi yiyerek, koşup zıplıyor, başka köpeklerin kakasını yemekten başka bir şey yapmadan zaman geçiriyorlar.
Ekitap İndir

Bernard Corwell - Kutsal Kase'nin Peşinde - Heretik


Calais, 1347
Yol, doğu tepelerinden gelip denizin kenarındaki bataklıkları geçiyordu. Kötü bir yoldu. Yazın ısrarlı yağmurları, güneş çıktığında kuruyan yapış yapış bir çamur haline getirmişti onu, ama Sangatte'nin tepelerinden Calais ve Gravlines'ın limanlarına inen tek yoldu. Belirgin bir özellik taşımayan küçük bir köy olan Nieulay'da, Ham Nehri'ni taş bir köprüyle geçiyordu. 
Ham nehir unvanı almayı pek hak ediyor sayılmazdı. Hastalık dolu bataklıklardan sızıp sahildeki çamurluk düzlüklerde sona eren, ağır ilerleyen bir akarsuydu o kadar. Öyle kısaydı ki insan kaynağından denize kadar bir saatten kısa bir süre içinde yürüyebilirdi ve öyle sığdı ki sular çekildiğinde insan belini ıslatmadan karşıya geçebilirdi. Sazların kalınlaştığı, balıkçıl kuşlarının bataklık otları arasında kurbağa avladığı yerlerde suları çekiliyordu ve Nieulay, Hammes ve Guîmes
köylülerinin hasırdan yılan balığı tuzakları koydukları yerlerde daha küçük akıntı labirentiyle besleniyordu.
Nieulay ve taş köprüsünün tarih boyunca uyuklaması beklenebilirdi, ama Calais kasabası yalnızca iki mil kuzeyde uzanıyordu. 1347 yılının yaz ayında otuz bin kişilik İngiliz ordusu limanı kuşatma altına almıştı,
Ekitap İndir

Arthur Schopenhauer - İstencin Özgürlüğü Üzerine

Arthur Schopenhauer - İstencin Özgürlüğü Üzerine

KAVRAM TANIMLAMALARI

Aslında Orta Çağ ve yakın zamanların tüm felsefesinin temel bir problemiyle iç içe geçen böylesine önemli, ciddi ve zor bir som şüphesiz epey titiz olmayı, somda varolan ana kavramları çözümlemeyi gerektirir.

1. Özgürlük ne demektir?

Dikkatle incelendiğinde özgürlük, olumsuz bir kavram olarak çıkar karşımıza. Biz, özgürlük deyince sadece bütün engel ve baskıların yokluğunu düşünürüz; bu ise diğer taraftan gücün varlığına işaret etmesiyle olumlu bir şey olmak zorundadır. Kavram, engellerin olanaklı niteliklerini karşılayan birbirinden çok farklı üç alt türe ayrılır: fiziksel, entelektüel ve ahlaki özgürlük.

a) Fiziksel özgürlük her tür maddi engelin yokluğudur. Bu yüzden "açık gökyüzü1, serbest görüş sahası, temiz hava, açık alan, boş meydan, serbest ısı (kimyasal bağı olmayan), serbest elektrik yükü, dağlar veya su bentleriyle durdurulmayan suyun serbest akışı vb." deriz. Sadece "boş oda, bedava yemek, özgür basın, posta ücretsiz mektup" bile bu tür şeylerden yararlanılmasına engel oluşturmaya alışkın can sıkıcı koşulların yokluğunu anlatır. Ancak bizim tasavvurumuzdaki özgürlük kavramı en çok, eylemleri istençlerinden doğmuş, yani istemli olan ve bundan dolayı hiçbir engel bunu imkânsızlaştıramadığı zaman özgür diye tanımlanabilecek canlı varlıkların bir niteliğidir. Bu engeller çok çeşitli türde ortaya çıkabildiği ve onlardan dolayı engellenen daima istenç olduğu için kolaylık olsun diye kavram tercihen olumlu anlamda kavranır ve bununla, salt kendi istenciyle hareket eden ya da sadece kendi istenci doğrultusunda davranan her şey kastedilir; kavramın böyle ters çevrilmesi özde hiçbir şeyi değiştirmez. Bu yüzden, özgürlük kavramının bu tür fiziksel anlamı çerçevesinde hayvan ve insanlar, eylemlerinin -ne zincir, ne zindan ne de işkenceyle kötürümleştirme-hiçbir fiziki ya da maddi engelle karşılaşmaması, tam tersine koşulların istençlerine göre işlemesi halinde özgür diye tanımlanabilirler.
Ekitap İndir

Cemal Kutay - Atatürk Olmasaydı

Cemal Kutay - Atatürk Olmasaydı



Acaba"ATATURK OLMASAYDI?" Neler olurdu?
Unlu İngiliz Devlet Adamı VVinston Churchill'in dediği gibi;
Avrupa’nın ortasında Viyana’dan, Ortaasya’ya, Hindistan’a kadar dunya siyasi coğrafyası değişirmiydi?

Carlık Rusya’sında kominist ihtilali başarıya ulaşır, Ramanof Hanedanı yıkılırmıydı? 
70 Yıldan fazla suren bir zaman suresinde kominist rejim dunyanın korkulu ruyası olurmuydu? 
Rusya gelişmiş ulkeler arasında mustesna bir yer alamazmıydı? 
Dunya’nın tahıl ambarı olamazmıydı? Sıcak denizlere acılamazmıydı?
Bolgemizde ve dunyada siyasal ve sosyal duzen ne olurdu?
Muttefiklerin, I. Dunya Harbinin başında amacladıkları ve anlaştıkları, yuzyıllık dunya duzeni kurulabilirmiydi?
Acaba somurulen ulkeler ve mazlum milletler, bağımsızlık hareketleri icin ornek alabilecekleri bir başka ulke, bir başka lider bulabilirmiydi?
Ekitap İndir

Carl Sagan - Kozmos

Carl Sagan - Kozmos



KENDİ KENDİMİZİ KEŞİF YOLCULUĞUDUR...

«Biz hem gökyüzünün, hem yeryüzünün çocuklarıyız. Bu gezegen üzerindeki varlığımız süresince tehlikeli bir evrimsel yük sırtlamış bulunuyoruz. Bu yük torbasının içinde saldırıya ve töreye yatkınlık, liderlere baş eğme ve yabancılara düşmanca davranış gibi kalıtsal eğilimler yer alıyor. Fakat aynı zamanda başkalarına karşı şefkat, çocuklarımıza karşı sevgi, tarihten bir şeyler öğrenme ve giderek zekâ ve yeteneklerimize bir şeyler katma eğilimlerine de sahibiz; bunlar da hayatta kalmamıza ve refahımızı sürdürmeye yarayan etkenler... Yanımızdaki bu eğilimlerin hangileri üstün gelecek bilmiyoruz»..

Bizi Kozmos'un enginliklerinde kaçınamayacağımız bir hedef beklemekte. Dünya-dışı akıllı varlıkların bulunduğuna ilişkin henüz açık belirtiler yok. Bu, bizimkine benzer uygarlıklar acaba hiç durmamacasına kendi kendilerini yok mu ediyorlar, diye bir soru getiriyor aklımıza. Yerküremize uzaydan baktığımızda, ulusal sınır diye bir şey göremiyoruz. Uzaydan gezegenimizin incecik mavi bir hilâl, sonra da yıldızlar kenti arasında bir ışık noktası olarak göründüğünü izleyince; etnik, dinsel ya da ulusal şo-venist davranışların sürdürülmesi akıl almaz bir duruma dönüşüyor...

Hayatın hiçbir zaman başlama olanağı bulunmadığı dünyalar var. Kozmik felaketlerin yakıp yıktığı dünyalar da var. Biz talihliyiz, hayattayız, güçlüyüz. Uygarlığımızın ve türümüzün refahı elimizde olan bir şey. Eğer yerküre adına bizler söz sahibi değilsek kim olabilir? Varlığımızı sürdürmede karar veren bizler olamazsak kim olabilir?»»
Ekitap İndir

Cayla Kluver - Prensin İhaneti - Alera

Cayla Kluver - Prensin İhaneti - Alera

Düşmanına Âşık Bir Prenses, Yıkımların Ve Büyük Kayıpların Yaşandığı Bir Savaş Dönüşü Olmayan Yolların Ve Bir İhanetin Hikâyesi… 

Âşık olmaması gereken birine bağlanan Hytanica Kraliçesi Alera, kalbini ele geçiren Narian'ı unutmak zorundadır. Çünkü Narian'ın kaderinde, güçlü büyü ustası Ulubey'in emriyle Hytanica'yı ele geçirmek vardır. Alera onun Hytanica'yı fethedeceğine hiçbir zaman inanmamıştır, ta ki Narian'ın komutasındaki Cokyria birliklerinin saldırısına kadar…

Bir kalbin uğrayabileceği en büyük ihaneti tadan Alera, duygularını bir kenara bırakıp krallığına bu karanlık zamanlarda önderlik etmek zorundadır. Tüm umutların, iradenin ve cesaretin tükendiği bir anda gücünü toplamalı, en karanlık gecenin bile ardında şafağın olduğunu hatırlamalıdır.

"Gençlik edebiyatı, tarihsel kurgu ve fantazya türlerinin hayranları bu muhteşem dünyada geçen hikâyenin devamı için sabırsızlanacaklar."
-RT Book Review-
Ekitap İndir

Banu Avar - Sınırlar Arasında
Banu Avar - Sınırlar Arasında

Koskoca Osmanlı coğrafyası parçalanıp bölündüğünde, milyonlarca insan sınırlar arasında kalmıştı. Balkanlar'dan Ortadoğu'ya ve Kafkaslar'a kadar aynı dili konuşan, benzer davranışlara, benzer hislere sahip, aynı tehditlere maruz milyonlarca insan. 
Onlar yüzyıldır, hangi ülke sınırları içinde yaşarlarsa yaşasınlar, hep "sınırların arasında" kaldılar...
Onlar Bulgaristan'ın Kırcaalisi'nde, Yunanistan'ın Gümülcinesi'nde, Makedonya'nın Kocaalisi ya da Suriye'nin sınır köylerinde yaşarlar. 
Batum'da, Kırım'da, Kerkük'te, İran'da onlara rastlarsınız. Uzaklarda bizi anarlar biz hep uzaklara bakarız. Her ailenin kuşaktan kuşağa aktarılan anıları vardır.
Ben de sık sık uzakları hüzünle anan bir ailede büyüdüm. Belki bu yüzdendir "sınırlar arasında" olan bitenlere merakım, bizden olanlara dokunma tutkum.
Anneannem Balkan Harbinin dehşet dolu göç dalgalarında Selanik ile İstanbul arasında bir yerde doğmuş. Dedem bir Manastır göçmeni.
Ekitap İndir

K. A. Tucker - Sadakat

K. A. Tucker - Sadakat

İç ürpertici bir çatırtı Im ogen'in dikkatini atriyumun merkezine çekti. Orada, hâlâ tütmekte olan kömürleşmiş vampirlerin ve Gözcülerin ceset yığınları arasında, sessizce göğe uzanan süt beyaz mermerden bir kadın duruyordu. 
Ölüm kokusu havaya işlerken, cadının burun delikleri tiksintiyle büzüldü.
On iki saat önce Imogen, kötülüğüyle ün salmış iki vampirin Manhattan'daki yuvasına yapılan saldırıyı yönetmişti. O ve yirmi dört cadıdan oluşan ekibi, büyü etkisi altındaki iki yüz Gözcü'yü (kendilerine bir sığmak arayan vampir ordusunun dikkatini dağıtmakta yem olarak işe yaramışlardı) takip ederek demir kapılardan içeri dalmışlardı. Planlanması aylar süren ve bir cadın tam vaktinde kaçırılmasını gerektiren saldırı müthiş derecede başarılı olmuştu.
Malum üç hedef de dahil olmak üzere birkaç sülük kaçmıştı. Moral bozucuydu, ama tamamen de beklenmedik bir şey değildi.
Ekitap İndir

Danielle Steel - Tutku Yılları


Alarm saat altıyı biraz geçe çaldı. Kadın gerindi, bir kolunu yorganın altından çıkararak saati susturdu. Hâlâ onu hiç duymamış olduğunu farzedebilir, uykusuna devam edebilirdi.

Gitmek zorunda değildi... Her şey farklıydı... Sonra telefon çaldı.

"Kahretsin!" Kaitlin Harper yatağın içinde doğruldu. Önceki gün örmüş olduğu kahverengi uzun saçları omuzlarındaydı ve yüzü güneşten bronzlaşmıştı. Telefon bir kez daha çaldı. Kaitlin içini çekerek ahizeyi kaldırırken, esnemesinin duyulmaması için dişlerini birbirine kenetledi. Mutlu olduğu zamanlar hep gülermiş

gibi görünen çok hoş bir ağzı vardı, ama bugün yeşil gözleri şimdiden çok fazla ciddi görünüyordu. Artık iyice uyanmıştı. Oysa uyuyup her şeyi unutmak çok daha kolaydı.

"Selam, Kate," Tanıdık sesi duyunca gülümsedi. Arayanın Felicia olduğunu tahmin etmeliydi. Nerede olduğunu başka hiç kimse bilmiyordu.

"Bu saatte ayakta ne yapıyorsun?"

"Eh, alışılmış şeyleri."
Ekitap İndir

Melissa Landers - Yıldız Yağmuru

Işıklar zifirî uzayda daha parlak görünüyordu. İnsanın gözleri zifiri karanlıkta yönünü bulabilmek için ışık yayan her türlü nesneden faydalanmaya alışıyordu. Cassia uzayda geçirdiği ilk senenin ardından gözlerinin bu duyusal yoksunluğa uyum sağladığını fark etmişti. Botlarını bulabilmesi için uzak bir yıldızın gemideki yatak odasının penceresinden giren parıltısı yeterli oluyordu. Şimdi ise 

SS Banshee’de ikinci yılını tamamlamıştı ve artık gece yarısı gemide bir kedi gibi rahatlıkla hareket edebiliyordu. Retinaları en ufak bir ışık kaynağını bile büyütüyor, Cassia tavandaki ampulleri yakmaya nadiren ihtiyaç duyuyordu.

Bunun iyi bir şey olduğundan emin değildi.

Kendi dünyası olan Eturia’dan istemeye istemeye ayrılmış, daha doğrusu kaçmıştı ve niyeti, bir ay dolmadan

evine dönmekti. Aradan yirmi altı ay geçmişti. Cassia saymıştı. Artık her geçen ay ona bir yenilgi gibi geliyordu ve bazı günler evini bir daha görüp göremeyeceğini merak ediyordu.

Dar ranzasında dönüp duvara yapıştırılmış fotoğraflardan birine, kendi kraliyet ailesine ait topraklara, capcanlı, çivit rengi, devasa bir göle uzanan inişli yokuşlu, geniş arazi panoramasına baktı. Bu fotoğraf, alelacele kaçışı sırasında yanma alabildiği üç şeyden biriydi. O zamandan bu yana fotoğrafa bakarak o kadar çok zaman geçirmişti ki parmaklarını lavanta kaplı tepelerin kenarlarında gözleri kapalı gezdirebilirdi. Bazen rüyalar ile farkmdalığm arasında sıkışan o alaca karanlık anlarında rüzgârla hışırdayan yaprakların sesini duyar, yeni biçilmiş çimenlerin kokusunu alır gibi olurdu. Ama sonra gözlerini kırptığı anda büyü bozulur, duyuları oda arkadaşı Kane’in horultularıyla ve misk kokulu deodorantıyla dolardı.
Ekitap İndir

Natalio Grueso - Yalnızlık


Hiç kimse benim kadar iyi bilemez yalnızlığı. Hiç kimse.

Ne uzun kış gecelerinde yatakta yanında bir çift soğuk ayak bulunmasının ne demek olduğunu hiç bilmeyenler.

Ne saçlarını sabunlayan şefkatli parmakları hiç tanımamış olanlar.

Ne parkta kimsenin oynamak istemediği şişman çocuk.

Ne de yazın kız arkadaşı olmadığından köy kütüphanesindeki bütün kitapları okumuş sivilceli, gözlüklü ergen.

Hiç kimse.
Ekitap İndir

Author Name

{picture#https://lh3.googleusercontent.com/FymUrEaf4VRt8qa37E5vOFjGq7rw0baT5ScQ7nwsZ7F1nMsihsXMJ-ECCaNgexvSUbcSY44G8IikGvIN11CTzgVt5G5RX49Wod48BJ1Ip44Xxwhr2t7et1d7jFjNaw1nyI25q9LLS8R7qiefMIQzr5wd02oNh7ki7pALRS_Y003Cm0E5cHu755RtLpH7nZZ6qTWX96FWc3d_Q21qShkKCdjNSsiXgMMOAJlY3Z5W-cI1uecrJrWL0j3SVXP0u4d0fu1_xq6eRQZGyfy2iSJ8Ezr6eJ9Q0py4y-ZMSCCJma9v9rk35pvY-nKQoMq95SI9C3hdRGK_uC3hDIVyAUrpvJfRFZSrKDMeSta6lC03mk12zmjygBVkf8h37zS0j_Cax4_zQekjcWoRvC-dMsNRtdLetCKwUAayhovBiIXenrcPCa9GM-Gw6CNkl-c3DhwCpCkvOcvavfQHS1HLD0yGsNfWJ03NXfi6WAWQg3Kc0ReJWWtdy0lRn4QUQ9obz-rfqBMegiqA_V6JT6d_n_tGATRZkcV5lr-T_CTQuY3Nv_e4la-l0KE7t6snoJui35gO33yCReas0YnaznkHcqFrYhP0mhUXYYwtIGfw4ybiXAT1eW6Nu95XVS411caUXY6OUa-512tP3V5HNzNs7_FjAdqr0pNDGIX6=w146-h118-no} {facebook#https://kitapazzi.blogspot.com.tr/} {twitter#https://twitter.com/Kitapazzi} {google#Yhttps://plus.google.com/u/0/104699689942249315316}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.